Sonra Hz. Peygamber şöyle devam etti: “Hacc yolcusu yol hazırlıklarını tamamladığında, bir şeyi her yere koyup her kaldırdığında Allah onun için on sevap yazar, on günahı siler ve onu on derece yüceltir. Bineğine bindiği andan itibaren merkebinin kaldırıp koyduğu her adımda Allah onun için aynısını yapar. Kâbe’nin etrafında tavaf etmeye başladığında günahlarından arınır. Safa ve Merve arasında sa’y etmeye başladığında günahlarından arınır. Arafat’ta vakfeye durduğunda günahlarından sıyrılıp çıkar. Maş’aru-l Haram’da vakfeye durduğunda günahlarından arınır. Şeytan taşlamaya gittiğinde günahlarından arınır.”
Böylece Peygamber haccın bütün rükünlerini tek tek sayar ve şöyle buyurur: “Bu vakfelerden her birinde durduğunda günahlarından arınır.” Sonra da şöyle buyurdu: “Sen nerede bir hacının eriştiklerini elde etmek nerede?”
Şayet Allah Resulü’nün (s.a.a) “Kâbe’nin etrafında tavaf etmeye başladığında günahlarından arınır. Safa ve Merve arasında sa’y etmeye başladığında günahlarından arınır…” diye buyurması şu nükteyi ifade etmek için olabilir: Bu amellerden her biri, bir tür günahların bağışlanmasında etkilidir ve bu amellerin her biri özel bir takım günahların affolunması için vazolunmuştur. Yahut şu anlama da gelebilir: Günahlar üst üste yığılıp da günahkârın kalbinde bir pas bir perde misali yer etmişse eğer, bu amellerin her biri o perdelerin katmanlarından birinin kalkmasına sebep olur ve pasını giderir. Öyle ki hacı adayı, ne pas yığını altında kalmış ne de perdelerin karanlığına mahkûm tertemiz bir kalple Rabbinin dergâhına çıkmaya nâil olur. Rabbim bizleri de böylesi bir hac ile rızıklandırsın.
2. Resulullah Efendimizin (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) vasiyetlerinden birinde şöyle buyurulur:
“Ey Ali! Allah’ın azametine and olsun, bu ümmet içerisinde on grup kâfir olur: …(Bunlardan biri) güç yetirip de hacca gitmeden ölendir. Ey Ali! Gücü yettiği halde haccı terk eden kâfirdir.” Zira Yüce Allah şöyle buyurur:
“Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”
3. Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) hac farizasını şu şekilde tasvir eder:
“Allah haram kılmış olduğu kendi evini haccetmeyi sizlere farz kılmıştır. O ev ki Allah onu insanlara Kıble kılmıştır. İnsanlar susamış sürülerin su kaynağına koşuşturmaları misali oraya koşuşturur güvercinler misali o yöne kanat çırparlar. Allah, Kâbe’yi insanoğlunun O’nun azameti karşısında tevazu göstermesi ve O’nun izzetinin farkına varmasının bir nişanesi kıldı. Kulları içerisinden onun buyruğuna kulak veren, davetine icabet eden, buyruğunu tasdik eden, peygamberlerinin ayak bastıkları yerde duran ve arşın etrafında her daim tavafta olan meleklerine benzemeye çalışanları seçip ayıklamıştır. İşte onlar, O’nun ibadet pazarında nice kârlar eden ve O’nun mağfiret vaadine nâil olmak için adım atanlardır.
Allah, Kâbe’yi İslam için bir bayrak ve sığınacak bir yer arayanlar için bir sığınak kılmıştır. O’nun hakkını eda etmeyi farz ve orada haccetmeyi vacip kılmış ona doğru ziyaret yolculuğuna çıkmayı emretmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”
4. İmam Ali (a.s) hac ve umrenin faziletleri hakkındaysa şöyle buyurur:
“Allah’a ulaşmak isteyenlerin tutundukları en faziletli vesile Allah’a ve Peygamberine iman, O’nun yolunda cihat etmek… Ve hac ve umrede O’nun evini ziyaret etmektir. Hiç şüphesiz hac ve umre, fakirliği giderir ve günahların dökülmesine vesile olur…”
5. İmam Ali (a.s) bir bölümünde tevazu ve alçakgönüllülüğün yaygınlaşması ve gurur ve kibrin ortadan kalkması hususunda haccın rolünü izah ettiği başka bir hutbesinde şöyle buyurur:
“ Allah Teâlâ’nın ilk toplulukları; Âdem’den (a.s) ta en son gelenlere kadar bütün ümmetleri ne bir zararı dokunan ne de bir fayda sağlayan; ne gören ne de işiten bazı taşlarla sınadığını görmez misiniz? İşte Allah, onu (bu taşlardan yapılmış Kâbe’yi) kendisi için saygın bir ev ve insanlar için bir kıyam ve kıvam vesilesi kıldı. Sonra da onu yeryüzünün en çıplak ve taşlık arazisi, en çorak ve bitkisiz bölgesi ve en dar vadilerinin bulunduğu bir yerde açtı. Çetin ve hırçın dağlar arasında, üst üste yığılmış kumlar içerisinde, suyu kurumak üzere olan pınarları ve birbirinden kopuk köyleri olan bir bölgeye yerleştirdi. Öyle ki orada ne bir deve toynağı ne bir atın ayağı ne de herhangi bir hayvanın tırnağı gelişip serpilmez.”
6. Müminlerin Emiri’nin (a.s) Haseneyn (a.s) hazretleri ve halkın geneline yapmış olduğu vasiyetin bir bölümünde şu cümleler yer alır:
“Rabbinizin evi hususunda Allah’ı; Allah’ı gözetmeyi unutmayın sakın! Yaşadığınız müddetçe onu boş bırakmayın! Zira eğer Kâbe terk edilecek olursa size artık mühlet verilmez!”