2- Haccın İslam’daki Konumu

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 13

“Muhammed Allah'ın peygamberidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün…” ayet-i şerifesi mucibince Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Allah’ın ziyafetine geliyorlar diye Beytullah’ı temiz tutmakla yükümlü tutuldukları “rükûa ve secdeye varanlar” Resul-i Ekrem’in gerçek ümmetidir. Ki namaz, rükû ve secdenin yanı sıra Nemrutlar, küfür ve nifak liderleri ve tağutlara karşı İbrahimî bir metanetle dik durabilenlerdir onlar. Nitekim onlar, Halilurrahman’ın sevgi ve şefkatiyle yeryüzündeki bütün mazlum Müslümanları sevebilenlerdir.

Bu demektir ki, bâtıl bir düşünce yahut salih olmayan amellere sahip olanlar o ‘tertemiz evin’ misafirleri sayılmazlar. Kendileri için ayrıcalıklı bir konum vehmeden ve üstünlük taslayanlar, bu ‘eşitlik ve adalet evine’ konuk olamazlar. Hevasının kulu, hevesinin kölesi olanlar; müstekbir Batı’ya kul, mülhit Doğu’ya köle olanlar bu “Beyt-i Atik/Özgürlük Evi’nin” bu özgür ve şerefli Beyt’in mihmanı olamaz. İçinde yüzlerce put taşıyanlar bu ‘tevhid evinde’ ağırlanamaz. Yüzünü halka, sırtını kıbleye dönüp de namaz kılanlar ‘Müslümanların kıblesinin’ misafiri olamaz. Şirk, küfür ve nifaktan beri olduğunu ilan etmek yerine, dinsizlik liderlerine sevgi besleyenler ‘adanmışların tavafgahının’ davetlisi olamaz. Dünyayı sömürenlerin önünde eğilip bükülenler ‘secdeye ve rükûa varanların evine’ konuk olarak gelemez.

15. Hakkın aydınlığı ve Rahmetin kuşatıcılığının hacdaki zuhurunu anlatan rivayetler, diğer ibadetlerle ilgili bu düzeyde açık ve bu düzeyde geniş bir şekilde varit olmamıştır. Hak Teâlâ’nın hacda ne düzeyde aşikâr olduğunu, Yüce Allah şöyle buyurur:

“Orada apaçık ayetler vardır…”

Zira Allah’ın gayrı olan her şey onun birer nişanesi ve ayetidir. Ancak hacdaki sırlar, Allah’ın apaçık ayetleridir/ayat-i beyyinattır. Orada misafir, ev sahibini müşahede eder ve ev sahibi, misafirlerine rahmet gözüyle nazar eyler. Öyle ki onun ayet ve nişaneleri apaçık ve ayan beyan zuhur bulur.

Hakk’ın rahmetinin hacdaki enginliğini ifade eden bir rivayette İmam Bakır (a.s) hac farizasını eda etmek maksadıyla evinden çıkan ve yolculuk esnasında vefat eden bir kimse hakkında şöyle buyurur:

“Eğer Harem bölgesinde ölecek olursa hac farizasını eda etmiş ve vazifesini yerine getirmiş sayılır.”

İşte bu Allah Teâlâ’nın rahmetinin genişliği ve ev sahibi olmanın gerektirdiği edebin bir cilvesidir. Yine bu çerçevede Resul-i Ekrem, Veda Haccı’nda Arafat’ta vakfe esnasında gün batmaya yüz tutmuşken şöyle buyurur:

“Ey Bilal! Topluluğa sessiz olmalarını söyle!” Topluluk sessizleşince de şöyle buyurdu:

“Rabbiniz bugün sizlere lütufta bulunarak içinizdeki ihsan sahiplerine mağfiret eyledi ve onları yine içinizdeki kötülük sahipleri için şefaatçi kıldı. Öyleyse mağfirete nâil olmuşlar olarak Maş’ari’l Haram’a doğru hareket ediniz.”

Haccın bu özgün konumu dolayısıyla olsa gerektir ki İmam Sadık (a.s) İsa b. Mansur’a şöyle buyurur:

“ Ey İsa! Ben Allah’ın, seni iki hac arasında hac yolculuğu için hazırlık yaparken görmesini ve sana nazar kılmasını arzuluyorum!”

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:

“Kardeşini (iman kardeşini) hacdan alıkoyan bir kimse âhireti için zâhire kıldığı akıbetten sakındığı gibi bu dünyada düşeceği fitnelerden de sakınsın!”

Zira bir insanın mahrum kılınabileceği en büyük hayırlardan biridir hac; dolayısıyla Müslümanlar kendileri hac için azimli olmanın yanı sıra başkalarını da bu farizaya teşvik etmelidirler.

Velayet; Haccın Ruhu

‘Velayet’siz bir hac, ‘imamet’ olmaksızın Kâbe’ye yönelmek, ‘marifet-i imam’ olmaksızın Arafat’ta vakfe, ‘imamet yolunda fedakârlık’ olmaksızın Mina’da kurban kesmek, ‘iç ve dış istikbara başkaldırmaksızın’ şeytan taşlamak ve ‘imama itaat yolunda marifet ve eylem’ olmaksızın Safa ile Merve arasında koşuşturup durmak sonuçsuz kalır ve hiçbir semeresi olmaz. Zira her ne kadar ‘İslam, beş temel üzeredir: Namaz, zekât, oruç, hac ve velayet’ buyruğu gereğince hac, İslam’ın temel erkânından sayılsa da namaz, zekât, oruç ve haccın hiçbiri velayet düzeyinde İslam’ın temel direğinin ikamesinde önem arz etmez. Bu itibarla, söz konusu hadisin devamında şu cümle yer alır:

“Velayete çağrıldığı gibi, hiçbir şeye çağrılmamıştır.”

Zira bizzat İslam’ın canlı timsali olan İnsan-ı Kamil, kendisi İslam’ın bütün boyutlarına âşina olup diğer insanları da âşina kılabilir ve onları, özü itibarıyla tağutlara karşı bir haykırış ve kıyamdan ibaret olan tevhide yönlendirebilir.

Kâbe’nin Saygınlık ve İzzetinin Kaynağı

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar