Kur’an’da Sosyal Adalet

04 December 2025 17 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 5

“Allah’a ve Elçisine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir”[3]

Kur’an’ın söylediklerini kanunların söylediklerinden daha üstün tutmak lazımdır. Çünkü kanunlar dünya hayatımıza düzen getirmek, dinin emirleri ise insanın hem dünyada hem de ahirette kurtuluşuna vesile olmak karakterindedir. İslam uleması şöyle mütalaada bulunmaktadırlar:

“Kulların şükrünü eda edemediği nimetlerin en büyüğü, gaybın mütercimi olarak Allah’a yaklaşma yollarını göstermek üzere insanlara kitap ve peygamberlerin gönderilmesidir.”

Bundan dolayı dinin emirlerine kulak asmayan, onlara karşı hoyratça davrananın aleyhine delil oluşur ve o kişi ebedi kaybedenlerden olur. O halde dinin dediklerine iyice kulak açmamız ve gereğini hassasiyet içinde yerine getirmemiz lazımdır.

İslamiyet’te bazen emirler kontekste göre teşdîd eder. Bundan dolayı Milleti ayrıştırmaya büyük bir gayret ve fesadın olduğu bu içinde bulunduğumuz günler gibi Müslüman fertleri ötekileştirmek, onların aleyhinde faaliyette bulunmak içinde bulunduğumuz kontekst itibariyle normal zamanlardan daha büyük bir günah ve vebal olduğunu bilmek lazımdır. Bu vurguladığımız nokta yani Müslümanların birbirlerini ötekileştirmeleri insanlık tarihinde tevhid dinini parçalayan en büyük neden olmuştur. Mevlânâ bu hakikati şu hikmetli ifadesiyle dile getirmektedir:

اسلامیت بی رنگی اسنت چون بی رنگی اسیر رنگ شد عسوي با موسوي در جنگ  شد

“İslamîyet renksizdir (yani renk, ırk ayırımını kabul etmez)- Ne zaman bu renk kabul etmeyen din rengin (ırkçılığın) esiri oldu- (Böylece) Musevî ile İsevî cenge başladı”.

Yani ne zaman peygamberlerinin dini olan İslam aidiyetle, ırkçı söylemlerle özleştirilmeye, tevhit dinleri Musevîler ve İsevîler şeklinde ırkçılığı anımsatacak ifadelerle anılmaya başlayınca Musevîlerle İsevîlerle cenge başladı, ayrılık gayrılık tevhit dinlerinin arasına girdi. Müslümanlara arasında ayrımcılığın yapılamayacağı hususunda Allah Resulünün şu sözü büyük önem taşımaktadır:

من صلى صلاتنا واستقبل قبلتنا وأكل ذبيحتنا فذلك المسلم الذي له ذمة الله وذمة رسوله، فلا تخفروا الله في ذمته

“Kim bizim kıldığımız bu namazımızı kılar ve kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o Allah ve Resulü’nün emanında olan gerçek bir Müslümandır. Aman ha! Allah’ın emanına hıyanet ederek bu Müslüman’ın hakkını heder etmeyiniz”[4]

Yani eğer bu bağlamda hıyanet ederseniz çetin bir bedel öderiz.

Sonuç olarak dinimiz kati bir suretle din kardeşleri arasında en ufak bir hoşgörüsüzlüğe, onu ötekileştirmeye asla ve kat’â müsaade etmiyor. Bundan dolayı İslam alemindeki bu tarz faaliyetlerin son bulması ve Müslümanlar arasında yeniden birliğin temini hususunda yediden yetmişe hepimizin sorumlu olduğunu bilmeliyiz.

مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتاً

“Kim (insanlar arsında) iyi aracılık ederse ona o işten bir pay vardır. Kim de kötü aracılık ederse ona da ondan bir vebal vardır”[5]

Bu ilâhî fermanını unutmayalım. Herkes kendi sorumluluğunu en güzel biçimde yerine getirmelidir.

 

1.2. Kur’an Birbirine Karşı Kin Beslemenin Adaletsizliğe Neden Olduğuna Dikkat Çekiyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Ey inananlar, Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya yakışan budur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır”[6]

Demek ki toplum fertlerinin birbirini sevmemesi onları adaletsiz davranışlara itmektedir. Bizim Şia kardeşlerimiz, hocalarımızdan dileğimiz Peygamber Ashabı ve Ezvac-ı Tâhiratla ilgi halk nezdinde olumsuz havayı dağıtmalarıdır. Çünkü bunlarla ilgili Kur’an’da çok ayetler vardır. Bu ayetler bize sorumluluk yüklemektedir. Din adamı olarak bizler halkın sahih bir akideye sahip olmasına öncülük edeceğiz. Ashapla ilgili Rabbimiz ne diyor:

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ

لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Muhacirlerden ve Ensardan (İslam’a girmekte) öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.”[7]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar