İmam Hasan’ın Hayatına ve Üstün Konumuna Genel Bir Bakış

04 December 2025 56 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 12

Muaviye: “Bu iki oğlanı Peygamber’in oğulları diye adlandıran hiçbir kimseyi tanımıyorum. Onlara Ali’nin oğulları deyin.” dedi. Bir süre sonra oğullarını şeref listesine yazmamı emretti. Ben de oğullarının ve oğullarının oğullarının adlarını yazdım, fakat kızlarının oğullarını listeye almadım. Listeyi bu şekli ile Muaviye’ye götürdüm. Yazdıklarıma baktıktan sonra: “Ya-zıklar olsun sana! Büyük oğullarımın adlarına yer vermedin.” dedi. “Kim onlar?” diye sormam üzerine: “Falanca kızımın oğulları benim oğullarım değiller mi?” karşılığını verdi. Ben: “Allah aşkına, nasıl oluyor da senin kızının oğulları oğulların oluyor; ama Fatıma’nın oğulları Peygamber’in oğulları olmuyor?” dediğimde, şu cevabı verdi: “Ne oluyor sana, Allah canını alasıca! Sakın bu sözün başkasının kulağına gitmesin.”[41]

2- İmam Hasan (a.s), Muaviye’ye delil göstermek üzere şöyle dedi:

…Allah’ın Resulü (s.a.a) nefislerden kendisi ile birlikte babamı, oğullardan benim ile kardeşimi ve kadınlardan annem Fatıma’yı bütün insanlardan ayırıp çıkardı. Biz onun ailesi, eti, kanı ve nefsiyiz. Biz ondanız, o da bizdendir.[42]

3- Ünlü tefsir bilgini Fahr-i Razî: “Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve onun soyundan gelen Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik ve biz iyilere böyle karşılık veririz. (Ve yine) Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da. Hepsi de salihlerdendi.”[43] ayetinin, İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in Peygamberimizin (s.a.a) oğulları olduklarına delâlet ettiğini söyledikten sonra: “Denildiğine göre Ebu Cafer Muhammed Bâkır, bu ayeti Haccac b. Yusuf karşısında delil gösterdi.” diye sözlerini bağlar.[44]

4- Amr b. As, Emirü’l-Müminin İmam Ali’ye (a.s) gönderdiği bir elçi aracılığı ile birkaç mesele yüzünden onu ayıpladığını bildirdi. Bu meselelerden biri, Hz. Ali’nin İmam Hasan ile Hüseyin’i Resulullah’ın (s.a.a) oğulları olarak adlandırması idi. Hz. Ali, Amr b. As’ın elçisine şu cevabı verdi:

O rezil oğlu rezile de ki, eğer o ikisi Resulullah’ın oğulları olmasaydı, babasının sandığı gibi Peygamberimizin soyu kurumuş olacaktı.[45]

İmam Hasan (a.s) birçok münasebetle ve birçok durum vesilesi ile bu gerçeği açıkça haykırdı. Sadece Peygamberimizin (s.a.a) oğlu olduğunu açıklamakla ve kanıtlamakla yetinmeyerek, bu beyanda imamlık ve halifelik hakkının sadece kendisine ait olduğunu, bu hakkın Muaviye ve benzerlerine geçmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Çünkü Muaviye, kişiyi halifeliğe lâyık kılan niteliklerden yoksundu; hatta halifelik ile çelişen niteliklerin sahibi idi.

İmam Hasan’ın (a.s) bazı vesileler ile özellikle bu konuda söylediklerinin bazıları şunlardır:

1- Babasının ölümünden hemen sonra yaptığı bir konuşmada şöyle buyurdu:

Ey insanlar, beni tanıyan tanıyor. Tanımayanlara gelince ben Ali’nin oğlu Hasan’ım, ben Peygamber’in oğluyum, ben vasinin oğluyum.[46]

2- Bir defasında Muaviye, ondan minbere çıkıp bir konuşma yapmasını istedi. O da minbere çıkıp konuşma yaptı. Konuşmasının bir yerinde şöyle dedi:

Eğer yeryüzünün iki yakası arasında Peygamberiniz için oğul ararsanız, benden ve kardeşimden başkasını bulamazsınız.[47]

İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in Sakif’e Yazılan Mektuba Şahitlikleri

Peygamberimiz (s.a.a) Sakif kabilesine mektup yazdığı zaman İmam Hasan ile İmam Hüseyin’i bu yazıya şahit tuttu. Henüz çocuk yaştaki bu iki şahsiyetin yanı sıra, İmam Ali’nin de (a.s) şahitliğini kayda geçirdi.

Ebu Ubeyd bu konuda şöyle diyor:

Fıkıh ile ilgili bu hadis, Hasan ile Hüseyin’in şahitliklerini ispat ediyor. Bu hadisin benzeri, bazı tabiînden de rivayet ediliyor. Bu rivayete göre çocuk yaştaki kişilerin şahitlikleri yazıya geçirilir, bu çocukların nesepleri sorgulanarak kabullenilir ve bu uygulama beğeni ile karşılanılır. Şimdi de onun Peygamberimizin sünnetinde yer aldığını görüyoruz.[48]

Biz deriz ki: Peygamberimiz (s.a.a) büyük bir toplumun geleceği ile ilgili böyle önemli bir resmî yazıda bu iki çocuktan başka şahit tutacak bir sahabî bulamadı mı? Sakif kabilesinin heyeti yanına gelip de onlara bu mektubu yazdığı zaman yalnız mı idi ki, henüz beş yaşlarına basmamış bu iki küçük çocuğu şahit göstermeye ihtiyaç duydu?

Eğer tarihî kaynakları biraz gözden geçirirsek, bu ihtimalin çok uzak olduğunu görürüz. Çünkü bu kaynaklar bize açıkça gösteriyor ki, Peygamberimiz (s.a.a) Sakıf heyeti Kur’ân’ı işitme imkânına kavuşsun ve insanları namaz kılarken görsünler diye onlar için mescitte özel bir bölüm hazırlamıştı. Ayrıca bu yazı yazılırken sahabîlerden Halid b. Said b. As, Peygamberimizin (s.a.a) yanında idi ve yazının kâtibi de Halid b. Velid idi. Buna rağmen bu iki kişi bu yazının şahitleri olarak kayda geçirilmedi.[49]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar