İmam Hasan’ın Barıştan Sonraki Siyasî Tutumu

04 December 2025 51 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 12

1. Barış Anlaşmasına Uyma

İmam’ın (a.s) siyasî ve aynı zamanda ahlakî davranışlarının ilki barış anlaşmasına riayet etmekti. İmam Hasan (a.s) ve Muaviye arasında dayatılmış barış tesis edildiğinde İmam Hasan (a.s) bu anlaşmaya bağlılık ve vefa gösterdi. Hazret vefat ettiğinde Irak Şiîleri hareketlenip İmam Hüseyin’e (a.s) “Şimdi Muaviye’yi hilafetten indirmeye ve size biat etmeye hazırız.” diye mektup yazdığında İmam barış anlaşmasına bağlı kaldı ve anlaşmayı bozmadı. İmam tabii ki Muaviye ile anlaşmasını vefa gösterilmesi gerekli bir anlaşma olarak görmüyordu. Çünkü, 1) Anlaşmanın İmam tarafından kabul edilmesi rağbet ve eğilim nedeniyle değildi. Bilakis hâkim şartlar bu anlaşmayı kabul etmeye mecbur bırakmıştı. 2) Tarih şahittir ki, Muaviye anlaşmanın hiçbir maddesini uygulamamak bir yana, hatta hepsini ihlal etmede hiçbir şeyden kaçınmamıştı. Zaten bizzat kendisi anlaşmanın şartlarını uygulamadan önce ona uymayacağını haber vermişti.

Şeyh Razî Âl-i Yasin şöyle der:

“Barış anlaşmasının imzalanmasından sonra İmam Hasan’ın (a.s) bu şartı tanımama niyetinde olduğu veya tekrar üzerine konuştuğu ya da o çerçevede müzakere etmek istediğini işitmedik. Muaviye açıkça taahhütlerine uymayacağını açıkladıktan sonra Şia’nın büyükleri Medine’ye dönen İmam Hasan’ın (a.s) yanına gitti. Kendilerinin ve takipçilerinin onun yanında savaşmaya hazır olduğunu söylediler. Kufe halkı şehrin Emevî valisini kovmaya söz vermişti ve Şam’a yeni bir saldırı için gerekli silah ve atları ona tahsis edeceklerdi. Fakat bu duygu seli İmam’ı kıpırdatmadı bile. Dostların heyecan ve hareketi onun üzerinde hiç işe yaramadı.”[7]

Barış anlaşmasının maddelerine riayet ve onları ihlal etmeme bir tür siyasî hareket ve faaliyet sayılmalıdır. Çünkü o dönemin sosyopolitik denklemlerinde etkisi vardı ve Emevî saltanat mekanizmasının rezil edilmesi için tesirliydi.

2. Sevenlerin ve Şiîlerin Canını Koruma

İmam’ın çok önemli tavırlarından biri de sevenlerinin ve Şiîlerinin canını korumaktı. Her ne kadar Şiîlerin korunması genel maslahatın örneklerindense de Şiîler dinin muhafızları ve Ehl-i Beyt’in (a.s) mevalisi olduklarından onların korunması büyük önem taşıyordu. Emîrülmü’minîn’e (a.s) bağlı Şiîler çoğunlukla Cemel, Sıffin ve Nehrevan’da şehit olmuşlardı ve onlardan geriye küçük bir grup kalmıştı. Eğer bir savaş daha vuku bulsaydı Irak halkının zayıflığı hesaba katılırsa kesinlikle İmam Hasan (a.s) ve Şiîler telafi edilemez bir hasarla karşı karşıya kalacaktı. Zira Muaviye bu durumda onları şiddetli ezecekti. Ama İmam’ın imzaladığı barış ve tercih ettiği davranış, barıştan sonra onları gelecekte oluşacak şartlar için hayatta tutabilecekti. Bu durumda kanları dökülse bile faydalı bir getirisi olacak ve tarihte etkili bir akım meydana gelecekti.

İmam eğer barış yapmasaydı ve savaşın neticesi de Şamlıların zaferi olsaydı Muaviye savaşı bahane ederek onlardan geriye bir kişi bile bırakmazdı. Gerçi Muaviye ahdi bozdu ve Hucr b. Adıyy, Amr b. Hamık gibi bazı Şiîleri şehit etti ama İmam’ın tavrı çoğu Şiî’nin canını korunmayı sağladı. Bu sebeple İmam Hasan (a.s) barışın gerekçelerinden birini Şiîlerin korunması olarak belirtmiş ve şöyle demişti:

“Şia’nın muhafazası beni barışa mecbur bıraktı. Sonra savaşı başka bir güne bırakmayı münasip gördüm.”[8]

Şu halde cesaret edip denebilir ki, İmam Hasan-ı Mücteba’nın (a.s) barışı Şia’nın çöküşünü ve Ehl-i Beyt (a.s) mektebinin muhip ve takipçilerinin Muaviye’nin ordusu tarafından imha edilmesini önlemiştir. Zira İmam Hasan’ın (a.s) Muaviye ile savaşı sürdürmesi ve Şam ordusunun Irak ordusuna karşı muhtemel zaferi Muaviye’nin en eski arzusunu elde etmesine yol açabilirdi. O, bu şeytanî bahaneyle saf Muhammedî İslam’ın kökünü kurutabilir ve onun yerine Emevîlerin tahrif ve tefsir ettiği İslam’ı yaygınlaştırabilirdi.

İmam Hasan (a.s) bu meselenin farkındaydı. Bu sebeple bazı sevenleri ve Şiîlerinin şikâyet ve eleştirilerine cevaben şöyle diyordu:

“Yazıklar olsun, yaptığım işin ne olduğu nereden biliyorsunuz? Vallahi yaptığım iş (Muaviye ile barış) Şiîlerim için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerder daha iyidir. Bilmiyor musunuz, ben sizin imamınızım. Beni takip etmeniz size vacip ve farzdır. (Bilmiyor musunuz) Allah Rasülü’nün (s.a.a) buyurduğu gibi ben cennet gençlerinin efendisi iki seyyidden biriyim.” Dediler ki: “Tabii ki, biliyoruz.” İmam şöyle dedi: “Hz. Hızır (a.s) gemiyi deldiğinde, duvarı inşa ettiğinde ve küçük çocuğu öldürdüğünde Hz. Musa’yı (a.s) rahatsız eden ve kızdıran mevzuyu bilmiyor musunuz? Zira böyle işlerin hikmet ve felsefesi Musa’ya (a.s) gizliydi ve aşikâr değildi. Halbuki onlar Rabbimizin katında hikmetliydi ve doğru şeylerdi.”[9]

İmam Hasan-ı Mücteba (a.s), barışı kabul ettikten sonra ona “يا مذلّ المؤمنين”, “Ey müminleri zelil eden” şeklinde seslenen kişiye şöyle cevap verdi:

“ما أنا بمذلّ المؤمنين ولكنّي معزّالمؤمنين. انّي لما رأيتكم ليس بكم عليهم قوة، سلمت الأمر”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar