Aynı şekilde Allah’ın, içinde barındırdığı her şeyi muhterem kıldığı coğrafyanın bütün saygınlığı yine Kâbe dolayısıyla olsa da; yine Mekke şehri diğer hiçbir mekân ve şehrin sahip olamadığı fıkhî ve siyasî özelliklere mazhar olsa da; aynı şekilde hac ibadeti ve bu ibadet çerçevesindeki bütün vakfe makamlarının her biri diğer hiçbir ibadetin barındırmadığı çok özgün siyasî-ibâdî boyutlara sahip bulunsa da bütün bu imtiyazlar ve özelliklerin hepsi ‘velayet’ ve ‘imamet’in bir cilvesi ve yansımasıdır.
Masumların Mülkî ve Melekûtî Önderlikleri
En son nüktenin sırrı şudur: Hem bütün ameller, niyetler, dualar, apaçık ilahî ayetlerin müşahedesi, haccın manevî sırlarına vakıf olmak vesaire bütün her şeyin melekûtu, masum bir imamın ‘tekvinî velayeti’nin bir cilvesidir ki onun haccı da bütün diğer hacların imamı olup ümmetin bütün amellerinde olduğu gibi ilahî kabul dergâhına doğru yükselirken öncülük vazifesini üstlenmiştir ve diğer herkesin amelleri onun amellerinin peşi sıra o dergâha yükselirler ki:
“O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır.”
Hem de haccın, vakfe makamlarının ve insan kitlelerinden oluşan toplulukların siyasî önderliğini pak, tertemiz ve özgür kılınmış bir mekân mihverinde üstlenip yeryüzünün bütün bölgelerinde üretilen fikirleri verimli bir zemine taşıyıp özgürlüğe, kölelikten kurtuluşa ve evrensel istikbar güçlerine karşı direnişe susamış topluluklara öncülük etmek, asıl itibarıyla Masum bir İmam’ın (a.s) imameti ve onun gaip olduğu zamanlarda ona vekâleten naiplerinin rehberliği sayesinde gerçekleşir.
İnsanların bulundukları her yerde her gece-gündüz bütün namazlarında ‘cemaat namazı’ çerçevesinde bir araya gelmelerinin ve her hafta ‘cuma namazı’ için bir araya toplanmalarının sırrı, küçük ve bölgesel cemaatlerin orta büyüklükteki cumalarda birleşip oradan da ‘evrensel hac toplantısında’ harem sınırları içerisine katılma lütfuna nâil olmak ve tek bir önderlik, tek bir fikirsel hat düzleminde tevhidin rükünlerini daha bir sağlamlaştırmak; şirk, tuğyan ve istikbarî düzenlerin kökünü yeryüzünden kazımak; mazlum milletleri, güç sahiplerine tapınma zilletinden kurtarmak; zalimlerin mahrum ve mazlumlara uzanan ellerini kırmak ve çapulcu ve sömürgecilerin mazlum topraklardaki varlıklarına son vermek içindir.
Şu husus da dikkate şayandır ki Masumların (a.s) tekvinî velayetleri, amellerin hidayeti, ümmetin açık gizli bütün amellerini müşahede ve kıyamet günün de bütün herkese tanıklık etmek anlamında gerçek bir makamdır. Dolayısıyla bu makam, ne özel bir tayine bağlıdır ne de gasp edilebilir. Aksine bu, çok özel bir ilahî feyizdir.
“Allah dilediğini kendine seçer.” “Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.” “Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.”
Tekvinî velayet ile ilgili bir araştırma, şu an incelemekte olduğumuz konunun çok üstündedir. Zira bu konu “ellerin erişemeyeceği bir yıldız konumundadır… Akıllar nerede o nerede!”
Hac Âdâbının Velayetle Bağı
Hac, muhtelif açılardan velayetle bağlantılıdır. Burada Kâbe’nin velayetle bağının niteliği, Arafat, Maş’ar, Mina, Zemzem, Safa vesaire mekânların Masum İmam (a.s) ve semavî vahiy kültürüyle ne tür bir ilişkiye sahip olduğunu Masumların (a.s) dilinden aktarmaya çalışacağız:
1. Kâbe ve Mekke’nin özel konumunun kaynağı:
Hz. Halil’in (a.s) duasıyla ‘güvenli belde’ niteliği kazanan Mekke şehri ve harem mıntıkası, çok özel birçok bereketin kaynağı olmuştur. Kur'an-ı Kerim’de de buyrulduğu üzere:
“Yoksa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp-toplandığı, güvenli bir haremde yerleşik kılmadık mı?”
Yine şu ayetlerde işaret olunan işte bu sosyal, ekonomik ve sair açılardan tam anlamıyla güvenli ortam, Kâbe’nin yüzü suyu hürmetineydi:
“Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve onları korkudan güvenliğe kavuşturandır.” “Görmediler mi ki, çevrelerinde insanlar kapılıp yağma edilirken, biz harem i güvenilir (ve dokunulmaz) kıldık.”
Lakin bu coğrafyayı Allah Teâlâ’nın yeminine konu olacak o özel saygınlığa kavuşturan şey ise vahiy, nübüvvet, risâlet ve velayetin bereketi olmuştur.