Molla Sadra başka bir yerde de insanları ehl-i tevhid ve ehl-i şirk olarak tasnif etmiştir. Şefaatin günahkar ehl-i tevhidin halini kapsadığına inanmaktadır. İtaatkar ehl-i tevhid, ebedî cennettedir ve azaba uğramayacaktır. Ehl-i küfür ve şirk de ebedi azaptadır ve kurtuluşu yoktur. Ama günahkar ehl-i tevhid (ilahî azaba uğramıştır) büyük günah işlemiş olsa bile ilahî rahmet sebebiyle ve hallerini kapsayacak şefaat sayesinde azaptan kurtulacaklardır. (12, s: 217). Bunun tek şartı, cahillikten kaynaklanan isyan ve günahın kökleşmemesi ve onlarda nüfuz etmiş melekeye dönüşmemesidir. (22, s: 136).
7.5.4. Amelde Şakilik Ehli:
Molla Sadra, eserlerinden birinde de insanları saadet ve şekavet ehli olarak ayırmış, saadet ve şekaveti de ilmî ve amelî olarak tasnif etmiştir. İlmî saadet ehlinin ebediyen cennette kalacağına ve ilmî şekavet ehlinin de ebediyen azapta olacağına inanmaktadır. Fakat amelî şekavet ehli olan üçüncü grup, her ne kadar azapta kalacaklarsa da bu azap kesilecek ve bu grubun fertleri, amelleriyle mütenasip olarak bir süre sonra şefaaatçilerin şefaatinden faydalanacak ve kurtuluşa erecektir. (23, s: 214).
7.5.5. Mücrimlerin Bir Grubu:
Molla Sadra'nın diğer bir tasnifinde insanlar süeda, mücrimin ve ehl-i şekavet olarak kategorilendirilmiştir. Buna göre saadetliler (süeda) ebedî cennete gidecektir. Ehl-i şekavet de ebedî cehennemde yerini alacaktır. Fakat mücrimler cehenneme gittikten sonra iki grup olacaktır: Bir gruba, azap ve intikam dönemini tamamladıktan sonra ateşten çıkma izni verilecektir. Diğer grup ise enbiya, ulema, şüheda ve şefaat makamında olan kimselerin şefaati sebebiyle azap dönemini bitirmeden ateşten çıkacaktır. (23, s: 222).
Sözkonusu tasniflerin tamamına dair denebilir ki, Molla Sadra açısından insanlar kıyamette farklı kaderlerle karşılaşacaktır. Bir grup, iyi ameller ve bâtın temizliği nedeniyle re'sen ve şefaate ihtiyaç kalmaksızın kurtuluşa erecek ve ebediyen cennette yerini alacaktır.
Ümmetimin salihleri zaten kurtulacak Şefaatime ne hacet ceza günü
Hatta onların bile şefaati olacak Sözleri hüküm gibi etkili
(39, Üçüncü Defter, s: 900)
Diğer bir grup da küfür ve isyan sebebiyle, kir ve çirkinliğin bâtınlarına nüfuz etmesi nedeniyle şefaate liyakati kaybedecek ve ebediyen cehennemde kalacaktır. Fakat üçüncü grup salih amellerle masiyetleri birbirine karıştırdığından Allah'ın kahır ateşiyle azaplandırılacaktır. Ama onların azabı ebedî değildir. Bilakis onlardan bir gruba, ukubat devresi tamamlandıktan sonra ateşten çıkma izni verilecek ve ebedî cennete girecektir. Bir grup da ukubat dönemi tamamlanmadan önce şefaatçilerin şefaati sebebiyle cennete gidecektir.
7.6. Mağfiret Şefaati Ve Eleştiriler
Günahların affedilmesi için vasıta olma manasında şefaat pek çok tenkitler ve şüphelerle karşılaşmış ve önemli muhalefetler yöneltilmiştir. Müslümanlardan bir grup, şefaatin şirk olduğuna inanmakta ve bu şefaate itikat edenleri kafir kabul etmektedir. (37, s: 97). Tenkit sahiplerine göre mezkur manadaki şefaat, insanların müstehak olduğu şeye riayeti yoksayması sebebiyle ayrımcılık varsaymaktadır. Bu da zalimlik sayılır ve beraberinde birçok olumsuz sonuç getirecektir. Bu sonuçlar arasında günah işlemeye cesaretlendirme, suç ve cinayet kapısının ardına kadar açılması, toplumsal çöküşe zemin hazırlaması ve nihayet tüm ilahî ahkamın etkisiz kılınması vardır. (2, s: 68).
Ortaya atılan şüphe ve tenkitler incelendiğinde bunların çoğunun, şefaatin yanlış izahından veya hatalı anlayıştan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Tenkit sahipleri ekseriya şefaate avami gözle bakmakta ve onun yüzeysel [arızî] ve tesadüfi sebeplerden hasıl olduğunu sanmaktadır. Bu bakışaçısıyla da şefaatin vuku bulma imkanını reddetmektedirler. (21, s: 323). Şefaata bu tür bir bakış onu öyle göstermektedir ki, sanki günahkar şahıs, peygamberler ve imamlar gibi nüfuz sahibi şefaatçiler nezdinde yaltaklanma ve dalkavukluk yaparak ilahî iradeyi değiştirebilecek ve ilahî takdirin hilafına zararları savuşturabilecek ya da hiç haketmediği ve ilahî hükmün taalluk etmediği menfaatleri elde edebilecektir. Bu avami ve hatalı görüşe göre şefaat, rububiyet sisteminin yanında bir mekanizmadır ve bireyler, Allah'ın buyruklarına itaat edip onun rızasını kazanmaya çalışmak yerine şefaatçilerin rızası ve hoşnutluğunu kazanmayla meşgul olmaktadır. Bu görüşte, günahkar şefaatçi üzerinde etkili olabilmekte ve o da huzurunda şefaatçi olacağı kişi, yani Allah üzerinde etkili olabilmektedir. (38, s: 58).
Halbuki sahih manasıyla şefaati hesaba kattığımızda göreceğiz ki, esas itibariyle zâtî ve dahilî sebepler sözkonusudur, arızî ve haricî değil. (24, s: 248). Çünkü bu görüşte şefaat edilecek kişi, şefaatçilerin aracılığıyla Allah'ın şefaatine layık olabilmek için kendisinde istenen değişiklikleri gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu sebeple şefaat ne ayrımcılıktır, ne de avami bir düşünce. Bu görüşte şefaatçi vasıta olmaktan başka bir yere sahip değildir ve şefaat edecek olan sadece Allah'tır. “De ki: Şefaat tamamen Allah'a aittir.” (Zümer 44).