Bu tarz bir cevapta, kötülükler (şurûr) konusu aklî bir açıdan ele alınmakta ve kendisinde varlık ve yokluk sorunlarının derinlemesine ele alındığı bir özel felsefî görüş açısından incelenmektedir. Bu felsefenin düalizm, ikici görüşe verdiği cevap şudur: "Kötü", aslında gerçekliğe ve özgün bir varlığa sahip değildir. Böyle olunca da "kötü"nün de bir yaratıcısı olmak veya ayrı bir yaratıcısı olmak gerekmez. Bu hususu da iki tarzda açıklamak ve dile getirmek mümkündür: Şer, ademîdir (şer, yokluğa ilişkindir, dış gerçeklikten yoksundur). Veya bir diğer deyişle "şer nisbîdir". (Mutlak anlamı yoktur, içinde bulunulan şartlara göre "şer" olarak nitelendirilmektedir). Bu iki hususun açıklanması ile; varlıkta ikilik şüphesi tamamıyla giderilmiş olacaktır.
Şer Ademîdir
Basit ve sade bir inceleme ortaya koyar ki, "kötü"nün mahiyeti "yokluk"tur, "adem"dir. Diğer bir deyişle "kötülükler"in tümü yokluk (adem) türündendirler. Bu konunun uzun bir geçmişi vardır, bu düşüncenin kökeni de Eski Yunan'a kadar gider. Felsefe kitaplarında, bu görüşün özellikle Eflâtun (Platon) tarafından ileri sürüldüğü aktarılır. Platondan sonra gelenler; bu ana düşünceyi daha geliştirmişler ve ayrıntıları ile açıklayabilmişlerdir.
Biz de bu görüşü doğru ve temel bir görüş olarak bildiğimizden, bu kitabın boyutlarına uygun bir biçim de burada açıklamaya çalışacağız. Bu açıklamaya başlamadan önce, saygı değer okuyucuların, konunun ağırlığı dolayısı ile, amacı kavramak için sabır ve gayret göstermelerini istirham ederim. Konunun, kavranmaya ve anlaşılmaya değer olduğu düşüncesindeyim. Tabiatıyla mümkün olduğu ölçüde açık bir ifade kullanmaya ben de gayret edeceğim.
"Şer ademîdir" diyenlerin söylemek istedikleri, "şer" olarak bilinen şeylerin var olmadıkları değildir. Eğer bu kastedilse idi, bunun zorunlu olarak kabul etmemiz gereken bazı gerçek yargılarına aykırı düştüğü, "hilâf-ı zaruret" olduğu kabul edilebilirdi. Duyularımızla kavramaktayız ki körlük, sağırlık, zulüm, bilgisizlik, güçsüzlük, ölüm ve deprem vardır, bunlar gibi diğerleri de. Şu hâlde bu gibi şeylerin var olduğunu da, şer olma niteliklerini de inkâr edemeyiz. Yine, "şer ademîdir" derken, şunu da söylemek istemiyoruz: Şer ademî olduğuna, gerçekliği bulunmadığına göre, kısaca "şer" diye bir şey "yok" demektir, olmayan şeye karşı da insanın ne ödevi olabilir ki? İnsanın ödevi; kötülüklerle, kötülerle savaşmak, iyilikleri doğrulamak ve elde etmeye çalışmak, iyilere de arka çıkmak ve desteklemek değil midir? İmdi; her durum "iyi" olduğuna, "kötü" olmadığına göre, mevcut duruma herhâlde rıza göstermeli, hatta mevcut durumu (statusquo) olabilecek en iyi durum olarak kabul etmelidir.
Hüküm vermekte acele etmeyin: Ne kimse körlüğü, sağırlığı, hastalığı, zulmü, yoksulluğu reddediyor, varlıklarını görmezlikten geliyor, ne de kimse bunların şer oluşlarını, kötülüklerini kabul etmekten kaçınıyor. Ne de insanların dünyayı değiştirme ve toplumu olgunlaştırma, ileriye götürme konusundaki sorumlulukları inkâr edilmek ve insan bu görevinden alıkonmak isteniyor. Âlemde tekâmül söz konusu olduğu, özellikle insanın tekâmül etme yükümü, insanın yüklendiği görevi, elçiliği yerine getirmesi gerektiği ilkesi, evrenin güzel düzeni ile doğrudan doğruya ilişkili, onun bir parçasıdır. Şu hâlde söylenmek istenenler bunlar değildir. Söylenmek istenen şudur: Bütün bunlar, "yokluklar" (ademiyyât) ve "var olmayışlar, eksiklikler" (fıkdanât) türündendir. Bu gibi nesnelerin varoluşları aslında "var olmama, eksiklik" (kem-bûdî-ha) ve "boşluklar" (halâ-ha) türünden olup bu yönden "şer"dirler. Şer olmaları, eksiklik, yokluk, boşluk olmalarından veya yokluk, eksiklik ve boşluklara köken olmalarından dolayıdır. Evrenin zorunlu tekâmül düzeni içinde insanın görevi ise, eksiklikleri telafi etmek, gidermek; boşlukları doldurmak, bu boşluklar ve eksikliklerin kökenlerini de kökünden kaldırmaya uğraşmaktır.
Bu çözümleme kabul edilirse, bu alanda atılacak ilk adım ve varılacak ilk aşama gerçekleşmiş demektir. Doğacak sonuç da şudur: Zihnimizden, "şerri kim yaratmış olabilir?" sorusunu söker ve atar. "Bazı varlıklar niçin hayr, bazıları ise niçin şerdir" sorusu da önemini yitirir. Şer olan şeyin "varlık" değil "yokluk" ve "boşluk" cinsinden olduğunu, böylece de ikici görüşün, varlığın iki kökenli olduğu, iki ilkeden oluştuğu görüşünün temelini de ortadan kaldırır.
Ancak, bu soruların ve ikicilik şüphesinin ortadan kalkmasına rağmen, "Adl-i İlâhî ve hikmet-i bâliga" (Allah'ın adaleti ve eşsiz hikmeti) yönünden, önümüzde daha başka aşamalar vardır. Bu aşamaya vardıktan, ilk adımı attıktan sonra, bu aşamalara da varmaya çalışmalıyız.