11- Din Karşıtı Bir Söylem Olarak Şer ve Kötülük Problemi

04 December 2025 30 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 7

İyilikler ve kötülükler evrende birbirinden kesin olarak ayrılmış iki kesim değildirler. Cansız varlıkları (cemadat) bitki evreninden (nebatat) ve bitkileri de hayvanlardan (hayvanat) ayırabileceğimiz kadar da arada bir sınır yoktur. Kötülüklerin; dış gerçekliği olan nesneler arasında özel ve belirli bir dizi oluşturduğu, bu diziye giren nesnelerin mahiyetini kötülüğün meydana getirdiği, bu nesnelerin özünde hiçbir iyilik bulunmadığı; buna karşılık iyiliklerin de ayrı bir dizi oluşturup kötülüklerden ayrı bulundukları söylenemez. İyilik ve kötülük birbirine karışmış durumdadır. Birbirinden ayrılmazlar. Doğada kötülük ve iyilik aynı yerde bulunurlar, iyiliğin olduğu yerde kötülük, kötülüğün olduğu yerde iyilik vardır. Doğada iyi ve kötü öylesine karışmıştır ki, karışma değil bileşmeden de neredeyse söz edilebilir. Ancak; bu bileşim, kimyasal bileşimler gibi değildir, daha derin, daha anlamlı bir bileşim vardır. Bu bileşime, vücud ve ademin, varlık ve yokluğun bileşimi denebilir.

Varlık ve yokluk yine dışta iki ayrı kesim oluşturmazlar. Yokluk hiç hükmündedir ve varlığın karşısında belirli bir konumu olamaz. Ne var ki, doğa âleminde kuvve ve fiil (yeti ve eylem; bir şeyin var olması imkân ve yeteneği ile gerçekten var olması, eyleme geçmesi), hareket, tekâmül, karşıtlık (tezad) ve birikim (tezahüm) vardır. Varlıklar göründüğü için, yokluklar da söz konusu olabilmektedir. Meselâ "körlük"ten söz ettiğimizde körlüğün özel bir şey ve belirli bir gerçeklik olup görmeyen gözde var olduğunu sanmamız gerekmez. Körlük demek "görme yeteneği"nin eksikliği demektir, başlıbaşına bir varlığa sahip değildir.

İyilik ve kötülüğün ilişkisi de varlık ve yokluk ilişkisinde olduğu gibidir. Hatta iyilik varlıkla, varoluşla; kötülük de yoklukla özdeştir. Nerede bir kötülükten söz ediliyorsa; kökeninde bir yokluk, bir eksiklik var demektir. "Kötülük", ya başlı başına bir yokluktur, yahut da, bir tür yokluğun ortaya çıkmasını gerektiren bir varlıktır. Diğer bir deyişle, öyle bir varlıktır ki" kendisi, kendisi olarak, kendisi olmasından ötürü iyidir, kötü olması ise, bir yokluğu gerektirmesinden dolayıdır. Ancak yokluğu gerektiren yönü dolayısı ile kötüdür, başka yönden değil. Biz; bilgisizliği, yoksulluğu, ölümü kötü biliriz. Bunlar özleri bakımından "yokluk" türündendirler. Yırtıcı hayvanları, sokup zehirleyenleri, mikropları, âfetleri de kötü biliriz. Bunlar ise başlıbaşına yokluk demek olmayıp, yokluğa sebep olan şeylerdendirler.

"Bilgisizlik", ilim eksikliği ve yokluğu demektir; "ilim" ise bir gerçeklik ve gerçek olgunluk demektir. Buna karşılık; cehalet ve bilgisizliğin gerçekliği yoktur. "Cahil" dediğimizde, ilmi olmayanı kastederiz. Ancak, bunun anlamı, o kişinin "ilim eksikliği, ilminin var olmayışı" (fıkdan-ı ilm) olarak adlandırılan belirli bir sıfatı olduğunu, bilginlerin ise bu sıfata sahip olmadıklarını göstermez. Bilginler; bilim öğrenmeden önce, bilgisizdirler. Bilgiyi elde edince, bir şey yitirmiş olmazlar, sadece bir şey kazanmış olurlar. Şu hâlde bilgisizliğin bir dış gerçekliği olsa idi; bilgi kazanmak, bilgisizliğin giderilmesi demek olduğuna göre, bir niteliğin başka bir nitelik ile değiştirilmesi söz konusu olurdu. Bir cismin, biçim ve nitelik değiştirerek başka bir biçim ve nitelik kazanması gibi olurdu.

"Yoksulluk" da bazı şeyleri olmamak, onlardan yoksun olmak demektir, yoksa bir şeyleri olmak demek değildir. Yoksul, servet namına bir şeyi olmayan demektir, yoksa "yoksulluk" diye dış gerçekliği olan bir şeyi olan kimse demek değildir, yoksul da zengin gibi bir şeye malik sayılamaz, zenginin serveti, yoksulun da yoksulluğu var denemez.

Buna karşılık; sokan hayvanlar, yırtıcı hayvanlar, mikroplar, seller, depremler, âfetlere gelince; bunların kötü olmaları da ölüme sebep olmaları veya bir uzvun yahut bir gücün yitirilmesine sebebiyet vermeleri dolayısı iledir. Yine bu gibi "kötülük"lerin kötülük sayılmalarının bir diğer sebebi de olgunluk ve erginliğe, istidatların kemale erişmesine engel olmaları dolayısı iledir. Sokarak zehirleyen hayvanlar ölüme veya hastalığa sebep olmasa idiler kötü sayılmazlardı. Seller ve depremler mal ve can kaybına sebep olmasalardı yine kötü sayılmazlardı. Burada kötülük; bu kayıplar (telefat), bu elden verişler dolayısı iledir. Yırtıcı bir hayvanı kötü diye adlandırışımızın sebebi; onun özünün, özel mahiyetinin kötü bir mahiyet oluşu dolayısı ile değildir, bu yırtıcı hayvanın başka birinin ölümüne sebep olabilmesi dolayısı iledir. Gerçekte, bizatihî kötü olan işte bu "hayatı kaybetme" olgusudur. Yırtıcı varsa, fakat yırtıcılık yapmıyorsa, kimsenin hayatını kaybetmesine sebep olmuyorsa; "kötü" değildir. Buna karşılık, yırtıcı bir hayvan orada yoksa, buna rağmen hayat yitirilmesi olgusu ile karşılaşıyorsak, yine bu olguya "kötü" diyebiliriz.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar