Adet ve miktar, nicelik kategorisine girerler. Küçüklük ve büyüklük ise görecelidirler. Sayılar hakikî, şeylerin "birinci", "ikinci" vs. gibi sıralanmaları ise görecelidir, izafîdir.
Bir toplumda çıkarılan bir kanunun iyi olması, bireylerin ve toplumun yararını bir arada gözetmesi ve kamu yararını bireyin yararına öncelikli tutmakla birlikte mümkün olduğu ölçüde insan hak ve hürriyetlerini de sağlaması ile olur. Ancak, her bireye yüzdeyüz hürriyet tanınması mümkün değildir. Şu hâlde bireyin hürriyetlerini ölçü olarak alınca, kanunların iyiliği nisbî bir özelliktir. İyi kanun, mümkün olan en çoğu güvenceye bağlayabilendir. Bu kanun, daha azı sağlayabilen diğer kanunlara oranla iyidir.
Şimdi şunu görelim: Kötülük hakikî bir sıfat mıdır, yoksa nisbî mi? Önceden, iki tür "kötü" olduğunu söylemiştik. Başlıbaşına, bizatihî "ademî" olanlar ve "vücudî" olmalarına, bir varlıkları bulunmasına rağmen, bir dizi "ademî" şeye köken olan, yokluğa ve kayba sebep olan şeyler. Kendisi yokluk ve boşluk demek olan, "ademî" şerler; bilgisizlik, aciz, yoksulluk, hakikî sıfatlardır, ancak "ademî"dirler, dış varlıkları yoktur. "Ademî" olan hususlara köken oldukları için kötü olan şeyler de, sel, deprem, zehirli veya yırtıcı hayvanlar, hastalık mikropları gibi şeylerdir ki bunların kötü oluşları nisbîdir. Bunlar belirli şey veya şeylere oranla kötüdürler. Yılan zehiri; yılanın kendisi için değil, ondan zarar gören canlılar için kötüdür. Kurt, kendisine ve otlara göre kötü değildir, koyuna göre kötüdür. Koyun da otu yediği ve yok ettiği için ota göre kötüdür. Kendine, insana ve kurda göre kötü değildir.
Mevlevî (Mevlâna Celâleddin-i Rumî) şöyle der:
Zehr-i mâr, ân mâr-râ başed hayât
Leyk ân mer demî ra şod memât
Pes bed-i mutlak ne-bâşed der cihân
Bed be-nisbet bâşed, in râ hem bedân. (126)
Yılan zehri, yılanın kendisi için hayat demektir
Ancak, insan için ölüme sebep olur.
Şu hâlde evrende mutlak kötü yoktur.
Bunu da öğren: Kötü, görecedir, bir şeye oranla kötüdür.
Diğer taraftan, her bir şeyin gerçek varlığı, halk ve icadın (yaratışın) ona yöneldiği ve ilişkin olduğu varlık, gerçekliği olan varlıktır. Şu hâlde yaratışa konu olan varlık, şeylerin "kendileri için" (li-nefsihi), varlıklarıdır, başkalarına oranla ve başkaları için varlıkları (li-gayrihi) ise, yaratışa konu olmayan dış gerçekliği olmayan, itibarî varlıktır.
Başka bir deyişle: Her şeyin bir "li-nefsihi" varlığı vardır, bir de "li-gayrihi" varlığı. Daha doğru olarak: Her şeyin varlığı iki açıdan itibar olunur. Bu itibarlardan, bakış ve hüküm verme açılarından birisi: "İ'tibar fî-nefsihi ve li-nefsihidir." Diğeri de "itibar 1i-gayrihi"dir. Eşya; kendileri, kendileri için var oldukları nazara alınırsa, gerçekliğe sahiptirler, bu bakış açısından "kötü" değildirler. Her şey kendi kendisi için iyidir. Kötü ise başka bir şey için kötüdür. "Akrep kendisi için de kötüdür" denebilir mi? Kurt kendisi için de kötü müdür? Hayır, şüphesiz kurt da, akrep de kendileri için iyidir; biz kendimiz için ne isek, onlar da kendileri için odurlar. Şu hâlde bir şeyin kötü oluşu o şeyin kendi varlığında böyle değildir. (Fi-nefsihi) . O şeyin "bi'l-izafe" (başka bir şey ile göreceli) varlığında böyledir. Diğer taraftan, yine şüphe yoktur ki, gerçek olan, dış gerçekliği olan şey, her şeyin "kendinde", "fî-nefsihî" varlığıdır. Bi'l-izafe varlıklar ise nisbî ve itibarî şeylerdir. Nisbî ve itibarî oldukları için de dış gerçeklikleri yoktur. Diğer bir deyişle, varlık düzeninde, bir gerçeklikleri olarak yer almazlar, dış gerçeklikleri yoktur. Şu hâlde, niçin bu nisbî varlığın onlara verildiğini sormaya da mahal yoktur. Diğer bir deyişle, bir şey iki kez var kılınmış, ona iki kez varlık verilmiş, bunlardan birisi fi-nefsihi, diğeri bi'l-izafe vücud (varlık) olmuş değildir.
Diyelim ki siz bir konuyu bir öğrencinize anlatıyorsunuz. Sonra bir daha, üçüncü ve dördüncü kez açıklıyorsunuz. Her defasında artıksız-eksiksiz anlatmış oldunuz. Sizin yönünüzden, dört kez tekrarlanan açıklamalarınızın arasında fark yoktur, aynı içeriktedir. Ne var ki bu dört açıklamanın her birinin bir sıfatı vardır, birincisi birinci, diğeri ikinci, diğeri de dördüncüdür. Siz her defasında iki iş mi gördünüz? Birincisinde konuyu anlattınız da, ikincisinde bu açıklamalara birincilik, ikincilik, üçüncülük ve dördüncülük mü verdiniz? Yoksa bu sıfatlar bir dizi itibarî, görece ve soyutlama ürünü (intizaî) sıfatlar mıdır? Dört açıklamanın birbiri ile karşılaştırılması sonucunda mı elde edilmişlerdir? İkinci şıkkın doğru olduğu açıktır. Soyutlama ürünü olan ve itibarî bulunan bu sıfatlar, aynı zamanda, dış gerçekliği olan bağlı bulundukları şeylerin ayrılmaz gereği olmuşlardır.