Nefs için, namus için ve mal için korktuğundan dolayı takiyye yapmak, takiyyenin kısımlarındandır. Bu tür takiyye kendiliğinden vacip değildir. Vacip olan helak olma durumunda nefsin korunmasıdır, takiyye bunun için bir mukaddimedir.
Bu tür rivayetlerde (İmamlardan (a.s) uzaklaşmaya her ne kadar öldürülme korkusuyla bile olsa, cevaz verilmediğine delalet eden rivayetler) ilmi ve ameli yönden faydası olmadığından, aynı şekilde akli hüküm ile nefsin korunmasının lüzumundan ve yaratıcının nefsin korunmasına gösterdiği ihtimamdan dolayı, takiyye ile ilgili rivayetlerde ve ayette geçen “kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın” cümlesinden “yed” el kelimesinin kaldırılması imkansızdır. Bu rivayetlerde, sened yönünden kusuru olmayan bir rivayet bulamadık.
Tahrir-ul Vesile’de şöyle yazıyor:
Söylenen bütün haramlar zaruret halinde mübahtırlar ve bu, ya nefsi korumanın gerekliliği ve ölmeyecek miktarda o şeyden yemenin delilidir veya…
Nefsi korumak ve harama bulaşmak arasında kalınan her durumda, harama düşmeyi tercih etmek vaciptir. Bununla birlikte böylesi bir vaziyette haramdan uzak durmak caiz değildir ve şarap, toprak ve diğer haram olan şeyler arasında bir fark yoktur.
Minhacu Salihin’de Ayetullah Hoi (r.a) şöyle diyor: “Zorunluluk durumunda kalan bir kimse, ölmeyecek miktarda haram olan yiyecekten yiyebilir, ancak “Bağiy” olmamak kaydıyla. Bağiy imam aleyhine isyan eden kimsedir. Ya da kastedilen avdaki bağiyliktir ki, oyun ve eğlence için avlanmaktır veyahut, “Addi” yani yol kesen hırsız demektir. Elbette bağiy ve addi de aklen vacip olması babından iki kötü işten daha az kötü olana bulaşarak, harama düşerler, lakin bu işinin cezasını da görecektir. Ama imama karşı isyan eden kimse için, katlinin vacip olması hükmünün verilme ihtimali uzak bir ihtimal değildir.
Çağdaş müçtehitlerden bazıları, “acaba aşağıdaki özellik göz önüne alındığında… bu tür hastaları oksijen tüpünden ayırabilir miyiz?” sorusuna şöyle cevap vermişlerdir: “Oksijen tüpüne bağlamak, gerekli ve standart bir tedavi olmazsa, vacip değildir, ancak oksijen tüpüne bağladıktan sonra çıkarmakta problem vardır”. Bu fetvadan anlaşıldığı üzere gerekli ve standart olmayan tedavi ve ilaçların kullanılması vacip değildir.
Özet olarak söylemek gerekirse: Biz fakihlerin nefsi korumayı dinin esaslarından saydıklarını kabul ediyoruz, lakin aynı şekilde onların sözlerinden anlaşılan odur ki, bunun vacip olmasının, akli hüküm ve nefsi korumayı terk etmenin kötülüğünün dışında bir delili yoktur. Bu delil lubbi delildir (Lubbi delil, lafzi delilin karşıtı olup, içinde belli bir lafız olmayan delildir. İcma ve siret lubbi delillerden olup ayet ve rivayetler ise lafzi delillerden sayılmaktadır), mutlak değildir, bununla birlikte şüpheye düşülen durumlarda delilden şüpheye düşmek, delilin olmaması gibidir ve burada esastan yoktur hükmü geçerlidir. Allahu alem.
Sonuç
Sonuçta, takiyye ile ilgili rivayetleri, takiyyenin ya da takiyye kapsamına giren bir bölümünün, nefsin korunmasının vacip oluşundan dolayı, vacip olduğuna delil olması ve işaret etmesi dolayısıyla burada zikredeceğiz. Bu rivayetler aynı şekilde yüce Allah’ın, akli hükmü ve nefsi korumanın vacip oluşunu onayladığının da göstergesidir.
1- Huzeyfe “kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın…” ayeti için şöyle diyor: bu ayet takiyye hakkındadır.
2- Mümin bir kimse, canından korktuğu ve zorunluluk halinde takiyye yapabilir. Bu rivayetin vacip olmasına delil teşkil etmesine dair problemler vardır.
3- Allah’ın sizin üzerinizdeki en büyük farzları… Canlarınız, mallarınız ve inançlarınız için takiyye yapmanızdır.
4- Her kim beş vakit namazını kılarsa, Allah Teala iki namaz arasında işlemiş olduğu günahları örter, ancak ölümcül günahları (ölüme sebebiyet verici günahları) af etmez… (ölüme sebebiyet verici günahlardan biri) kendisine ya da mümin kardeşlerinden birine zarar gelmesine neden olacak şekilde takiyye’yi terk etmektir.
5- Takiyye kanın korunması için konulmuştur.
6- Takiyye müminin siperidir.
7- Takiyye müminin siperi ve müminin zırhıdır.
8- Ey Süfyan sana takiyyeyi hatırlatırım, Halil İbrahim’in sünneti olan takiyyeyi ve Allah azze ve celle Musa ve Harun’a buyurdu ki: “Firavun’a gidin şüphesiz o tuğyan etmiştir ve onunla yumuşak bir dille konuşun.” Bu rivayetin canın korunmasında takiyyenin vacipliğine delalet etmesinde soru işaretleri vardır.
9- Sultanın öfkesini kendine çekme ki, aksi takdirde kendi elinle kendini helaka sürüklemiş olursun.
Üçüncü Konu: Başkalarının Canını Korunmanın Vacip Oluşu
Acaba başkalarının canını ölümden korumak, nehyi anil münker şeklinde olmasa bile vacip midir? Sorunun bu şekilde bir şart ile sınırlandırılmasının sebebi, başkalarının canının korunması, nehyi anil münker şeklinde olursa, nehyi anil münkerin vacip olması dolayısıyla zaten vacip olacaktır.
Vacip Olmasının Delilleri: