1. Muaviye’nin kişiliği: Muaviye’nin, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) rıhletinden sonra İslam toplumunun kandırılmasında oynadığı rol ve yaptığı etki ile böyle savaşları tasarlama ve şeytanlık yapma gücüne dönük olarak makalenin bu bölümünde Hz. Ali (a.s) açısından ve dönemin başka bazı etkili şahsiyetlerinin gözünden onun kişilik özellikleri incelenecektir. Bu sayede Ümeyyeoğullarının İmam Hasan (a.s) aleyhindeki psikolojik harekâtının hızı ve facianın büyüklüğü daha iyi anlaşılmış olacaktır. Peygamber’in (s.a.a) rıhletinden sonraki fetih ve zafer meydanlarında Emevîler sadece Peygamber’in hanedanı ve onun sahabesi olarak tanınıyordu. Sonraları Peygamber sülalesi dışındakilere onun halifesi olma fırsatı doğdu. Muaviye onların sayesinde İslam’ın en büyük valilerinden biri imajı edindi. Bunun yanısıra söz ve eylem bakımından Müslümanların en liyakat sahibi emirlerinden biri sıfatıyla ün kazandı. Muaviye, kurnazlığı ve şeytanlığıyla İslam’dan saltanata giden yolu çıkarmayı başardı. Nitekim Rasül-i Ekrem (s.a.a), Allah’ın dinini aldatmanın sermayesi ve Allah kullarını da küpeli köleler ve şahsî mülkü yapacağını haber vermişti.
Muaviye, İkinci ve Üçüncü Halife’nin dönemlerinde Şam’da yirmi yıl süren hükümeti sırasında titizlikle kendisine sağlam bir üs kurmaya muvaffak oldu. Şehir halkı da onunla birlikte hareket ederse ödüllendirileceğine umut bağlamıştı. Bu sebeple Şam halkının tamamı onun taraftarıydı ve yaptığı işlere yardımcı oluyordu. Böylelikle onun İslam dünyasındaki mevkii fazlasıyla yükseldi ve İslam’ın hâkim olduğu diğer topraklarda da Kureyş’ten -yani Peygamber’in (s.a.a) sülalesinden- ve onun sahabesinden biri olarak tanındı. Hatta bu konuda Ebuzer, Ammar, Mikdad ve benzeri en kıdemli ve öncü çoğu Müslümandan bile daha meşhur hale geldi. Bunun sonucunda da Emevî çetesi bir kez daha büyüdü ve Haşimoğulları adına Haşimoğullarının ocağına pençe attı.
Bu arada da gizliden gizliye en eski hile ve düşmanlıkları izliyordu. Zamanla halk çoğunluğunu şeytanî yöntemlerle kandırmayı başardılar. Elitleri ise Beytülmalden hesapsız bahşişlerle ve haram yolla üretilmiş makamları dağıtarak yanlarına çektiler. Bu metotlarda başarı için Müslümanların hudutlarda elde ettiği zaferlerden ve halifelerin hoşnutluğunu kazanmaktan yararlandılar. Muaviye’nin şeytanca kurnazlığıyla Emevîlerin işi yoluna girdikten sonra dinin ahkamına el uzatıp onu tahrif etmek gibi çok daha şeytanî bir işe kalkıştılar. Halkın hayat kervanını yoldan çıkartıp cahiliye, laubalilik ve inançsızlığa doğru yönlendirip saptırdılar. Tek düşünceleri maddî kazanç ve sınıfsal ayrıcalıklarının korumaktı. Muaviye, Şamlıların hareketinin ekseninde yeralan ve İmam Hasan’ın (a.s) hakimiyeti altındaki diğer beldeleri (Kufe, Basra, Medain, Medine) kışkırtan kişi olarak İmam Mücteba’ya barış dayatırken kendine has kişilik özelliklerinden azami faydalandı. Bu kişinin şahsiyeti analiz edilip çözümlenmeden İmam Hasan’ın (a.s) yaptığı barışı incelemek mümkün değildir. Bu yüzden, bu acı ve hazmı zor hadisede kullanılan psikolojik harekâtın yöntem ve boyutlarını daha iyi ortaya koyabilmek için Hz. Ali’nin (a.s) sözlerinden istifade edilerek bu kirli insanın kişiliği ele alınacaktır. Hz. Ali (a.s) çok sayıda hutbe ve mektubunda Muaviye’nin psikolojik durumunu ve kişilik özelliklerini tarif etmektedir. Yerimizin darlığı nedeniyle onlardan bazılarına değinelim:
1.1. Muaviye’nin sapkınlığı:
“لَکَاءَنی اءَنظُرُ إلى ضِلیلٍ قَد نَعَقَ بِالشّامِ، وَ فَحَصَ بِراياتِهِ فِی ضَواحِی کُوفانَ، فَإذا فَغَرَت فَاغِرَتُهُ، وَاشتَدت شَکِیمَتُهُ، وَثَقُلَتِ فی الأرضِ وَطاءَتُهُ، عَضتِ الفِتنَةُ اءَبنَاءَها بِاءَنیابِها، وَماجَتِ الحَربُ بِاءَمواجِها وَ بَدا مِنَ الأيامِ کُلُوحُها، وَ مِنَ الله اللیالِی کُدُوحُهَاَ فإِذا اءَينَعَ زَرعُهُ وَ قامَ عَلى يَنعِهِ، وَ هَدَرَت شَقَاشِقُهُ، وَ بَرَقَت بَوَارِقُهُ، عُقِدَت راياتُ الفِتَنِ المُعضِلَةِ، وَ اءَقبَلنَ کَاللیلِ المُظلِمِ، وَ البَحرِ المُلتَطِمِ”,
“Aşırı sapan birinin Şam’dan seslendiğini, Kufe’nin dışına bayraklarını diktiğini apaçık görür gibiyim. Ağzını açtığında, ağzındaki gemi gerip isyan ettiğinde ve adımlarını ağır bastığında fitne oğullarını ısırıyor, savaş dalgaları harekete geçiyor, günler asık suratıyla gelip çatıyor, geceler dert ve meşakkatleriyle beliriyor. Ürünleri güzel yetişince, olgunlaşıp dikilince, mest deve gibi bağırınca ve kılıçları şimşek gibi parlayınca artık karmaşık fitne bayrakları her yerde dalgalanmaya başlar, karanlık geceler ve dalgalı denizler gibi yönelir.” (Hutbe 101).
1.2. Ahlakî sapkınlıklar:
“فَإِنکَ قَد جَعَلتَ دِينَکَ تَبعا لِدُنیَا امرِئٍ ظَاهِرٍ غَیهُ، مَهتُوکٍ سِترُهُ، يَشِینُ الکَرِيمَ بِمَجلِسِهِ وَ يُسَفهُ الحَلِیمَ بِخِلطَتِهِ، فَاتبَعتَ اءَثَرَهُ وَ طَلَبتَ فَضلَه”
“Sen dinini öyle bir adama (Muaviye) tâbi kıldın ki sapkınlığı aşikardır ve perdesi yırtılmıştır. Kerim insanlara meclisinde yakışıksız şeyler söyler. İlişkilerde sabırlı davrananı da ahmak görür.” (Deştî, 1382, Mektup 39).
1.3. Bidat ve ahdi bozma: