Dolayısıyla şefaatte, onun sahih manasıyla Allah şefaatçi üzerinde müessir sebeptir ve şefaatçi günahkarın etkisi altında değildir. Hulasa şefaate muhtaç kişinin ilgisine odaklanacağı kimse Allah'tır. Allah'a teveccühten vasıtaya teveccüh ortaya çıkar. Bu nedenle şefaati, rububiyet sisteminin yanında ayrı bir mekanizma olarak görmez. (37, s: 237).
7.7. Mağfiret Şefaatinin Şüpheleri Ve Molla Sadra'nın Cevabı
Mağfiret manasında şefaat çok sayıda şüphe ile karşı karşıya kalmıştır. Molla Sadra birçok eserinde bu şüphelerden bir kısmına işaret ederken onlara cevap da vermiştir. Aşağıda bu şüphelere ve Molla Sadra'nın cevaplarına değinilmiştir:
7.7.1. Kur'an ayetlerine dayalı şüpheler:
Bir kesim, semavi kitap Kur'an'a istinat ederek, şefaate inanmanın Kur'an'daki çok sayıda ayetle çeliştiğini ve onu kabul etmenin Allah'ın ayetlerini reddetmeye yolaçacağını savunmuştur.
a) Şefaatin Kur'an'ın külli üslubuyla çelişmesi: Şüphe ileri sürenlerin bir bölümü, Kur'an-ı Kerim'e müracaat ettiğimizde bu semavi kitabın külli üslubunun ve ayetlerindeki aşikar nassın şefaate muhalif olduğunu göreceğimizi iddia etmiştir. Onlara göre Kur'an'da birçok yerde kıyamet günü şefaatin vuku bulmasının imkanı nefyedilmiştir. Mesela Müddessir suresi 48. ayette şöyle geçer: “Kıyamet günü şefaatçilerin şefaatinin faydası olmayacaktır.” Aynı şekilde Bakara suresi 254. ayette de şöyle geçer: “Ey iman edenler, hiçbir alışveriş, dostluk ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.”
Bu itibarla Kur'an-ı Kerim ayetlerine genel bir bakışla bu semavi kitabın ayetlerindeki nassın şefaati teyit değil, reddetme üzerine oturduğunu anlıyoruz. (21, s: 318).
Şüpheye cevap: Molla Sadra sözkonusu şüpheye cevap verirken, şefaati reddeden ayetlere karşılık, şefaati kesin biçimde ispatlayan başka pek çok ayet bulunduğunu belirtir. Bunlardan biri olan Yunus suresi 3. ayette Allah şöyle buyurmaktadır: “Onun izin vermesi dışında hiçbir şefaatçi yoktur.” Yine Enbiya suresi 28. ayette de şöyle geçmektedir: “Melekler, Allah'ın hoşnut olduğu dışındaki kimselere şefaat edemezler.” Mezkur ayetlere ilaveten şefatin vuku bulmasına işaret eden başka birçok ayet daha vardır.
Dolayısıyla şefaatin reddedilmesi için istinat edilen ayetlerin karşısında Kur'an'da şefaati ispat eden başka birçok ayet vardır. Şu halde zâhire bakıldığında bu iki grup ayet arasında var gibi gözüken çelişki halledilmelidir.
Molla Sadra sözkonusu çelişkiyi çözmek ve ortaya atılan şüpheyi gidermek için şefaatte etkili sebeplerin peşine düşer ve onları haricî veya tesadüfî ile dahilî veya zâtî olarak ayırıp şöyle izah eder: Haricî veya tesadüfî sebepler, konumu, işlevi ve etkisi sırf madde âleminde olan sebeplerdir. Bu sebepler nefiste değişimin zeminini hazırlar ve genellikle de ferdin haketmediği halde birtakım menfaatlere ulaşmasını veya kimi zararları kendisinden uzaklaştırmasını sağlar. Halbuki zâtî ve dahilî sebeplerin yeri ahiret âlemidir. Bunlar insanın bâtını ve zâtıyla irtibatlıdır. Yani kişinin peygamberliğin hakikatine imanı ve risaleti itiraf etmesi onun nefsinde bir endam oluşturur. Şahıs onun aracılığıyla rahmetin nurunun yansımasına ve ateşin azabından kurtulmaya hak kazanır.
Şefaatte etkili olan şey, Nebi'ye ârif olan kimsenin nefsinde oluşan ve müminin zâtından ayrı bir şey olmayan Hazret'in suretidir. Bu, ceza gününün diğer şefaatçileri ve dostları konusundaki durum gibidir. (21, s: 322).
Hulasa bu iki tür (tesadüfî ve zâtî) sebebin çerçevesi birbirinden farklıdır. Dünyanın değişim, dönüşüm ve kazanım yurdu olduğu dikkate alındığında insan genellikle amel işleyerek kendi nefsinde değişimin zeminini hazırlar. Neticede de şaki nefis, amellerin kazanımıyla said hale gelir. Yahut said nefis şaki olur. Bu nedenle bu dünyada tesadüfî ve arızî sebeplerin işlevi vardır ve insan nefsinde değişikliklere yol açarlar. Halbuki ahiret âlemi sebat, sonuç alma ve dünyevî amellerin meyvesinin âlemidir. Kazanım kapısı kapanmış ve yeni ameller işleyip nefiste değişim meydana getirme imkanı kalmamıştır.
Bundan dolayı ahiret âleminde arızî ve tesadüfî sebeplerin işlevi yoktur. Şefaat işinde yalnızca zâtî sebepler sözkonusudur ve etkili olacaktır. (24, s: 248). Öyleyse arızî ve tesadüfî sebeplerin kıyamette ortadan kalkacağı, zâtî ve dahilî sebeplerin sabit olacağı söylenebilir. (21, s: 323).
Molla Sadra zikredilen prensiplere dayanarak şefaatle ilgili ayetlerde çelişki bulunduğuna yönelik şüpheyi halletmenin peşine düşmekte ve şefaatle ilgili ayetlerde hiçbir şekilde çelişki bulunmadığını ispatlamaktadır. Çünkü şefaati nefyettiği düşünülen ayetler, ahiret âleminde şefaatin vuku bulmasında tesadüfî sebeplerin etkisiyle ilgilidir. Oysa bu sebepler o cihanda bütünüyle etkisizdir. Ama şefaati ispatlayan ayetler, Kur'an'ın vurguladığı gibi, kesinlikle Allah'ın izniyle ahirette gerçekleşecek olan şefaat işinde zâtî ve dahilî sebeplerin etkisine işaret etmektedir. (A.g.e., s: 249).