Hermenötiğin Yeni Söylemi ve Kur’an’daki Anlamın Belirginliği ve Çokluğu

04 December 2025 53 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 13

Allame Tabatabaî, Kur’an’ın anlamının kendine yeterliliğini yapısal bir inanç kabul eder ve bir tefsir varsayımı olarak ondan yararlanır. Aynı zamanda Kur’an ayetlerine istinat ederek bu kanaati güçlendirmeye çalışır. Bu yüzden Kur’an’ın kendine yeterli olmasının karşısında, vahyedilen kelamın, metnin dışından birtakım kaynaklar, öğretiler ve bilgilere, yani Kur’an’ın yapı ve anlam bütünlüğü haricinde elde edilmiş şeylere bağımlı olduğu inancının bulunduğunu gösterir. Kur’an’ın kendisini “نور مبین”[8], “هدی للعالمین”[9] ve “تبیان کل شیء”[10] olarak tanıttığına değinir. Halbuki ayetleri anlamanın metnin dışından birtakım kaynaklara, bilgilere ve öğretilere bağımlı olması, Kur’an’ın ışığını başka yerden aldığı, hariçten hidayete vesile olduğu ve başka bir şeyin açıklamasına muhtaç olduğu anlamına gelecektir. (A.g.e., c. 1, s. 7).

“Anlamın kendine yeterliliği”ne ilaveten “anlamın metin içi irtibatı” da her türlü metin dışı yorumun ön şartıdır. Bu cümleden olarak Kur’an’ı Kur’an’la tefsir de. Anlamın kendine yeterliliği, metnin manasını anlamanın metnin kendisinden başka bir şeyi ihtiyaç duyması ön şartına dayanır. Çünkü metnin her kısmı bütünün anlam fikriyle bağdaşmaktadır. (Algar, s. 339). “Anlamın metin içi irtibatı” da metnin çeşitli kısımlarının birbiriyle disiplinli ve sistemli anlam bağlantısı taşıdığı türden yorumun ön şartını ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, metin mananın iç disiplinine sahiptir. Allame’nin “muhkem ve müteşabih” kavramlarından anladığı ve bu kavramlar arasındaki ilişkiye dair telakkisi Kur’an’daki anlamın metin içi disiplin ve ilişkisini ifade eder. Allame “muhkem ve müteşabih”i iki izafi vasıf ve iki görece kavram kabul eder. Müteşabih ayetlerin, kendi lafzî medlulüne delalet etmesine rağmen kasıt ve mana bakımından şüphe ve tereddüt konusu olduğuna, ama bu tereddüdün dilden yararlanarak ve linguistik analizle giderilebileceğine inanır. Çünkü tereddüt ve şüphe diğer ayetlerle bağdaşmaması nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden meydana gelen müteşabihliği metin içi tefsirle ortadan kaldırmak gerekir. (A.g.e., c. 3, s. 47).

Elbette ki Allame’nin Kur’an’ı Kur’an’la tefsir tarzından anladığı, zâhirî ve bâtınî anlamların göreceli olmasının ve yine Kur’an ayetleri için muhkem ve müteşabih vasfının nisbî olmasının birtakım belirsizliklerle karşı karşıya bulunduğudur.

Mesela “الرَّحْمَنُ عَلَى العَرْشِ اسْتَوَى” (Taha 5) ve “جَاءَ رَبُّكَ” (Fecr 22) ayeti literal anlamıyla Allah’ın mekanlı ve bedenli olduğuna delalet eder. Allame, Allah’a mekan ve beden isnat etmeyi bu ayetlerin anlamında ortaya çıkan müteşabihliğin sonucu kabul eder ve sözkonusu benzerliği bu ayetleri Kur’an’ın diğer ayetlerine döndürerek ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna inanır. Bu nedenle ortaya çıkan müteşabihliği, bahsi geçen ayetleri “لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ” (Şura 11) ayetine rücu ettirerek ortadan kaldırmaya; “الرَّحْمَنُ عَلَى العَرْشِ اسْتَوَى” ve “جَاءَ رَبُّكَ” ayetlerindeki yerleşme ve gelme fiilinden muradın bir mekana yerleşmek ve yer değiştirmekten başka bir anlama geldiğini göstermeye çalışır. (A.g.y., Kur’an der İslam, s. 44-45).

Halbuki muhkem ve müteşabihi Kur’an ayetleri için iki göreceli vasıf sayan bakışı temel alarak bu iki ayeti Kur’an’ın diğer ayetlerine, mesela “يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْ” (Fetih 10) ayetinde olduğu gibi zâhirinde Allah’ın bedeni veya mekanından sözeden ayetlere rücu ettirmek ve Allame’nin tefsirinden tamamen farklı bir tefsire ulaşmak da mümkündür. Yahut Allame’nin görüşünün tam tersine davranıp “لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ” ayetini “الرَّحْمَنُ عَلَى العَرْشِ اسْتَوَى” ve “جَاءَ رَبُّكَ” ayetine rücu ettirmek ve onları, neticesi Allah’a beden ve mekan atfetmek olacak şekilde tefsir etmek de mümkündür. Öyle anlaşılıyor ki muhkem ve müteşabih ayetlerin tespit edilmesi ve onların birbirine nasıl döndürüleceğinin belirlenmesi nihayetinde müfessirin ön kabullerine ve varsayımlarına bağlıdır.

Allame Tabatabaî her ne kadar el-Mizan‘ın mukaddimesinde felsefe ve kelam cinsinden varsayımlar ve ön bilgilerin Kur’an tefsirine dayatılmasını tefsirin tatbikle yer değiştirmesi olarak görüyor ve vahyedilmiş kelamın tefsir etmenin doğru tarzının Kur’an’ı Kur’an’la tefsir olarak tarif ediyorsa da (A.g.y., c. 1, s. 7-14) Kur’an’ı tefsir ederken kendi faraziye ve ön bilgilerinden defalarca yararlanmıştır. Mesela Allah’ın bedenlenmiş olmadığını ayetlerin tefsirinden çıkarmak yerine “Allah cisim değildir” inancıyla Kur’an’a yaklaşır ve ayetleri kendi varsayımıyla bağdaşacak şekilde tefsir eder. Bu nedenle Kur’an’ı Kur’an’la tefsir yaklaşımında müfessirin ön kabullerinin yorum sürecine kılavuzluk yaptığı ve yol gösterdiği anlaşılmaktadır. Müfessirin bu anlayış ufku Kur’an ayetlerini uygun biçimde yanyana getirme metoduna damgasını vurur. Bu bakımdan Allame Tabatabaî ile felsefî hermenötiğin yoruma dair yaklaşımları arasında kimi yakınlıklar bulunabilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar