Allame Tabâtabâî’nin “Marifet-i Nefs” Öğretisini Okuma Sistematiğinin Tahlili

04 December 2025 43 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 11

2-3. “Nefis Soyutlaması”na Vurgu, Akıl ve Nakil Yardımıyla Bunun İspatlanması

Allame Tabâtabâî, tüm maddecilerin ve bir grup Müslüman kelamcı ve zâhircinin “nefis soyutlaması”nı kabul etmeye sırt çevirdiğine işaret ederek onların ortaya koyduğu delilleri ve itirazlarını eksik görmüş ve bunu, akıl ve nakil yardımıyla ispatlamaya girişmiştir. Başlangıçta “nefs”i “Her birimizin ‘ben’ kelimesiyle ifade ettiğimiz şey”, “Beden olmayan ve bedenin ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmayan şey” şeklinde tarif ederek ve “soyutlama”yı da “Bedenin hükmünden başka bir hüküm ve başka cisimsel terkiplere sahip, onunla birleşik ve şuur, irade ve diğer idrak sıfatları aracılığıyla onu idare eden bedenin ötesindeki şey”, “Bölünebilir, zamanlı ve mekânlı olmayan madde dışı şey” şeklinde tanımlayarak “nefis soyutlaması”ndan neyi kastettiğine açıklık getirmiş, daha sonra da buna deliller göstermeye geçmiştir. (A.g.e., c. 1, s. 350 ve s. 364-365).

2-4. “Marifet-i Nefs” Öğretisi Bahsini Kur’an-ı Kerim Ayetlerine Dayandırma ve “Naklî Önermeler” Temelinde Açıklama

Allame Tabâtabâî, “من عرف نفسه فقد عرف ربه / Nefsini, kendini bilen, Rabbini bilir” hadisiyle çelişkili gibi görünen, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.”  (59/Haşr, 18-19) ayet-i şerifesini “marifet-i nefs”in zaruretinin önemini anlattığını düşünmektedir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 37).

Allame Tabâtabâî, “marifet-i nefs” (kendini bilme) konusundaki sözünü esas itibariyle Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (5/Maide, 105) ayet-i şerifesine dayandırarak onu tartışmasının başlangıç noktası yapmaktadır. Ayetteki “عَلَيْكُمْ”a “ألزموا” manası vermekte, “اَنْفُسَكُمْ”u onun mefulü (tümleç) kabul etmekte, “اهتداء” ve “ضلال”in, “tarik” ve onda süluk ya da yoldan sapma dışında tasavvur edilemeyeceğini esas alarak şu sonuca varmaktadır: İnsanın hidayeti ve mutluluğu ile son bulan tarik, “nefs”in ta kendisidir. (A.g.y., 1371, c. 6, s. 162-163 ve s. 165).

Allame Tabâtabâî, Ey insan! Şüphesiz, sen Rabbine (kavuşuncaya kadar) didinip duracak ve sonunda didinmenin karşılığına kavuşacaksın.” (84/İnşikak, 6) gibi ayetlere dayanarak “nefis” mecrasında seyrin mecburi olması üzerinde durmakta ve bunu esas alarak Kur’an’ın “nefsin lüzumu”nu emretmesine ilişkin saikini, sadece insanların bu mecburi seyirle ilgili gafletinin ortadan kalkması kabul etmektedir. Çünkü geri döndürülemez bu varoluşsal (tekvinî) hakikate iltifatın, insanın görüş ve eylemlerini ıslah etme ve yüceltmenin üzerinde kayda değer etkisi vardır ve insan için “mükemmellik ve mutluluk”un zeminini hazırlayacaktır. “Allah’tan başkasından kopma”, “ilahî velayeti hissetme”, “idraki düzeltme”, “Hakka yakınlaşma”, “tevazu halinden nasiplenme”, “tevhid ve kulluk makamına ulaşma” onun, “nefsin tarik olması”na iltifat ve yöneliş için saydığı bazı etkilerdir. (A.g.e., s. 166-167).

Allame Tabâtabâî, Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.” (7/A’raf, 172) ve Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.”  (59/Haşr, 19) ayetlerini açıklarken yine “marifet-i nefs” bahsine girmekte ve bu ayetleri sözkonusu öğreti için Kur’an’dan dayanak olarak zikretmektedir. (a.g.e., c. 8, s. 306; c. 19, s. 219). Allame, aynı zamanda “Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim” kitabından bu öğretiyle ilgili çok sayıda hadis de nakletmektedir. (A.g.y., 1360 Kameri, s. 38).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar