0- Sadru'l-Müteellihîn Açısından Şefaat

04 December 2025 44 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 11

Bundan dolayı emin olarak diyebiliriz ki Allah bazı günahları affedecek, bazılarını ise affetmeyecektir. Bu görüş Kur'an'ın “Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediği kimse için affeder.” (Nisa 48) ayetine de uygundur. Ayet, büyük günah sahibinin tevbeden önceki durumuna da işaret etmektedir. Çünkü eğer kafirden bahsediliyor olsaydı hiçbir peygambere kafire şefaat etmek yakışmaz. Küçük günah sahibi veya büyük günahtan tevbe etmiş kişiye işaret edilseydi aklen ona azap Allah için caiz değildir. (A.g.e., s: 326).

7.7.2. Kelamın şüpheleri:

Kur'an ayetlerine dayanan şüphelere ilaveten başka tarzlara tevessül ederek ortaya atılmış şüpheler de vardır. Bu şüphelerden iki başlığa ve Molla Sadra'nın onlara verdiği cevaba değineceğiz:

a) İbadet ve masiyet ehlini eşitlemeye yolaçan şefaat: Şafii müfessir ve şeyhi Ebubekir Kaffal Mutezile'nin şefaatin mümkün olmadığına ilişkin görüşünü destekleyerek şöyle der: İsyankarlara şefaatin ibadet ve masiyet ehlini eşitlemeye yol açacağı hesaba katılırsa, hikmet-i ilahî bakımından bu caiz olmadığına göre Allah isyankarlar için şefaat izni sâdır etmez. (22, s: 137).

Şüpheye cevap: Molla Sadra, aklî ve kelamî iki tür cevapla mezkur şüphenin peşine düşmüş ve onu iptal etmeye koyulmuştur. Aklî cevapta bu şüphe için şöyle der: Şefaatin günahkarlarla ilişkilendirilmesi aklî bakımdan çirkin değildir (güzeldir) ve zaten Mutezile de aklî güzel ve çirkine kaildir. Öyleyse büyük günah sahiplerine şefaat edilmesinin hikmet-i ilahî açısından çirkin sayıldığının öne sürülmesi nasıl mümkün olabilir? Öte yandan şefaatin ibadet ve masiyet ehlini eşitlemeye yol açacağı iddiası da doğru bir iddia değildir. Çünkü kemale ermiş olanların ilim ve amelde mevkii, rahmet ve şefaat ehlinden günahkarların konumuna benzemez.

Ama eğer kastedilen, itaat eden ile isyan edenin hiçbir konuda eşit kabul edilmesinin caiz olmadığıysa bu sözün tam bir cehalet olduğunu söylemek gerekir. Çünkü Allah onları hilkat, hayat, rızık, temiz gıdalar ve başka pek çok konuda eşit yaratmıştır.

Ebabekir Kaffal'ın maksadı eğer asi ve itaatkarın tüm konularda eşit kabul edilmesinin caiz olmadığıysa buna verilecek cevap şudur: Bu söz gayet açık ve hiç kimsenin reddedemeyeceği bir gerçektir. Çünkü ahiret âleminde itaatkar insanların azaba çarptırılmaktan korku ve kaygısı yoktur. Oysa günahkarlar korkunun sınırlarında gezer. Çoğunlukla da ilahî hışmın ateşinde uzun müddet azaba uğrayacaklardır. Sonra rahmet-i ilahî onların halini kapsamına alacak ve şefaat vasıtasıyla kurtuluşa ereceklerdir.

Buna ilaveten çoğu Mutezile (Basra ehli), büyük günah sahibinin affedilmesini güzel (hüsn) bulmuştur. Her ne kadar onların görüşüne göre nakil onun vuku bulmayacağına delalet etse de.

Beyan edilen meseleleri dikkate alan Molla Sadra Ebabekir Kaffal'ın şüphesini reddederken şöyle der: Aklî istidlal açısından masiyet sahipleri hakkında şefaatin men edilmesi hatalı bir sözdür. Çünkü istisna edilen ve şefaate konu olmayacak şey, çirkin amellerin kökeni olan nahoş sıfatlar zâtlarına nüfuz etmiş olan kimselerle ilgilidir. (A.g.e., s: 138).

Molla Sadra mezkur şüpheye kelamî cevabında Fahru Razî'nin cevabına istinat ederek der ki: Azap Allah'ın hakkıdır ve hak sahibi kendi hakkını düşürüp kullanmayabilir ve ondan vazgeçebilir. Bu durum sevabın tersinedir. Çünkü sevap kulun hakkıdır ve Allah'ın onu düşürmesi ona yakışmaz. Dolayısıyla kelamî istidlal ile de şefaatin vuku bulacağı sahih bir konudur ve Kaffal'ın şüphesi yersizdir. (A.g.e., s: 139).

b) Şefaat büyük günaha meyletmeye sebep olur: Bir kesim, büyük günah sahiplerinin günahının kıyamette bağışlanacağı ve mağfirete uğrayacakları manasında şefaatin kabul edilmesinin insanları büyük günahlara meylettireceği, Allah'ın emirlere isyana sevkedeceği ve nehyeledilenleri irtikaba teşvik edeceğini öne sürmüştür. Sözkonusu meseleler nahoş ve çirkin olduğuna göre şefaatin gerçekleşmesi de kabih ve çirkin bir şeydir.

Şüpheye cevap: Kıyamette günahların bağışlanmasını sağlayacak olan şefaat dünyadaki şefaat gibi değildir ve tesadüfî sebeplere tâbi olmaz. Bilakis şefaatin tahakkuk edebilmesi için onu haketmek lazımdır, izin (Tâ Hâ 108) ve ilahî rıza (Enbiya 28) şartına bağlıdır. Yani fert, o âlemde şefaatten yararlanabilmek için haketme ve ilahî rızayı bu âlemde kazanmalıdır. Aksi takdirde insan türlü günahlara ve Allah'tan uzaklatıran sebeplere gömülerek şefaati hakedemez. Bundan dolayı dünyada nasihatçıların nasihatının etkileyemediği kimseye ahirette de şefaatçilerin şefaati fayda sağlamayacak ve etki etmeyecektir. (24, s: 208).

8. Sonuç

Şefaat bahsi, Kur'an-ı Kerim ayetlerinde ve İmamların (a) hadislerinde mükerreren işaret edilmiş konulardan, İslam akaidinin rükünlerinden ve İslam dininin kesin prensiplerinden sayılmaktadır. Müslümanlar icma yoluyla şefaat ilkesini kabul etmiş ve onu inkarı İslam'tan çıkmak görmüştür.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar