2- İlahi İrade Ve Determinizmin Reddi

04 December 2025 53 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 14

Burada, ne ikincil sebeplerin etkisini reddetmeye dair kitap yazmış belli kelamcıların kim ve kimler olduğunu söylemektedir, ne de yukarıdaki cümleleri İbn Rüşd'ün nerede söylediğini belirtmektedir. Fakat mevzunun ilk kısmını İbn Rüşd, Aristo metafiziğine yazdığı şerhin onikinci bölümünde ikincil sebeplerin etkili olmadığı babında şöyle der: “Kelamcılarımız der ki, mevcut herşey için şahsen ve aracısız onlara yönelecek sadece bir fail vardır. Bu nedenle, yakanın ateş olduğunu, ıslatanın su olduğunu, açı doyuranın ekmek olduğunu inkar ederler. Bütün bunların bir yaratıcı ve varedici vesilesiyle suret bulduğunu savunurlar... Bu sözden çıkan sonuç şudur ki, varolan hiçbir şey, ona mahsus tabiata uygun eyleme sahip değildir.”

Öyleyse Malebranche, muhalif görüşü (ateş yakar, su serinletir) aktarırken İbn Rüşd'ün bu maddesine işaret etmiş olmaktadır. Kitabın İngilizce mütercimi de bunu farketmiş ve referanslar kısmında İbn Rüşd'ün kitabının ilgili kısmına atıfta bulunmuştur. Eş'arilere akıldan çıkmanın nispet edilmesi konusuna gelince, İbn Rüşd birçok yerde böyle bir ilişkiyi reva görmüştür. Fakat Malebranche'ın dikkate aldığı, Tehafütü't-Tehafüt'tür. Tehafüt'ün onyedinci meselesinde Gazali'nin doğal sebeplerin nedenselliğini reddeden sözünü eleştirirken şöyle der:

“اما انکار وجود الاسباب التی نشاهد فی المحسوسات فقول سفسطایی و المتکلم به اما جاحد بلسانه لما فی جنانه و اما منقاد لشبهة سفسطائیة عرضت له فی ذلک”

Daha sonra bu şeylerin duyumsanabilir ve gözlemlenebilir olduğuna dayanarak şöyle der:

“فما اتی به فی هذا الباب مغالطة سفسطائیة”

Sonra devam eder:

“فمن رفع الاسباب فقد رفع العقل”

Gördüğümüz gibi İbn Rüşd'ün, Malebranche'ın söylediği şekilde, Gazali karşısındaki ilk ve en temel kanıtı, bu nazariyenin gözlemlenebilir ve duyumsanabilir olduğunun hilafınadır. Aynı zamanda bu nazariyeyi kabul etmeyi akıldan çıkma ve sofistlerin görüşü olarak nitelemiş ve sebepleri kaldırmayı aklı kaldırmaya eşdeğer görmüştür.

Öyleyse Malebranche'ın nedenselliği reddetmeye ilişkin kitap yazmış, İbn Rüşd'e muhalif nazariyeye sahip ve İbn Rüşd'ün hücum ettiği o kelamcı, kesinlikle Ebu Hamid Gazali'den başkası değildir. Dolayısıyla Malebranche'ın, Gazali'nin Tehafütü'l-Felasife kitabının tümünü hiç değilse İbn Rüşd'ün Tehafütü't-Tehafüt'ü yoluyla bölüm bölüm okuduğu ve özellikle doğal sebeplerin inkarına dayalı onyedinci mesele üzerinde daha fazla hassasiyet gösterdiğine şüphe yoktur. Gazali'nin Tehafüt kitabının en önemli ve en meşhur bölümünün burası olması şaşırtıcı değildir. Malebranche'ın asli kitabının, yani Hakikati Arayış'ın en önemli kısmı da onun öne çıkan görüşü olan okasyonalizmin anlatıldığı aynı bölümdür. Daha önce bu iki kısmın tam benzerliğinden bahsetmiştik. Bu nedenle Malebranche'ın, Descartes'ın dualizm meselesini çözmek için bitişiklik tasavvuruna adım atmıştır. Gilson'ın ifadesiyle, “Descartes ve hatta Saint Augustin'in sadece tesadüf ve dışarıda bırakma nedeniyle kullandığı ifade, çözüm yolunu bulmada Malebranche'a epeyce yardımcı oldu. Neden Tanrının, bedende bir değişim vuku bulduğunda nefiste de zorunlu olarak değişiklik ortaya çıkacağı yönünde bir kanun koyduğunu söylemeyelim... Bu inanca bitişiklik ekolü adını verdiler.”

Malebranche'ın bitişiklik tasavvuru ile Gazali ve Eş'arilerin bitişiklik tasavvuru arasındaki benzerlik dikkate alındığında Gilson'ın cümlesini şöyle tamamlamak gerekecektir: “Descartes ve Augustin'in dışarıda bırakmaya işaret etmesi, Gazali ve Eş'arilerin de net biçimde bunu vurgulamasının Malebranche'a epeyce yardımı dokundu.”

Malebranche iki nedenle doğrudan Gazali'yi atıfta bulunmamış ve onun adını zikretmemiştir. Birincisi, hakikati bulmada taklidi ilim ehlinin en büyük derdi kabul etmesidir. Kelamda, kanıt sunmak üzere Augustin dışında hiçkimseden görüş nakletmez. Diğeri ise Gazali ona göre Müslüman, sonuçta da kafir bir kelamcıdır. Bu nedenle delil oluşturma bakımından İbn Rüşd'den farkı yoktur.

Dördüncüsü: Aquinas ve Dinsizlere Karşı kitabı. Gördüğümüz gibi, Aquinas, İbn Rüşd'ün kitapları aracılığıyla, özellikle de İbn Meymun yoluyla Eş'arilerin görüşlerine aşina olmuştu. Macid Fahri şöyle demiştir: “Delaletu'l-Hairin kitabında İbn Meymun'un hedefi, Musa'nın şeriatıyla Aristocu felsefeyi sentezlemektir. Bu çaba, Hıristiyan kelamcılara, onların başında da Aguinas'a pek çok yerde taklit edecekleri bir model oluşturdu.” “İbn Meymun'un Aristo'yu savunması, Aguinas'ın Aristo'yu savunmasında doğrudan ilham kaynağı oldu. Her ikisi de aslında aynıdır.”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar