İnanç Eğitiminde Nehcü’l-Belâğa’nın Kur’ânî İşâretleri

04 December 2025 46 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 10 / 11

“Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmamız için acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar anlayamıyorlar.” (Mü’minûn, 55-56).

3.2.6 Refâh, Küfrün Kaynağı

Nehcü’l-Belâğa:

“Ümmetlerin ifsad içinde yaşayan zenginleri ise nimetlerinin çokluğu sebebiyle taassup göstererek şöyle dediler: “Biz mal ve evlât bakımından daha çoğuz, biz azaba uğrayacak da değiliz.” dediler. Eğer taassup gösterecekseniz/övünecekseniz bari asâletli bir ahlâk, güzel fiiller ve amellerde mutaassıp olun.” (192. Hutbe).

   Kur’ân:

“Biz malca ve evlâtça daha çoğuz, biz azaba da uğratılmayacağız.” (Sebe’, 35).

 Peygamberlerin ilk hedefi, siyâsî hâkimiyetin el değiştirmesi ve siyâsî tâğûtun yok edilmesidir. Ama şımarık servet sahipleri (iktisâdî tâğûtlar), dâima Peygamberlerin hedeflerine muhalefet etmişlerdir; zira önderlik ve hükümranlığın yalnızca servet sahiplerinin veya onların tâbîlerinin bir hakkı olduğunu sanmaktadırlar. Yine onlar şu yanılgıya kapılmaktadırlar: Kudret ve servet sahibi olduklarından ötürü, ilâhî azâba düçar olmayacaklarını zannetmektedirler. Hatta günahlara mürtekip olduklarında, “Biz azâba uğrayanlardan olmayacağız.” demektedirler. Nitekim bu tarz bir düşünce, onların günahlara batmalarına sebep olmaktadır. Çünkü servetine ve kendine tâbî olanlara güvenen bir kimse, ilâhî hidayet ve akıldan uzaklaşırsa helâk olur. (Müderrisî, c. 1, s. 383).

3.2.7 Âhireti Hatırlamak

Nehcü’l-Belâğa:

“Ey Allah’ın kulları! Sizlere takvâlı olmayı tavsiye ediyorum. Çünkü takvâ, kendinizi kontrol etme ve sâbit kadem kılma vesilenizdir. O halde takvânın ipine tutunun ve onun hakikatlerine sığının. O, gözlerin şaşkınlıktan kalakaldığı ve insanın nezdinde her şeyin karanlığa bürüneceği o günde sizi sükûnet yurduna, engin diyârlara, muhkem sığınaklara ve izzetli makamlara ulaştırır.” (195. Hutbe).

 İnsanın eceli yaklaştığı vakit, gönül gözü âhiretin ahvâline açılır ve onları keşfeder. Bu hâl üzereyken, dünyanın her yeri ona karanlık görünür. Bundan önce gördükleri, artık gözlerinde görünmez olur. Mal-mülk veya hâmile develer, O’nun melekûtî kudreti karşısında öylesine naçizdirler ki, sanki tüm o yüksek ve azametli dağlar yok ve görünmez olmuşlar ve hiçbir hakikati olmayan serap misâli parıldamaktadırlar. (Behrânî, c. 3, s. 793, 1375).

Kur’ân:

“Sakın Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Allah, onları, gözlerin korkudan dehşetle bakacağı o güne erteliyor.” (İbrâhîm, 42).

Münâfıkların Sîmâsı: 194. Hutbe: Tabâtabâî, c. 19, s. 338, 1374). Hakikatin Aydınlık Yolu: 201. Hutbe). Şu’arâ, 157-158). Mahlûkâttaki Hârikalıklar: 211. Hutbe: Fâtır, 28, Nâziât, 26).

Sonuç

  1. Kâmil insan, Allah’ın halifesi olması bakımından, başlıbaşına tekvînî bir Kur’ân’dır. Tıpkı tedvinî Kur’ân’ın, aynı zamanda tekvînî Kur’ân olması gibi.
  2. Emîre’l-Mü’minîn (a.s), Kur’ân’ın tefsirinde ve hedeflerinin açıklanması konusunda en liyâkatli kimsedir. Zira Ali (a.s) bir anlamda Kur’ân-ı nâtık’tır ve sessiz bir Kitap hükmündeki Kur’ân’ın hakikatine kâmil surette âşinâdır.
  3. İmâm Ali (a.s), tıpkı Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif âyetlerinde insanların takvâya ve ilâhî hududa riâyet etmeye çağrıldıkları gibi, mükerrer surette, nûrânî kelâmlarında insanları takvâya davet etmiştir.
  4. Nehcü’l-Belâğa tıpkı Kur’ân-ı Kerîm gibi, Şeytân’a ve onun düşmanlıklarına işaretlerde bulunmuş ve insanları, onun tuzaklarına karşı uyanık olmaları hususunda uyarmıştır.
  5. Vahyin kelâmında ve Kur’ân-ı Nâtık’ta; toplumların, gâfletin helâk edici hastalıklarına düçar olmamaları için, ölümü hatırlamaları tavsiye edilmiştir. Nehcü’l-Belâğa’daki birçok hutbenin muhtevâsı, “me’âd ve bâkî yurt için” hazırlanma hakkındadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, me’âd hakkındaki âyetlerin toplamı yaklaşık iki bin civarındadır.
  6. İmam Ali (a.s), birçok hutbesine, Rabbini hamd ü senâ ile başlamaktadır; tıpkı Kur’ân’ın, insanları Rabbin tevhidine ve O’na kulluğa davet etmesi gibi.
  7. İmâm Ali (a.s), karınca, çekirge, göğün sütunları gibi birçok varlık ya da oluşumun harikalıklarına işaret etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de de mahlukların yaratılışının hatırlatılması ve bunlara dair ilmî işâretlerin zikredilmesi, insanın ilmî ve amelî anlamdaki hidayet ve rüştü için bir adımdır.

Kaynaklar

Kur’ân-ı Kerîm

Abduh, Muhammed, (ty.), Şerh-i Nehcü’l-Belâğa, Kâhire, Matba’atü’l- İstikâme.

Arûsî Huveyzî, Abdali b. Cum’a, (1415), Tefsîr-i Nûri’s-Sekaleyn, Tahkik: Seyyid Hâşim Rasûlî-yi Mahallâtî, Kum, İntişârât-i İsmâîliyân.

Behrânî, Meysem b. Ali b. Meysem, (1375), Tercüme-i Şerhi Nehci’l-Belâğa. Kurbanali Muhammedî Mukaddem ve Ali Asğar Nevâyî Yahyâzâde Tercümesi ile, Meşhed, Bünyâd-ı Pejûheşhây-i İslâmî.

Cevâdî Âmulî, Abdullah (1384), Kur’ân Der Nehcü’l-Belâğa (Nehcü’l-Belâğa’da Kur’ân), Fıkıh ve Usûl, 2. Sayı, Pejûheşhâ-yi Fıkhî, s. 25.

Deştî, Muhammed, (1379), Tercüme-i Nehcü’l-Belâğa, Kum, Müessese-i İntişâr-ı Meşhûr.

İbn Ebî’l-Hadîd, İzzeddîn Ebû Hâmid, (1340), Şerh-i Nehci’l-Belâğa; İbn Ebî’l-Hadîd, Kum, Kitâbhâne-i Umûmî-yi Âyetullah Mer’aşî.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar