İslamî maarif gözönünde bulundurulduğunda insanlar ölümden sonra dünyevî âlemden çıkmakta ve “berzah âlemi” adındaki başka bir âleme girmektedir. Bu, kıyamet kopana ve herkes ebedî menzilin başında yola koyulana dek sürecektir. Kıyamet âleminin aşamaları arasında cehennem ateşinin üzerine kurulacak ve tüm insanların geçeceği sırat köprüsünden geçmek de vardır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا” (Meryem 71). “Sizden ona (cehennem) girmeyecek kimse yoktur. Bu, Rabbinin üstünde kesin ve zaruri bir şeydir.”
İnsanlar sırat köprüsünden geçerken farklı kaderler bulacaktır. Bir grup hiç kaygı duymaksızın ve rahatlıkla oradan geçecektir. Diğer bir grubun geçecek gücü olmayacak ve cehenneme düşecektir. Fakat günahtar mümin olan üçüncü grubu, geçiş sırasında, kendi amelleri suretindeki ve dünyevî işlere bağlılık ve gönül vermekten kinaye kancalar, halatlar ve dikenler sırat köprüsü üstünde alıkoyacak ve cennete giremeyecektir. Şefaat edicilerin şefaati hallerini kapsamına almadıkça. (28, s: 311). “Daha sonra takvalı olanları kurtaracak ve zalimleri diz çökmüş halde ateşe bırakacağız.” (Meryem 72).
Hulasa fâsık muvahhid kıyamet gününde, onun Hak tarikinde sülukuna mani olan dünyevî kayıtlar sebebiyle sırat köprüsünde alıkonacaktır. Ne cennet tarafına gidebilecek, ne de iman kuvveti ve tevhid nuru sebebiyle ateşe düşecektir. Ta ki Allah'ın izin verdiği kimselerin şefaati onların halini kapsamına alana dek. (15, s: 315).
7.1. Şefaat Kapısını Açan Kişi
Kıyamet vuku bulduktan sonra müminlerden bir grup, iman kuvvetinin nuru ve salih amelle hızlı şekilde cennete girecektir. Diğer bir grup ise işledikleri günah nedeniyle tutuklanarak umutla şefaati beklemeye koyulacaktır.
Ne kötülük fazilet ve akıl sığınak Ne de şefaatçi özrün faziletinden başka
Şimdi kulunu affediyor işte Affedilmekten umutsuz ceza gününde
Fukaralığım övgümde hepsi bu Huşum duamda hepsi bu
(39, s: 153)
Allah Teala, günaha boğulmuş müminleri yine de umutsuzluğa sevketmemiş ve rahmetini onların halini de kapsayacak hale getirmiştir. Allah'ın geniş rahmetinin gölgesinde günahkar müminlerin her biri, amelleriyle mütenasip biçimde şefaate mazhar olacaktır.
Şefaat izni alacak ve şefaat işinde cemaatin önüne düşecek ilk kişi İslam'ın Nebiyy-i Mükerrem'i Hazret-i Muhammed Mustafa'dır (s). Çünkü Hazret, hilkat ve yaratılışın cevheri (29, s: 804), geçmişteki peygamberlerin ve kıyamete kadar da gelecekteki evliyaların muallimidir. (25, s: 33). İşte bu sebeple ahirette de en yüksek mertebeyle nasiplendirilecek ve herkesten önce şefaat kapısını açmaya koyulacaktır. Tüm Müslümanlar, icma ile onun şefaat hakkını kabul etmektedir. (21, s: 319).
Dedi ki Peygamber: Diriliş günü Nasıl terkedeyim mücrimleri gözü yaşlı
Asilere şefaatçi olayım canla İşkenceden kurtarmak için onları
Asileri ve ehl-i kebairi cehd ile Ahdi bozma azabından çekip alayım
Her nebi bir şey ister Allah'tan Ben şefaat istedim ceza günü
(39, Üçüncü Defter, s. 410)
Hulasa Peygamber-i Ekrem (s) kıyamette şefaat için ilk izin verilen kişi olarak cehenneme girecek ve kalbinde zerre iman bulunan herkesi cehennemden çıkaracaktır. Bu şekilde Allah dilerse, mümin ümmetinin isyankarlarını bile çıkaracak, cehennemden ve orada tutulmaktan kurtaracaktır. (24, s: 24).
7.2. Şefaatin Peygamber'e (S) Münhasır Manası
Peygamber-i Ekrem (s) kıyamet günü şefaat kapısının fatihi, şefaat cemaatinin önderi ve Allah'ın izniyle ilk şefaatçidir. Çünkü şefaat asaleten ona münhasır olacaktır. Fakat şefaatin Hazret'e münhasır kılınması, başkalarına şefaat için izin verilmeyeceği manasına gelmez. Bilakis bunun anlamı şudur ki, insanın kuvve-i nazari bakımından -murad edilen imandır- ilmî kemal hasebiyle daimi azaptan kurtuluşu mümkün değildir. Hatim mertebeli Nübüvvet Madeninin (s) ilmî hakikatlerinden istifade vasıtası hariç. Bu da, ya evliya için olacağı gibi vasıtasızdır, ya da ulema için hasıl olacak şekilde vasıtalıdır. Yahut da avam Müslümanlar için hasıl olacak hikaye ve temsil sebebiyledir. (22, s: 130).
Molla Sadra açısından bir ilim eğer nübüvvet deryasına bağlanmıyor ve ondan feyiz almıyorsa hakiki ilim sayılmamaktadır ve kurtuluşu sağlamayacaktır. Dolayısıyla bu ilimleri etkin hale getirmek için nübüvvet madeniyle bağ kurmaktan başka çare yoktur. İşte bu, şefaatin Peygamber-i Ekrem'e (s) münhasır olmasının manasıdır.
7.3. Peygamber (S) Dışındaki Şefaatçiler
Molla Sadra pek çok eserinde, Peygamber-i Ekrem (s) dışında melekler, peygamberler, evliya, kâmil müminler gibi başka kişilerin de şefaate izinli olduklarına işaret etmektedir. Bunlardan her birinin şefaati, çok sayıda ayet ve rivayete dayanmakla aşikar biçimde sabittir. (20, s: 71).