Başka bir mesele de Hıristiyanların Kitab-ı Mukaddes'indeki yetersizliktir. Mutahharî bunu ağır eleştiriye tâbi tutar. Ona göre Hıristiyan dünya görüşünde bilim ve imanın karşı karşıya gelmesi, Ahd-iAtik'e sızan ve Hıristiyanlığın inançlarında yaşayan tahrifatların sonucudur. Bu da Tanrının insanın bilgiye erişmesine karşı çıkmasıdır. Ahd-i Atik'te vesvese veren şeytan akıldan başkası değildir. Mutahharî, ilk günah meselesinin Avrupa medeniyet tarihinin binbeşyüz yıl boyunca iman çağı ve bilim çağı olarak ayrılmasına sebep olmuştur. Halbuki İslamî dünya görüşünde bilim ve iman arasında hiçbir karşıtlık mevcut değildir. Çünkü ikisi de insanlığın sütunlarındandır. (Mutahharî, 1395/2016b: 19-21). Bilim ve inancın karşıtlığı Kitab-ı Mukaddes'te yapılan tahrifin sonucudur ve kilise babalarının yanlış anlayışı sürekli bu çelişki tablasında dövülmüştür. Her ne kadar bu mesele, kilisenin Hıristiyan dünya görüşünde bilim ve din arasındaki karşıtlığın müsebbibi olması bakımından Pasquini ile Mutahharî'nin uzlaştığı nokta olmasa da ve Pasquini kilisenin bilime karşı çıkmak bir yana, tersine daima bilimsel gelişmelerin öncüsü olduğuna inanıyorsa da aynı zamanda Kitab-ı Mukaddes'te tahrif ve yetersizlik olduğu konusu her iki düşünürü buluşturan ortak görüştür. Pasquini, bir rahip olarak Kitab-ı Mukaddes'teki yetersizliklerden haberi olduğunu itiraf eder. Kilisenin kavramlar bütünündeki yetersizlik, eksiklik ve çelişkileri kabul ederek seküler yazarların bu hususta söylediklerinden haberdar olduğunu belirtir. Musa'nın (a) Ahd-i Atik'in beş seferini yazmadığı ve Yaratılış'ın baş tarafı hakkında dört teologun dört farklı görüşe sahip olduğu; yahut Yehova'nın Tanrıdan çok insana benzediğinin bilindiğini belirtir ve dört İncil'de tahrifi kabul ettiğini ima eder. Fakat buna da şöyle cevap verir: Hıristiyanlıkta hatasızlık sadece inanç ve ahlakla, yani kurtuluş için zorunlu olan konularla ilgilidir. Esas itibariyle Hıristiyanlık kutsal metne dayalı değildir. Aksine kutsal kişilerin tarzına dayanır. Sekülerler kutsal metinlerdeki çelişkiler ve yetersizlikleri kullanarak Kitab-ı Mukaddes'in orijinal olup olmadığını sorgulamışlardır. Mesela Matta İncilinin havariler tarafından yazılmadığını, Yunan rahipler tarafından yazıldığını söyler ve ona itibar etmezler. Fakat bu mevzu Hıristiyanlığın aslî akımı için pek o kadar önemli değildir. Çünkü Kitab-ı Mukaddeslerin metinleri kültürel, sosyal, muhtelif dillere tercüme ve yorumun etkisi altında değişikliğe uğramıştır. Mesela Yuhanna İncilinde aslında Yuhanna koleksiyonunu oluşturan üç mektup, havari Yuhanna'ya ait olmaktan çok onun toplumunu yansıtmaktadır ve Yuhanna'nın toplumunun ürünüdür. Bu, Aziz Augustinus gibi kişilerin gözünden kaçmış olamaz ki ateistler bu çelişki ve yetersizliklerden Hıristiyanlık aleyhine araç olarak kullanabilsinler. Augustinus neyi yorumladığını biliyordu -çelişki ve tahriflerden haberdardı-. Ama Hıristiyanlığın orijinal akımının Tanrıya yaklaşmasına sebep olan şey, inanç ve ahlakı kurtuluşun zorunlu öğeleri olarak kabul etmesiydi. (Pasquini, 2014: 44-46).
Tenkit ve tahkik
Mutahharî ve Pasquini “ateizme yönelişin nedenleri” meselesini incelerken müşterek noktaları olsa da temelleri farklıdır. Görüşlerindeki ortak yönleri saydıktan sonra şimdi de ayrıldıkları noktaları gözönünde bulundurarak her birinin görüşünü tenkide geçeceğiz. Bu noktalar şunlardır: Dine içeriden bakış ve tanıma, Freud'dan etkilenme ve işlevsiz kilise.
Dine içeriden bakış ve tanıma