0- Vahdet-i Vücut Tecrübe, Tabir, Temsil

04 December 2025 57 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 14

Allah, mahlûkat aynasında tecelli ettiğinde, tecellinin mazharı yok hükmünde olduğundan, zahir olan Allah’ın kendisidir. (26, s.98) Bu demektir ki burada zahir ve mazhar birdir. Eckhart’ın deyimiyle: Görüntünün ne li nefsihi bir varlığı vardır ve hatta ne de fi nefsihi bir vücudu. O, bütün varlığını, görüntünün sahibinden alır. Görüntünün sahibi dışında hiçbir şeye bir aidiyeti de yoktur ve varlığını bir başkası vasıtasıyla, görüntü sahibinden almış da değildir. Dolayısıyla şöyle demek gerekir: O, varlığını doğrudan görüntünün sahibinden almıştır. Daha da ötesi, hem görüntü hem de görüntü sahibine aynı anlamda nispet edilen tek bir vücut/varlık dışında başka bir şey yoktur. (25, s. 295)

Böylece ayna, “Hu La Hu (O’dur-O değildir) paradoksunu çok güzel izah etmektedir. İbn-ş Arabi’nin deyimiyle:

“Mümkün, madum/yok olmakla nitelendirilir, tıpkı aynaya bakan ve ayna arasında zahir olan görüntü gibi ki ne bakan kişinin ve ne de gayrı. Varlığı bir nispet mesabesinde veya bir izafet ve itibar seviyesindedir. Bu yüzden bir kesim, mümkünün varlığını tartışmaya açmış ve onu yok saymış, vacip ve muhal dışında başka hiçbir şey ortada yoktur demişlerdir.” (1, c. 1, s. 48)

Bu tasvirin ne olduğu, nerede olduğu ve ne ile kaim olduğu gibi sorulara odaklandığımızda, söz konusu paradoks daha bir netleşmekte ve sebep olduğu “hayret” daha bir artmaktadır. Ortaya çıkan görüntü nerededir? Bakan-gören kişinin bedenindedir de bu şahsın bedeninden tecelli mi etmektedir yoksa bakmakta olduğu aynada mıdır? Yahut kendisiyle ayna arasında üçüncü bir şey mi vardır? Eckhart’ın bu soruya cevabı şudur: “ Ben aynanın karşısında durduğum zaman, görüntü benimdir, bendedir ve bana yöneliktir.” (25, s.296) Evet, aynada zahir olan/görünen benim ve ben, kendi kendimi görüyorum. Fakat acaba şu gördüğüm, ben kendim miyim? Hem evet hem de hayır diye cevap verebiliriz. Eckhart’a göre, aynadaki görüntü mecazi olması hasebiyle hem görüntünün sahibine sonsuz derece benzemektedir hem de son derece farklıdır. (Age.). Bu, Hak-Halk ilişkisini anlatan bir temsildir. Yani Hak, kendisini mahlûkatın aynasında görür. Buna göre mahlûkatın gösterdiği sıfatlar, Hakk’ın sıfatlarının aynısıdırlar, fakat aynı olmakla birlikte O’nun sıfatlarından tamamen farklıdırlar. İbn Arabi’ye göre de:

“Bizim a’yanımızın zuhuru/dış gerçeklik kazanması, görüntülerin aynada yansımasına benzer. Bu görüntüler ne bakan-gören kişinin aynıdır… Ne de mecla/mazharın aynıdır… İdrake konu olacak üçüncü bir seçenek te söz konusu değildir. Aynı zamanda idrakin vaki olduğunu da kimse inkâr edemez… (1, c.2, s.299-300)… [Demek ki] aynadaki görüntü ne bkan-gören kişinin aynıdır ne de gayrı… [Görüntü der ki:] Ben, her ne kadar senin tecellin ve senin suretin olsam da, ama sen ben değildin ve ben sen değilim. (Age. c.3, s.80)… Gözüken ne senin aynındır ne de gayrın.” (age, c.4, s.316)

İmam Rıza (as) bir rivayete göre Hak-halk ilişkisini açıklamak üzere ayna temsilinden şu tabirlerle istifade eder: “Ne biz aynadayızdır ne de ayna bizde, ama biz ve aynadaki görüntü aynıyızdır. (4, s.434-435) Bu temsil, İbn Arabi’nin deyimiyle hayalin kendisidir:

“Hayal ne vardır ne de yok/ne mevcuttur ne de madum ne malumdur ne de meçhul, ne menfidir ne de müspet, tıpkı insanın aynada gördüğü görüntüsü gibi. Kendi görüntüsünü gördüğünü katiyetle bilir ama başka bir açıdan yine bilir ki gördüğü kendi sureti değildir… Kendi suretini gördüğünü inkar edemez ve kesinlikle bilir ki o aynada gördüğü kendi sureti ne aynadadır ne de kendisiyle ayna arasında bir yerde… Demek ki ben kendi suretimi gördüm sözüyle kendi suretimi görmedim sözü ne doğrudur ne de yalan.” (1, c.1, s.304)

İşte bu, irfanın temel esasını oluşturan hakikattir. Yani burada çelişen iki önermenin hiçbiri ne doğrulanabilmekte ne de yalanlanabilmektedir. BU durumun, hayali bir gerçekliği vardır, yoksa bazılarının tabiriyle sırf şairane bir söz değildir; Arif gerçekten onu görür çünkü.

4.1.6. Ayna “Hayretin” temsilidir:

Buraya kadar anlaşılmış olmalıdır ki ayna “Huve la Huve” paradoksunun bir temsilidir ve bu itibarla arifin yaşadığı “Hayret” halini de temsil eder. İbn Arabi’nin tabiriyle:

“Hayret ilmi, ayna misalidir. Gözüken şey hangisidir? Görünen hangisidir? Acaba görünen, görenin zatında içselleşmiş midir?” (1, c.4, s.125)

Ben, aynada kendi görüntüme bakarken şu soruyu sorarım: Kim kimi görmektedir? Acaba ben kendi gözlerimle mi aynadaki kendi görüntüme bakıyorum yoksa aynadaki görüntünün gözleriyle aynanın karşısında duran kendime bakıyorum? İşte bu yüzden Eckhart şöyle der:

“Benim Allah’ı gördüğüm göz, O’nun beni gördüğü gözün aynısıdır. Benim gözüm ve Allah’ın gözü birdir”. (16, s: 322)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar