“Ey imân edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sâbit kılar.” (Muhammed, 7).
Nehcü’l-Belâğa:
“Allah kendisi için bir zillet olacağı için sizin yardımınızı istemez, ihtiyaçtan dolayı da sizden ödünç talep etmez; zira göklerin ve Yer’in orduları Allah’ındır, O, Gâlib ve Hekîm’dir. Göklerin ve Yer’in hazineleri Allah’ın olduğu ve de Ğanîyy ve övülmeye lâyık olduğu halde sizden ödünç talep ediyor. Bunların hepsi, hanginizin daha güzel amel edeceğinin âşikâr olması adına sizi imtihan etmesi içindir. O halde, Allah’ın yurdundaki komşularıyla beraber olmanız için, amel etme hususunda acele edin.” (183. Hutbe)
Kur’ân:
“Göklerin ve Yer’in orduları yalnız Allah’ındır.” (Fetih, 7)
“Göklerin ve Yer’in orduları” ifadesinin geniş bir anlamı vardır; hem ilâhî melekler ordusunu şamildir ve hem de yıldırımlar, depremler, tufanlar, seller, dalgalar ve göremediğimiz ve varlığından haberimizin olmadığı güçleri de içine alır. Zira bunların hepsi, Allah’ın ordularıdırlar ve O’nun emrine âmâdedirler. (Mekârim Şîrâzî, c. 22, s. 36. Bkz: 183. Hutbe, ve Hadîd, 21; Yûsuf, 18; Âl-i İmrân, 173, Tabersî, c. 24, s. 238, 1360).
3.2.3 Kurtuluş İçin Takvâ
Nehcü’l-Belâğa:
“Kalınması sıkıntılı bir yerde, birbirine benzeyen büyük işlerde, doymadan yemesi şiddetli, gürültüsü yüksek, alevi parıltılı, çıkardığı ses heyecanlı, ateşi alevlenmiş, sönmesi uzak, yakıtının alevi şiddetli, tehdidi korkutucu, dehlizleri karanlık, kazanları kızgın, derinliği dipsiz olan bir ateşte dünyanın yenileri eskimiş, şişmanları zayıflamıştır. İşte o arada, “Rabblerine karşı gelmekten sakınanlar, grup grup cennete doğru yönelirler.” Onlar, azaptan emandadırlar; eziyet ve ateşten kurtulmuşlardır. Allah’ın emin yurdunda, kendi makamlarından râzıdırlar.” (190. Hutbe).
Kur’ân:
“Rabblerinden korkup sakınanlar da cennete bölük bölük sevk edildiler.” (Zümer, 73).
Nehcü’l-Belâğa:
“Onlar, dünyada amelleri hayırlı, gözleri ise yaşlı olanlardı. Tevâzû ve istiğfâr ile dünyadayken geceleri tıpkı gündüz gibi; gündüzleri de günah korkusuyla gece misâli olmuştu. Bundan dolayı, Allah, cenneti onlar için nihâî bir yurt olarak karar kılmış, onların güzel bir şekilde mükâfâtlarını bahşetmiştir. Onlar, bu mükâfatlara lâyık kimselerdi ve kalıcı mülkler ve nimetler içinde orada ebedîdirler.” (190. Hutbe).
Kur’ân:
“Onlar da zaten buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.” (Fetih, 26).
Mü’minlerin “takvâ”ya daha yaraşır olmalarının sebebi; böylesi ilâhî bir nimeti elde edebilecek kabiliyetlerinin tam anlamıyla var olmasındandır. Elbette onlar, sâlih ameller vasıtasıyla bu istidatlarını tekmil etmişlerdir. Dolayısıyla şüphesiz onlar, takvâ kelimesine başkalarından daha yakın idiler. Takvâ ehli olmaları ise, onlardan başka kimsenin bu nimete sahip olma konusunda salahiyetli olmamasındandır. Burada “ehil” kelimesi, “her şeyin özeli, seçkini, önceliklisi” manâsındadır.” (Tabâtabâî, c. 18, s. 290, 1417).
3.2.4 Kibir, İtaatsizliğin Menşei
Nehcü’l-Belâğa:
“Sonra onlardan mütevâzı olanlarla büyüklenenleri birbirlerinden ayırmak için, bunu kendine yakın olan Meleklerine haber verdi. Kalplerde saklı olanları ve gayblerin gizlediklerini bilen Münezzeh olan Allah, “Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp sonra ona ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!” buyurdu. İblis hariç, Meleklerin tamamı secdeye kapandılar.” Zira İblis’i hasedi sardı. Şeytan, kendi hilkat mayasını Âdem (a.s)’a karşı öne sürdü ve bunu böbürlenme sebebi kıldı. Ateşten yaratılmasını delil göstererek, taassup ve gurura düçar oldu.” (192. Hutbe).
Nitekim Kur’ân âyetlerinden anlaşılıyor ki, Şeytân’ın isyankârlığı, kibri ve Âdem (a.s)’a karşı böbürlenmesinin nedeni; kendi yaratılış hammaddesinin ve aslının daha üstün ve değerli olduğu iddiasıydı; zira Âdem (a.s) topraktan, o ise ateşten yaratılmıştı.
Kur’ân:
“Hani Rabbin Meleklere, “Muhakkak Ben, çamurdan bir insan yaratacağım.” demişti. Onu tesviye edip ruhunu üfürdüğünde, “Ona hemen secde edin!” dedi. Bunun üzerine bütün melekler secdeye kapandılar. Yalnız İblis hariç. O, büyüklendi ve kâfirlerden oldu.” (Sâd, 71-74).
3.2.5 İlâhî İmtihân
Nehcü’l-Belâğa:
“Allah, onları açlıkla sınadı; zorluklara ve belâlara müptelâ kıldı. Korkuyla imtihan etti; çok sayıda meşakkat vasıtasıyla onları arındırdı/hâlis kıldı. O halde, mal ve evlâdı, Allah’ın hoşnutluk veya gazap sebebi olarak bilmeyin. Bu durum gerçekte imtihan olunabilecek meselelere karşı bilgisizlik demek olup, zenginlik ve kudret içindeyken bir imtihan anlamına gelir. Zira Allah şöyle buyurmuştur: “Onlara verdiğimiz mal ve evlâtlar ile kendilerine yardım ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar.” O halde Münezzeh olan Allah şüphesiz, kullarından kibirli olanları kendi nefisleri hakkında, onların nazarlarında mustazaf olan dostlarıyla imtihan ediyor.” (192. Hutbe).
Kur’ân: