“Ben müminleri zelil eden kişi değilim. Bilakis onlara izzet kazandıran kimseyim. Çünkü sizin (Şiîler) Şam ordusuna denk olmadığınızı ve karşıya koyacak gücünüz bulunmadığını gördüğümde benim ve sizin bekanız için hükümet işini devrettim. Tıpkı bilge kişinin, sahipleri ve içindekiler hayatta kalsın diye gemiyi kusurlu hale getirmesi gibi. (Kur’an’da Kehf suresinde Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasına işarettir). Sizin ve benim hikayemiz de işte böyledir. Bu sayede düşmanlarımız ve muhaliflerimiz arasında hayatta kaldık.”[10]
Aynı şekilde İmam Hasan (a.s), Ebu Said’in Muaviye ile barışı kabul etmenin sebebi hakkındaki sorusuna cevap verirken şöyle dedi:
“ولولا ما أتيت لما ترك من شيعتنا علي وجه الأرض احد الّا قتل”
“Eğer bu işi yapmasaydım (ve Muaviye ile barış imzalamasaydım) yeryüzünde Şiîlerimizden hiçbiri hayatta kalamayacaktı. Hepsi (Muaviye’nin ordusu tarafından) öldürülecekti.” Ebu Said Akisa dedi ki: “İmam Hasan’ın (a.s) yanına gittim ve Hazret’e sordum: Ey Allah Rasülü’nün evladı, hak seninle olmasına rağmen neden sapkın ve zalim Muaviye ile barış yaptın?” İmam cevap verdi: “Eğer bu işi yapmasaydım yeryüzünde Şiîlerimizden bir kişi bile kalmayacaktı. Hepsini öldüreceklerdi.”[11]
İmam Hasan (a.s) başka bir hadiste şöyle der:
“Vallahi, yaptığım iş Şiîlerim için güneşin doğup batmasından çok daha hayırlı ve faydalıdır.”[12]
Yine nakledildiğine göre barış macerasından sonra Hucr b. Adıyy üzüntülü bir şekilde Hazret’in yanına gitti ve duruma itiraz ederek şöyle dedi:
“Allah’a yemin olsun, ölmeyi daha çok isterdim. Keşke hepimiz seninle birlikte can verseydik de böyle bir hadiseyi görmeseydik. Şimdi yenik ve üzgün şekilde evlerimize dönüyoruz. Düşmanlarımızsa mutlu ve muzaffer halde Şam’a dönüyor.”[13] İmam, Hucr’un elini tuttu ve onu kenara çekip dedi ki: “Ey Hucr, konuşmanı Muaviye’nin meclisinde işittim. Fakat her insan senin sevdiğini sevmek zorunda değil. Görüşü de senin fikrin gibi olmak zorunda değil. Vallahi ben, sizin hayatta kalmanız ve Allah Teala’nın muradı dışında bir barışı kabul etmedim.”[14]
İmam, Emîrülmü’minîn’in (a.s) ashabından Malik’in barış konusundaki itiraz ve sorusuna cevap verirken de şöyle dedi:
“Yeryüzünden Müslümanların kökünün kazınmasından ve onlardan geriye kimse kalmamasından korktum. Bu yüzden gerçekleşen barışla geride din için bir muhafaza ve koruma kalmasını istedim.”[15]
Bu sebeple İmam’ın (a.s) destekçileri bulunsaydı ve şartlar o şekilde olmasaydı asla Muaviye ile barış yapmaya yanaşmazdı. İmam (a.s) bir hutbede bu konuya değindi ve şöyle dedi:
“Eğer yardımcı ve destekçi bulabilseydim hükümeti Muaviye’ye bırakmazdım. Zira hükümet Ümeyyoğullarına haramdır.”[16]
3. Muaviye’nin Şeytanî Planları ile Mücadele
İmam Mücteba’nın (a.s) Medine-i Münevvere’de önemli siyasî programlarından biri de Emevîlerin hırsıyla ve şeytanî planlarıyla mücadele etmekti. Hazret, fırsat bulduğu uygun her zaman ve mekânda Muaviye hükümetinin meşruiyetini sorguluyor ve onların, risalet sülalesiyle iyi ilişkiler içinde oldukları ve onların da Ümeyyeoğullarından razı ve hoşnut olduğu yönündeki zehirli propagandalarının meyvesini toplamalarına izin vermiyordu. İmam’ın Muaviye’nin memurlarıyla barıştan sonraki mücadelesi de üzerinde durmaya değerdir. İmam (a.s) Muaviye’nin Amr b. As, Utbe b. Ebi Süfyan, Velid b. Ukbe, Muğire b. Şu’be, Mervan b. Hakem gibi taraftarlarıyla ezici münakaşalar ve mücadeleler içindeydi. Velid b. Ukbe bir gün Medine’de İmam’ın huzurunda Emîrülmü’minîn Ali b. Ebi Talib (a.s) hakkında yakışıksız sözler söyledi. Allah Rasülü’nün (s.a.a) sıbt-ı ekberi büyük bir cesaretle onu rezil etti, hakettiği cevabı verdi ve Muaviye’den nefretini alenen ortaya koydu.[17]
Muaviye barıştan sonra İmam Hasan’dan (a.s) Haricîler ile savaşa katılmasını istedi. Hazret bu savaşa katılmadı. Muaviye’ye cevabında şöyle yazdı:
“Ey Muaviye, ehl-i kıbleden biriyle savaşmak isteseydim önce seninle savaşırdım. Fakat ben senden vazgeçtim. Ümmetin maslahatı ve Müslümanların kanını korumak için seninle yanyana geldim.”[18]
Bir gün İmam Hasan-ı mücteba (a.s) Mescidu’l-Haram’da tavaf ediyordu. Birden gözü Habib b. Mesleme Fahrî’ye (Muviye’nin yakın destekçilerden) ilişti. Ona döndü ve dedi ki: “Habib b. Mesleme, seçtiğin yol Allah’ın yolu değil.” İmam Mücteba’ya (a.s) cevap verirken alaycı biçimde tebessüm etti ve “Baban Ali’nin (a.s) yolunu seçtiğimde Allah’a itaat yolundaydık ama değil mi?” Hazret bu temelsiz çıkışa şöyle cevap verdi:
“Tabii ki. Vallahi sen az bir dünya malına ulaşmak için boynuna Muaviye’ye kulluk tasmasını taktın. Muaviye dünya hayatını temin etti belki ama karşılığında ahiretini elinden aldı. Sen iyi bir şey yaptığını zannederken ayet-i şerifenin örneği oldun: Diğer grupsa günahlarını itiraf ederek çirkin ve güzel ameli birbirine karıştırmıştır.[19]”
Sonra devam etti:
“Allah Teala başka bir yerde şöyle buyurur: Böyledir, kalpleri günah ve fesat sonucunda kararmıştır ve kendilerini kara bahtlı yapmışlardır.”[20]
Sonra İmam (a.s) Habib b. Mesleme’den yüzünü çevirdi ve yoluna devam etti.[21]