Kur’an’da İlim ve Bilgi Ahlâkı

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 12

Fârâbî (ö. 339/950), İbn Sînâ (ö. 428/1037), İbn Hazm (ö. 456/1064), Gazzâlî (ö. 505/1111) ve Taşköprülizâde (ö. 901/1495) gibi alimler, ilimlerin tasnifine dair farklı kategoriler ortaya koymuşlardır. Örneğin Fârâbî, İhsâü’l-Ulûm adlı eserinde ilimleri beş kategoride ele almıştır: Filolojiye dair ilimler, mantığa dair ilimler, matematiğe dair ilimler, fizik ve metafizik ilimler, medeni ilimler (ahlâk ilmi ve siyaset ilmi) ile fıkıh ve kelam ilimleri.[79] Kur’an’daki ilimleri farklı tasniflere tabi tutmak mümkündür. Biz de bu başlık altında Kur’an’daki ilim türlerini ilâhî ilim, vehbî ilim ve mükteseb ilim olmak üzere üç kısımda değerlendireceğiz.

3.1.İlâhî İlim

Kur’an’da Allah’ın ilmine yönelik vurgular çok geniş bir perspektiften ele alınmıştır. Allah ile ilim kavramı arasındaki ilişki, birçok ayette beraber zikredilmek suretiyle ortaya konulmuştur. Kur’an, müşriklerin iddia ettikleri gibi Hz. Peygamber’in bilgisi ile değil Allah’ın ilmi (بِعِلْمِ اللّٰهِ) ile indirilmiştir.[80] Hiç şüphesiz yaratmak ve idare etmek irade ve kudret; irade ve kudret de ilim ile doğrudan ilişkilidir. Buna göre Allah, kuluna bilmediğini öğreten,[81] onların bilmediğini bilen,[82] semavat ve arzın gaybından,[83] göklerdeki ve yerdeki her şeyden,[84] gayb ve şehadet âleminden,[85] insanların açığa çıkardıklarından ve gizlediklerinden haberdar olandır.[86] Allah mutlak anlamda gayb bilgisine sahip olan,[87] gaybın anahtarlarını elinde bulunduran,[88] gönüllerdeki sıkıntıları,[89] nefsin vesveselerini,[90] kimin nifak ile hareket ettiğini,[91] insanların önündeki ve arkasındakilerini,[92] insanın yapıp ettiğini,[93] kara ve denizdekileri,[94] gönül ve kalplerde geçenleri,[95] rahimlerde olanı,[96] yere gireni ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilendir.[97]

Yine Kur’an’da Allah’ın ilmi; ordularının sayısının ancak kendisinin bildiği,[98] ağaçtan düşen yapraktan haberinin olduğu,[99] kişi ile kalbinin arasına girdiği,[100] risaleti ve hidayeti kime vereceğini,[101] takvanın[102] ve dalaletin kimde olduğunu en iyi kendisinin bildiği,[103] rahmetinin ve ilminin her şeyi kuşattığı[104]şeklinde tasvir edilmiştir. Bununla beraber O’nun hayır, infak ve nezir adına yapılanı,[105] zalim olanları,[106] yolundan sapanları,[107] haddi aşanları,[108] fesad çıkaranları[109] hasılı her şeyi bildiği[110] ifade edilmiştir.

Kur’an’da Allah’ın Alîm ismi ile birlikte daha başka isimleri de zikredilmiştir. Alîm ismi ile Halîm, Semî’, Hakîm, Vâsî’, Şâkir, Azîz, Hallâk, Fettâh, Kadîr ve Habîr isimleri bazı yerlerde beraber kullanılmıştır. Bu isimlerin Alîm ismiyle ikili kullanımı, ayetin muhtevası, siyak ve sibakı ile münasebet içerisinde olduğunu göstermektedir.[111] Böylelikle Alîm ismine sahip olan Allah’ın hilm sahibi olduğu,[112] her şeyi işittiği,[113] hikmete mutabık yarattığı,[114] ilminin her şeyi kuşattığı[115] ve şükre layık olduğu,[116] izzet sahibi olduğu,[117] ilimle yarattığı,[118] ilim ile rahmet kapılarını açtığı,[119] ilim ile birlikte kudret sahibi olduğu[120] ve her şeyden haberdar olduğu[121] vurgulanmıştır. Burada Alîm ismi ile diğerleri arasında nasıl bir münasebetin olduğu konusunda bir örnek vermek ile iktifa edilecektir. Fetih Sûresi’nin 4. ayetinin meali şöyledir:

“O Allah ki, imanlarını bir kat daha arttırsınlar diye Müminlerin kalplerine sekinet indirdi. Göklerin ve yerin orduları sadece Allah’ındır. Allah her şeyi hakkı ile bilen (Alîm), her işi hikmetli olandır.”[122]

Bu ayette müminlerin kalplerindeki imanı ve derecelerini Allah’ın bildiği ve müminlerin imanlarını arttırmasının, kalplerine sekinet indirmesinin bir hikmet ve amaca mebni olduğu, ordularını hüküm ve hikmet ile idare ettiği anlaşılmış olmakta, böylece ilim ile hikmet arasındaki tenasüb ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü üzere Allah’ın sıfatlarından biri olan ilim, birçok ayette zikredilmiştir. Allah’a nispet ile kullanılan ilim kavramı, O’nun olanı ve henüz olmayanı bilmesi, varlık âlemindeki hiçbir şeyin O’na gizli kalmaması, ilminin cüzî-küllî her şeyi tazammun etmesi, eşyanın zâhirini ve bâtınını ihata etmesi anlamındadır.[123] Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı üzere mahlukatın ilmi mahdûd, mahluk, hâdis ve kesbe dayalı iken Allah’ın ilmi ise gayr-ı muhadded olup mutlak ve ezelidir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar