Bu tefsirin müellifi, Şerîf Lâhîcî olarak meşhur olan Muhammed bin Ali (v. hicrî 1088)’dir. Bu tefsir, dört kalın cilt halinde Farsça olarak yazılmıştır. Her ne kadar Şerîf Lâhîcî’nin hikemî ve felsefî bir tefekkür yapısı olsa da, Hadîs Ehli’nin tasvipleri esasınca kaleme alınmıştır. O, âyetleri kelimesi kelimesine tercüme ettikten sonra, âyetlerle irtibatlı olan rivayetleri zikretmiştir. Tefsirinde Eşâ’ire ve Mutezile’nin kelâmî görüşlerini eleştirip reddetmiş ve tefsirini İmâmiyye Şîası’nın kelâmî akâidine göre temellendirmiştir (Hürremşâhî, 1999, c. 1, s. 718). Şerîf Lâhîcî, tefsirinde Ehlibeyt (a.s) rivâyetlerinin nakil ve beyanına oldukça özen göstermiş ve onların sözlerini Şîa’nın muteber kitaplarından aktarmıştır. Aynı şekilde müfessir, diğer müfessirlerin sözlerine kâmil surette hakim oluşundan dolayı, birçok konuda onların sözleri arasındaki çelişkilere de işaret etmiştir (Şerîf Lâhîcî, 1995, c. 1, Mukaddime).
14. Tefsîr-i Sâfî, Feyz-i Kâşânî, Arapça, Hicrî On Birinci Yüzyıl
Feyz-i Kâşânî olarak bilinen Molla Hasan bin Murtaza (h. 1007 – 1091), hicrî on birinci asırda ilmî, fıkhî ve naklî alanların yüksek sütunlarını/temel direklerini teşkil eden kimselerdendir. O, İslam âlimleri arasında yüce bir makam ve mertebeye sahiptir. Kâşân’da doğmuştur. Bu şehirde ilmî dereceleri katetmiş ve büyük bir üne kavuşmuştur. Feyz-i Kâşânî’nin; Sâfî, Esfâ ve Musaffâ olarak adlandırdığı, büyük, orta ve küçük olmak üzere üç adet tefsiri vardır.
Tefsîr-i Sâfî, Şîa külliyâtının tedavüldeki en büyük ve en meşhur tefsirlerindendir. Müellifi, tefsirin başlangıcına, on iki faslı içine alan bir mukaddime yazmış ve bu mukaddimede Kur’ân’ın çeşitli özelliklerinden, faziletlerinden, âyetleri tilâvet etmenin sevabından, tefsir ve te’vil konularından bahsetmiştir. Bu tefsir, rivâyet ile dirâyetin, aklın ve naklin bir birleşimidir/imtizacıdır. Edebî ve belâğî hususların ortaya konulmasında, Tefsîr-i Beyzâvî’ye özel bir ilgi gösterilmiştir. Bu bağlamda Tefsîr-i Beyzâvî’nin metnindeki ifadelerden istifade etmiştir. Bazen kelimelerin şerhinde ve âyetlerin tefsirinde, bir kelime dahi eklemeksizin Beyzâvî’nin ifadelerini aynen aktarmıştır.
Genel bağlamda bu tefsir; âyetlerin tefsir veya te’villerinin, Ehlibeyt (a.s)’in rivâyetleriyle irtibat halinde olduğu tefsirler arasındadır. Ama ne yazık ki bu tefsirde, çok sayıda İsrâiliyyât ve zayıf hadîs de bulunmaktadır. Bazı konularda da, zâhiren âyetlerin te’vili hükmünde sayılabilecek irfânî sözlere yer verilmiştir.
15. Tefsîrü Kenzi’d-Dakâik Ve Bahri’l-Garâib, Kumî Meşhedî, Arapça, Hicrî On İkinci Asır
Bu tefsirin müellifi, Meşhedî olarak bilinen hicrî on ikinci yüzyıl âlimlerinden Muhammed bin Muhammed Rızâ bin İsmâîl bin Cemâleddîn Kumî (v. hicrî 1125)’dir. O, Kum’da doğmuştur. Meşhedî olarak meşhur olmasının nedeni, Meşhed’de İmâm Rızâ (a.s)’nın kabrinin yakınlarında ikamet edip, ömrünün sonuna dek burada kalmış olmasıdır.
Hakikatte bu tefsir, İmâmiyye Şîası’nın en önemli tefsirlerinin bir özeti şeklindedir. Onun tefsir metodu, akıl ve naklin bir araya getirilmesidir. Nitekim Ehlibeyt (a.s)’ten nakledilen rivayetleri, senetlerini zikrederek aktarmış; daha sonra da kendi düşüncesini veya diğer kitap ve eserlerdeki görüşleri kaleme almıştır. Üstadı Feyz-i Kâşânî’nin metoduna bağlı olduğundan dolayı; irfânî, edebî ve kelâmî mevzularda onun görüşlerini aktarmış ve kendi tefsirinde bunlardan faydalanmıştır.
Bu tefsir, İmâmiyye âlimleri nezdinde özel bir prestije sahiptir. Onlar, bu tefsirin Tefsîr-i Sâfî ve Tefsîrü Nûri’s-Sekaleyn’den bile daha faydalı olduğunu belirtmişlerdir (Akîkî Behşâyişî, 1993, c. 3, s. 372).
16. El-Burhân Fî Tefsîri’l-Kur’ân, Seyyid Hâşim Behrânî, Arapça, Hicrî On İkinci Yüzyıl
Bu tefsirin müellifi, Seyyid Hâşim Behrânî (v. hicrî 1107)’dir. Bu kitap, Ehlibeyt (a.s)’in çok sayıda tefsirî rivayetini kapsamaktadır. Müellif, sûrelerin ismini zikrettikten sonra, nüzûl yerlerine, sûrelerin faziletlerine ve âyet sayılarına işaret etmiştir. Daha sonra, tefsirî rivayetlere sahip olan âyetleri ele almıştır. Müfessir; Kur’ân’ın sırlarının ve hakikatlerinin anlaşılmasında yalnızca Ehlibeyt (a.s)’in tefsirî görüşleriyle yetinilmesi gerektiğine inanmıştır. Zira o, bundan dolayı Ehlibeyt (a.s)’in tefsirî rivayetlerini toplamıştır. Beş cilt halinde Arapça olarak neşredilmiştir (Tehrânî, 1405/1985, c. 3, s. 93).
C – İRAN’DA ÇAĞDAŞ DÖNEM KUR’ÂN-I KERÎM TEFSİRLERİ
Çağdaş dönem tefsirleriyle kastedilen, İran’da hicrî on dördüncü asrın başlangıcı ve sonrasından itibaren yazılan tefsirlerdir. Bu bölümde, bu tefsirlerin en önemlilerini tanıtacağız. Ama tefsirlerin tanıtımına başlamadan önce önemli bir noktanın hatırlatılması gerekir. Ne yazık ki İran’daki Ehli Sünnet topluluklarında, hicrî on ikinci asır ve sonrasından itibaren tefsir alanında yazılmış eserlere pek rastlanmamaktadır. Yirminci yüzyılın son yıllarında patlak veren Soğuk Savaş gerginlikleri ve Ortadoğu ülkelerinin büyük çoğunluğunda gözlemlenen seküler atmosfer, bunun sebeplerinden birkaçı sayılabilir.