Dr. Mearif:
Müsteşriklerin İslamî araştırmalarında birtakım özellikler vardır. Çoğunu siz söylediniz. Bir ilave yapayım. Müsteşrikler tikelcidir. En eski kaynaklara dönerek dayanaklar bulmaya gayret eder ve onları esas alıp tahlillerini ortaya koyar. Karineleri bir araya getirme ustasıdırlar. Çözümleme, analiz ve çıkarım üstadıdırlar. Müsteşriklerin araştırmalarındaki bu çalışma görülmeye değerdir. Buna mukabil bazı meseleler de vardır ki işteki eksikliklerin parçası olabilir. En azından Müslümanların görüşlerinde. Bunlarda biz Müslümanların itikadî önyargıları yoktur. Diğer bir ifadeyle, bakışları dine içeriden bakış değildir. Bu bakımdan biz Müslümanların hassasiyetlerini taşımazlar. Müslümanlar için mukaddes olan şeyler onlar için kutsal değildir. Bu söylediğim, bunların İslamî eserlere tarafsız baktıkları anlamına gelmez. Müsteşrikler konusunda eleştirilebilecek olan, biz Müslümanların varsayım ve kabullerine aykırı yargılara sahip olmalarıdır. Mesela İslam Peygamberi’nin Allah’ın seçilmiş resulü olmadığı ve Kur’an’ın ilahî mahiyeti bulunmadığı önyargıları vardır. Onlara göre Kur’an beşerî bir kitaptır. Beşerî bir kitap olduğu için de mecburen vahiy değildir, değişip başkalaşmaya açıktır, üslup ve tarzında çelişkiler vardır. Goldziher şöyle der: “Mekkî ve Medenî sureler arasındaki farka bakın. Mekkî ve Medenî sureler arasındaki fark, Kur’an’da çelişki ve sıkıntının vaki olduğuna örnektir.” Biz Müslümanlar Kur’an’daki surelerin bir bölümünün Mekkî ve diğer bölümünün de Medenî olduğunu biliriz. Mekkî sureler hacim ve uzunluk, üslup, mesaj ve muhteva bakımından kaçınılmaz biçimde birbirinden çok farklıdır. Aralarında fark bulunması da tabiidir. Peygamber onüç yıl Mekke’de zaafiyet şartlarında yaşadı. Bu onüç yılda sabır, vazgeçme, affetme ve direnç gösterme ayetleri geliyordu. Medine’ye gittikten sonra Müslümanlar güç ve kudret kazandı. Böyle olunca orada hudud, şeriat, kanun ve cihad ayetleri nazil oldu. Biz Müslümanlar bu farklılık nedeniyle Kur’an’da çelişki bulunduğundan bahsetmeyiz. Bilakis Kur’an’ın, en azından bir bölümünün zaman ve mekânın şartlarına uygun olarak indiği bir kitap olduğunu söyleriz. Esas itibariyle bu konuda nüzul sebebi nesneldir.
Onlar, Kur’an’ı beşerî bir kitap ve Peygamber’i en çok sosyal reformist gördükleri kendi önyargılarıyla ilahî vahyin ürünü ve İslam Peygamberi’nin mucizesi olan bir kitabı tahlile kalkışıyorlar. Bunların dikkate almadığı şey, bu semavî kitabın mucize özelliğidir. Kadim kaynaklara başvurdukları ve bunun da Kur’an çalışmalarının güzel tarafı olduğu doğrudur. Fakat kaynaklardan üstün olanı bilebilecek ve onlara kategorilendirebilecek durumda değillerdir. Ehl-i Sünnet’in en sahih kitabı olan Sahih-i Buharî onlar için Taberi Tarihi veya Taberi Tefsiri seviyesinde başvuru kaynağıdır. Halbuki Müslümanlar bunları kategorilere ayırır. Mesela Taberi Tarihi’nin İsrailiyatla dolu olduğunu söylerler. Ama bir müsteşrikin böyle bir hassasiyeti yoktur. Bu kaynakların rivayetlerine müracaat ettiklerinde de bu rivayetlerin karışık ve sorunlu olduğunu görürler. Mesela Kur’an’ın toplanması konusunda ihtilaflı, çelişkili ve çatışma halinde çok sayıda tarihsel rivayet vardır. Müslümanlar bu konuda rivayetleri ortada çelişki kalmayacak şekilde mantıksal olarak uzlaştırmaya odaklanır. Mesela Kur’an tarihi üzerinde çalışan bir Müslümanı düşünün, Kur’an’ın Peygamber zamanında toplandığını aktaran haberler görür. Kur’an’ın Ebubekir, Osman ve Ali b. Ebi Talib zamanında toplandığından bahseden haberlerle karşılaştığında çelişki tuzağına düşmeden bu dört çeşit bilgiyi uzlaştırabilir ve ortak bir tahlile ulaşabilir mi? Müslüman muhakkikler kendileri için böyle bir ödev farzetmişler ve bu haberlerin mantıken uzlaştırılabileceğine inanmışlardır. Kur’an’ın toplanmasının her dönemde bir realiteye dönük olduğuna kanaat getirmişlerdir. Ama eğer farklı rivayetleri mantıksal olarak uzlaştıramıyorlarsa, çaresiz, bir hadisi diğer hadise tercih ederler. Yani tadil ve tercih ehlidirler.
Bu nedenle müsteşrikler ne muhtelif rivayetleri uzlaştırma hassasiyetine (bir Müslüman seviyesinde) ne de bir karineyi tenkit hassasiyetine, dolayısıyla da bir karineyi diğerine tercih etme hassasiyetine sahiptir. Onların kural olarak böyle duyarlılıkları yoktur. Bunların fikir ve inançlarını okuduğumuzda ilk bakışta Kur’an’ın tarihinde ne kadar da çelişki bulunduğunu düşünürüz. Ebubekir’in mi yoksa Zeyd b. Sabit’in mi, yahut Ali’nin (a.s) mi, ya da Peygamber’in (s.a.a) mi, yoksa Osman’ın mı Kur’an’ı topladığını anlayamayız. Müsteşriklerin araştırmaları kafamızı karıştırır. Çünkü bütün ihtimalleri bir tek şekilde ele alır ve okuyucunun önüne koyarlar. Bazı zamanlar görüş belirtir, bazen de görüş belirtmezler.