Beşerî Bilimlerde Kur’an’ın Bilimsel Otoritesi ve Çağdaş İnsanın Zorluklarını Çözümlemedeki Rolü

04 December 2025 37 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 10

Evet, tecrübî bilim, insanlara çok fazla hizmet sunmasına rağmen yine de savunmasız ve hataya gebedir. Hal böyle olunca da aklıselim, hata kabul etmeyen bir kaynağa yönelmeyi ve beşerî bilimleri bu kaynak üzerine inşa etmeyi savunur.

  1. b) Kur’an’ın aksine beşerî bilimlerin kapsamsız ve kalıcı olmayışı:

Tecrübî ilimlerin sorunlarından birisi hiç şüphesiz insanın deney ve duyuları ile şekillenmesi ve maddî anlamda da olsa sonuçta sınırlı bilgiler sunmasıdır. Dolayısıyla bir önceki maddede de değindiğimiz gibi kapsamlı değildir ve öte yandan bu bilimler yeni deneyim ve araştırmalara göre her an değişebilir. Bu da onun kalıcı olmadığı anlamına gelmektedir.

Ancak Kur’ân-ı Kerîm, Cenab-ı Hakk’ın bütün insanlara ve her yere indirdiği bir kitaptır.

“Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkânı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek yücedir!”[41]

Dolayısıyla bu kutlu kitap tüm nesiller, bütün çağlar ve her yer içindir. Yani ebedî ve evrenseldir. Öte yandan kapsamlı ve kaplayıcıdır. Bu da onun hidayetinin, dünya ve âhirette bütün bireysel ve toplumsal boyutları kapsadığı manasına gelmektedir. Yani bu kitap, insan hayatına doğrudan etki eden bilimi yönlendirilmeyi hak ediyor. Çünkü onun emir ve öğretileri zaman ve mekân ötesidir yani ebedidir.

  1. c) Kur’ân-ı Kerîm medeniyet yapıcı tarihsel bir deneyime sahiptir:

On dört asırlık İslam tarihi boyunca İslam medeniyeti iki kez zirveye ulaşmıştı; bunlardan ilki kamerî 4. ve 5. yüzyıllarda, ikincisi ise kamerî 10. ve 11. yüzyıllarda yani Safevîler döneminde olmuştu. Bu dönemlerde Müslümanların bilime önem verme konusunda Kur’an’ın ve Ehl-i Beyt’in öğretilerine bir ölçüde uydukları anlaşılmaktadır. Bu da kültürün, bilimin, üretimin, uygarlığın, ekonominin vb. gelişmesine yol açmıştı.[42]

Ama ne zamanki Müslümanlar, Emevîler zamanında ve Abbasîler döneminin büyük bir bölümünde olduğu gibi, Kur’an’ın öğretilerinden ve Ehl-i Beyt’in yolundan uzaklaştılar; bocalayıp kültür ve medeniyet açısından gerileyişi tattılar. Yüzyıllar boyunca, bilimsel geri kalmışlığın da acısını çekerek Batı tarafından sömürgeleştirilip, istismar edildiler.

İşte bu tarihi tecrübe, bizlere açıkça Kur’ân-ı Kerîm’in kültüre, bilime ve medeniyete rehberlik edecek en iyi kaynak olduğunu, yani bu konularda bilimsel otoriteye sahip olabileceğini göstermektedir.

4. Kur’an’ın Bilimsel Otorite Alanları

Kur’ân-ı Kerîm’in en önemli bilimsel ve ilmî yetki alan ve sahaları aşağıdaki gibidir:

4.1. Bilimin Temelleri Üzerindeki Etkisi

Bilimin temel ve kaynakları, genellikle o bilginin nedenleri ve felsefesinde veya diğer bilimlerde tartışılan ve elde edilen herhangi bir malumat ve bilginin ön varsayımlarıyla oluşur. Bu varsayım ve nazariyeler de ister istemez her bilimin yönü üzerinde oldukça etkilidir.

Basit bir sınıflandırmayla temel bilgileri üç kategoriye ayırabiliriz:

  1. a) Ontolojik Temeller[43]
  • Dünyanın başlangıcı Allah’tır ve dünya tektanrıcılık merkezlidir.

هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ

“O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zahirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) batındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O’nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir.”[44]

  • Dünyanın sonu yine Allah’tır.

اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ

“Doğrusu biz Allah’a aidiz ve sonunda yine O’na döneceğiz”[45]

  • Ölüm, yaşamın sonu değildir; aslında gerçek hayat olan sonsuz yaşamın başlangıcıdır.

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur (asıl yaşanacak yer orasıdır), keşke bilselerdi!”[46]

  • Diriliş gününde herkes mükâfatını alacak ve cezasını çekecek.

فَمَن یعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَیراً یرَهُ * وَ مَن یعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً  یرَهُ

“Artık, kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.”[47]

  • Dünyada, bizlerin âleminden gayrı, melek ve cinler âlemi gibi, insanın duyularının ötesinde var olan âlemler de vardır. (Cin suresi vb.)

İşte bu mezkûr ilkeler, materyalist dünya görüşünden oldukça farklı olup, insanın dünyaya bakış açısını değiştirebilmekte ve bunun yanı sıra birçok bilim dalını etkilemektedir. Mesela eğitime yeni bir anlam kazandırıyor, yani eğitmen eğittiği kişiyi bu ilke ve esaslara göre yetiştirirse başarılı olması işten dahi değildir. Öyle ki eğitmen kendisinin Allah’tan geldiğini bilirse ve yolun sonunun da O’na varacağını kestirirse; ebedî âleme hazırlanacak, eylem ve hareketlerinin hesabını bilecek, gayb âlemiyle (cinler ve melekler vb.) bağlantılı olduğunu görecektir. İşte Kur’an esaslarına dayalı bir eğitim, seküler bir eğitimden bu şekilde ayrılır. Bu bilgiler benzer şekilde, ekonomi, siyaset vb. diğer sahalar için de uygulanabilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar