1- Muaviye’nin Kur’ân’a, Sünnet’e ve salih halifelerin tutumuna uygun şekilde hareket etmesi şartı ile iktidar kendisine teslim edilecektir.
2- Muaviye’den sonra iktidar İmam Hasan’a geçecek; eğer ona bir şey olursa, iktidar, kardeşi Hüseyin’e devredilecektir. Muaviye’nin, iktidarı kendisinden sonra bir başkasına devretme yetkisi yoktur.
3- İmam Ali’ye yönelik sövmelere ve namazlar sırasında aleyhinde söylenen sözlere son verilecek, kendisi sadece hayırla anılacaktır.
4- Kûfe beytülmalindeki beş milyon dirhem tutarındaki para, iktidarı teslim etmenin kapsamı dışındadır. Teslim işlemi bu parayı içermez. Ayrıca Muaviye, İmam Hasan’a iki milyon dirhem gönderecek, bağışlarda ve hediyelerde Haşimoğulları’nı Abduşşemsoğulları’ndan üstün tutacak, İmam Ali’nin safında Sıffin ve Cemel savaşlarında öldürülenlerin çocuklarına bir milyon dirhem dağıtacak ve bu harcamaları, Dar-ı Ebcer bölgesi gelirlerinden karşılayacaktır.
5- Şamlısı ile, Iraklısı ile, Hicazlısı ile, Yemenlisi ile, bütün halk güven içinde olacak. Siyah ve kızıl derili olanlar da dâhil olmak üzere bütün ırklar güven içinde olacak.
Muaviye, insanların ayak sürçmelerini hoşgörü ile karşılayacak. Geçmişteki olaylar yüzünden hiç kimseyi kovuşturmaya tâbi tutmayacak ve Irak halkına kin duygusu ile muamele etmeyecektir.
İmam Ali (a.s) taraftarları, nerede olurlarsa olsunlar, güven içinde olacaklardır. Hiçbir İmam Ali (a.s) taraftarı, kötü muamele görmeyecektir.
İmam Ali (a.s) taraftarlarının canları, malları, kadınları ve çocukları güven içinde olacaklardır. Hiçbir şeyden dolayı kovuşturmaya uğratılmayacaklardır. Hiçbiri kötü bir işleme maruz bırakılmayacaktır.
Her hak sahibine hakkı ulaştırılacak ve nerede olurlarsa olsunlar bütün Ali (a.s) taraftarlarının elde ettikleri haklar korunacaktır.
Muaviye’nin ne İmam Hasan’ın ve İmam Hüseyin’in ve ne Resullah’ın Ehli Beyt’ine mensup birinin başına bir belâ getirmemesi, İslâm âleminin hiçbir yerinde onlardan hiçbirini korku altında yaşatmaması gerekir.
Bazı araştırmacılar, dördüncü maddenin Ehli Beyt’i, özellikle de İmam Hasan’ı (a.s) karalamak için Emevîler veya Abbasîler tarafından uydurulduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü bu, İmam Hasan’ın (a.s) seviyesine ve konumuna uygun değildir. Doğrusunu Allah bilir.[34]
Tarihin bize ulaştırdığı kadarıyla bu maddeler, İmam Hasan (a.s) ile Muaviye arasında yapılan barış anlaşmasının temel esasları olan maddelerdir. Veya en azından bu maddeler, İmam Hasan’ın (a.s) Muaviye’ye kabul ettirdiği şartların doğasını temsil etmektedir.
İmam Hasan’ın Sözleri Işığında Barışın Sebepleri
1- Şeyh Saduk, “İlelu’ş-Şerai” adlı eserinde isnat zinciri ile Ebu Said Ukeysa’ya şöyle bir rivayet dayandırıyor. Bu rivayete göre Ebu Said Ukeysa, İmam Hasan’a (a.s), kendisinin hak yolunda, Muaviye’nin ise sapıtmış ve zalim olduğunu bildiği hâlde, kendisini Muaviye ile barış yapmaya sürükleyen sebebin ne olduğunu soruyor.
İmam ona şu cevabı veriyor: “Ey Ebu Said! Ben, yüce Allah’ın kulları üzerindeki hücceti ve babamdan sonra onların imamı değil miyim?” Ebu Said: “Evet, öylesin.” diyor.
İmam Hasan (a.s) şöyle devam ediyor: “Peygamberimiz benim ve kardeşim hakkında: ‘Hasan ile Hüseyin ayakta olsalar da köşelerinde otursalar da imamdırlar.’ dememiş midir?” Ebu Said: “Demiştir.” diyor.
İmam sözlerine şöyle devam ediyor:
O hâlde ben ayakta olsam da imamım, köşemde otursam da imamım. Ey Ebu Said! Benim Muaviye ile barış yapmamın gerekçesi, Peygamberimizin Damreoğulları ile, Eşcaoğulları ile, Hudeybiye’den geri dönüşü sırasında Mekkeliler ile yaptığı barışın gerekçesinin aynısıdır. Onların kâfir oldukları tenzil ile, Muaviye ve adamlarının kâfirlikleri ise tevil ile sabittir.
Ey Ebu Said! Mademki ben yüce Allah tarafından imamlığa lâyık görüldüm, yaptığım uygulamanın hikmeti belirgin olmasa da, öne çıkardığım ateşkes ve savaş ile ilgili görüşümün akılsızlıkla nitelenmemesi gerekir. Hızır’a (a.s) baksana: Gemiyi deldiğinde, delikanlıyı öldürdüğünde, yıkılmak üzere olan duvarı doğrulttuğunda, bu hareketlerin hikmetini bilmediği için Musa (a.s) bunlara karşı memnuniyetsizlik gösterdi. Fakat Hızır (a.s) ona uygulamalarının hikmetini anlatınca, hoşnutluğunu ifade etti. Ben de öyleyim. Verdiğim kararın hikmetini bilmediğiniz için bana kızdınız. Eğer bu kararı vermemiş olsaydım, yeryüzünde taraftarlarımızdan hiçbiri bırakılmayacak, hepsi öldürülecekti.[35]
Tabersî de “el-İhticac” adlı eserinde, İmam Hasan’dan (a.s) bu sebebin benzerini nakleder.[36]
2- Zeyd b. Veheb Cühenî diyor ki:
İmam Hasan (a.s) Medain’de yaralandıktan sonra kendisine o şartlar karşısında nasıl bir tavır takınacağını sorduğumda, bana şu cevabı verdi: