Allame Tabatabaî’nin Kur’an tefsiri, bütün yenilikçiliklerine rağmen kökü İslamî tefsir geleneğindedir. Çağdaş Kur’an araştırmacısı Mahmud Eyyub, el-Mizan’ın günümüzdeki muhataplarıyla ilahiyat ve felsefenin kadim geleneğinin içinden konuştuğuna inanmaktadır. (Ayoub, p. 186). Başka muhakkikler de Allame’nin tefsir bahislerinin kökünün tefsir geleneğinde olduğuna işaret eder. Mesela Ahmed Paketçi Tarih-i Tefsir-i Kur’an‘da çağdaş tefsir akımlarını eklemlenmeci ve gelenekçi olarak ayırır ve el-Mizan‘ı gelenekçi tefsirler grubunda zikreder. (Paketçi, s. 306-311). İslam felsefesi araştırmacısı ve çağdaş İslamiyatçı Massimo Campanini[6] de Kur’an: Tefsirhâ-yi Novin-i Müselmanan[7] kitabında el-Mizan yazarının tefsir ekolünü gelenekçi sayar. (Campanini, p. 37).
Allame Tabatabaî Kur’an’ın tefsir geleneğine yaslanarak vahyedilen sözün zâhir ve bâtını bulunduğu telakkisini kabul eder ve bu görüşü irfanî bir paradigmadan tefsir konularının çerçevesi içine almaya çalışır. Kur’an’da bâtınlar bulunduğuna inanç Allame’den önce Şiilerin dinî söyleminde daha ziyade bir rivayet öğretisi olarak sözkonusu ediliyordu. Bu nedenle Şia’nın bazı arif meşrepli müfessirleri bu telakkiyi irfanî zevkle karıştırmış ve kutsal kelamın manasındaki kemale yükselen mertebeler ile insanın manevî kemal mertebeleri ve kâinatın varlık yapısını birbirine bağlamıştı. Allame, insanın manevî mertebeleri ile Kur’an’ın mana mertebeleri arasındaki bağa inanmakla birlikte Kur’an’ın birçok anlam katmanı içermesini tefsir bahisleri çerçevesinde ve metnin tefsiri için gerekli olan şeyler temelinde derleyip toparlar. Onun, Kur’an’ın “muhkem ve müteşabih” ve “tevil” gibi bazı kavramlarıyla ilgili anlayışı, kutsal kelamın manada kendine yeterli olduğu ilkesini savunması, metin içi tefsir metodu olarak Kur’an’ı Kur’an’la tefsir yöntemini kurması, mantık ve usül ilminin kavramlarından yardım alması, işte bütün bunlar Allame’nin, her ne kadar tefsir geleneğine dayansa ve rivayetin aktardıklarına, irfanî inançlara ve felsefî bilgilere yaslansa da, vahyedilen sözün doğasına ve onun anlaşılıp tefsir edilme mekanizmasına dair telakkisini metni yorumlamanın tutarlı ve disiplinli bir teorisi formunda, diğer bir ifadeyle bir hermenötik söylemde gündeme getirdiğine şahittir.
Allame Tabatabaî Ve Kur’an’ın Manasındaki Tekamüle Dayalı Paralel Çokluk
Allame Tabatabaî’nin kanaatinde Kur’an zâhirî ve bâtınî anlamlar içerir. Kur’an’ın bâtınî anlamları da çok sayıda katmandan oluşur. Allame, Kur’an’daki anlam katmanının çokluğunu belli bir sayıyla sınırlandırmaz. O, Kur’an’ın zâhirinin herkes için anlaşılabilir olması gerektiğine inanır. Çünkü Kur’an kendisini mübin ve herşeyi açıklayıcı olarak tarif eder. Meydan okurken insanların ayetleri üzerinde durup düşünmesini ister. Eğer yapabiliyorlarsa onun benzerini bir kitap getirmeli ve karşı çıkmalıdırlar. Buna ilaveten Kur’an’da pek çok yerde İsrailoğulları gibi özel bir insan topluluğu, kafirler veya müminler muhatap alınır ve onlarla konuşulur. Allame Tabatabaî, Kur’an eğer anlaşılmayacak bir kelamla insanlarla konuşuyor olsaydı bütün bu hitapların boşuna olacağı kanaatindedir. Allame, Kur’an’ın zâhirî ve bâtınî hiçbir anlamını birbirine yabancı görmez. Çünkü ona göre zâhirî ve bâtınî tüm anlamlar vahyin kelamında kastedilmiştir. Tek fark şudur ki, zâhirî ve bâtınî anlamlar birbirine paralel murad edilmiştir. (Tabatabaî, Şia der İslam, s. 78-85 ve A.g.y., Kur’an der İslam, s. 21-30).
El-Mizan yazarı her ne kadar zâhirî manayı anlamın ilk katmanı görüyorsa da literal manadaki Kur’an’ın zâhirini sınırlandırmaz. Bilakis zâhirî anlamlar ile bâtınî manalar arasında göreceli bir bağ olduğuna inanır. Bu bakış temelinde her katmandaki anlam, önceki katmanın anlamına göre bâtınî anlam sayılır ve bir sonraki katmanla kıyaslandığında da zâhirî anlam olmaktadır. (A.g.y., el-Mizan, c. 3, s. 84).
Allame Tabatabaî’nin inancına göre Kur’an metni delaletinde bağımsızdır. Yani Kur’an ayetlerini anlamada Kur’an dışında bir yol gösterici ve kılavuza ihtiyaç yoktur. Rivayetin öğrettikleri, sahabe ve tabiinin sözleri, bilimsel, felsefî veya kelamî bilgiler, bazı müfessirlerin Kur’an’ı tefsir ederken ayetlerin anlamlarıyla karıştırdığı her şey, bunların hiçbiri Kur’an ayetlerini anlamak için ne gerek şart, hatta ne de yeter şarttır. Bu bakış itibariyle Kur’an ayetlerini anlama ve tefsir etmenin doğru üslubu onları yanyana getirmek ve ayetler arasındaki irtibat ve insicama dikkat kesilmektir. Bu şekilde Kur’an, tek bir metin olarak, anlamlara delalet etmede kendine yetecektir. Bu metnin her kısmının anlaşılması ve tefsiri de o kısmı külliyatın arka planında ele alarak ve mananın metin içi irtibatına bakarak mümkündür.