2- İmamların Asrındaki Şiiler ve Mehdîlik Konusu

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 13

Hatırlatmak gerekir ki tarihsel nakiller daima bir düşüncenin yaygınlığının oranını açıklamaz. Birçok nakil bir düşünceyle birlikte bir kişi veya kişilerin varlığını da beyan eder, ama ona inananların ölçüsünü belirginleştirmez. Yaygın bir düşünce hakkındaki nice çok sayıdaki nakil, nadir ve kenarda kalmış bir düşünceye denk olabilir. Yahut kimi nedenlerle nadir cereyanın nakli çok bile olabilir. Bu bakımdan, bazı kimselerin kuşkuları veya sapkınlıklarını ifade eden nakillerin sayısı, Şia toplumundaki yaygınlıklarına denk değildir. Mesela İmamlar (a.s) için çetin siyasi şartlar, İmam Hadi ve Askerî'nin (a.s) imameti dönemi gibi pek çok dönemde Şiî toplumunun inançlarının nispeten ispatlanabilmekle birlikte Şiilerin itikatlarının detaylarına ilişkin birçok nakil ve habere imkan tanımayacak ağırlıktaydı. Cazibesi nedeniyle veya siyasi sebeplerle yalnızca bazı inhiraflar bildirilmiştir. Mesela Teşeyyu cereyanında ortaya çıkmış sapmalar İmam Askerî'nin (a.s) şehadetinden sonra tafsilatıyla nakledilmiştir. Halbuki bu sapmalara inananların sayısı oldukça azdı ve belirtildiği gibi, bir müddet sonra da tamamen ortadan kalktılar. Dolayısıyla birçok konuda tarihsel malumatın bir hadisenin inananlarının oranını vermediğine, aksine sadece bir vakıa veya bir düşüncenin ortaya çıktığını bildirdiğine dikkat etmek gerekir.

İmamların hazır bulunduğu asırdaki çetin siyasi koşullar, zulüm ve egemenlerin takibatı, özellikle de Emevi ve Abbasi idareleri Şiî maarifin gelişip yayılmasına mani olan önemli etkenlerdir. Bu dönemlerin ekserisinde İmamların (a.s) önem verdiği şey, Şiilerin canının korunması ve Şia'nın imamet ilkesi ve Mehdîliğe itikat gibi temel maarifinin muhafazası olmuştur. Dolayısıyla o dönemin koşullarının, bir düşüncenin yayılabildiği normal koşullarla mukayese edilememesi doğaldır. Bu karmaşık ve tehlikeli şartlara bakıldığında İmamlar (a.s) bazı kısa zaman kesitleri hariç, ilimlerini özgürce açıklayıp yayamadı. Sonuçta da bazı Şiiler arasında, hatta İmamların (a.s) özel ashabı arasında bile Şia'nın kimi inançları konusunda birtakım kuşkular görülebilmektedir.

Diğer bir nokta da, Mehdîlik öğretisi gibi bir düşüncenin ve onun ayrıntılarının bir toplumun genelinde ayağını sağlam basıp yaygınlaşmak için uzun bir zamana ihtiyaç duyacağıdır. Bu sebeple meselelerin açıklanmasında tedriç, öğretimin sahih metotlarındandır. Bu nedenle İmamlar doğal olarak Mehdîlik öğretisi ve ayrıntılarını Şia toplumunda tarihsel mecrada beyan ve tespit ettiler. Bazı kimselerin kuşku ve tereddütleri bu inancın asılsız olduğu manasına gelmez. Bilakis etkenlerden biri, meselelerin tedricî izahının tabiatıdır.

Mehdîlik mevzusunun doğası gereği, İmamlar (a.s) zuhur zamanının uzak olduğunu açıklayarak Şia toplumunda beklentiyi zayıflatmak istemedi. Çünkü bekleyişin etki ve faydaları, zuhurun zamanının uzak olduğunu bilmekten çok daha fazladır. Bu bakımdan İmamlar (a.s), yanlış bir söz söylememenin yanısıra, genellikle Şiilerin daima ferecin beklentisi içinde olacakları şekilde konuşuyorlardı.

Bir toplumdaki bireylerin ilim ve iman seviyesi de eşit değildir. Bu sebeple bir toplumda avam arasındaki bazı yanlış anlayışların veya kuşkuların varlığı o dinin veya mezhebin öğretilerden kuşkuya yol açmamalıdır. Çoğu kere İslam gibi mükemmel bir dinde bile avam Müslümanlar bazı meselelerde çok farklı ve hatta yanlış anlayışlara sahip olabilmektedir. Ama bu, mukaddes dinin maarifinde kuşku veya eksiklik bulunduğu manasına gelmez. Şiî toplumunda Mehdîlik konusundaki bazı tereddütler de bu kabildendir. Mesela Vâkıfe'nin fitne cereyanında çoğu kimse cahilce İmam Rıza'nın (a.s) imameti hakkında tereddüde düştü. Büyük bir çoğunluk sahih bilgiyle hiçbir kuşkuya kapılmadan Hazret'in imametine inanmışken. Dolayısıyla bireylerin inanç ve sözlerinin tamamının dinî maarifin doğru ve dakik anlaşılmasından kaynaklandığını düşünmek mümkün değildir. Tıpkı cahillikleri daima dinî maarifteki belirsizliğin alameti olmadığı gibi.

Kisaiyye, Vâkıf, gulat ve diğer fırkalar gibi bazı inhiraf cereyanlarının ortaya çıkıp yayılmasında dünya menfaatinin peşinde koşan ve sapkın insanların varlığı da etkili olmuştur.

Şia toplumunda her biri bu mevzudaki tarihsel kuşkuların bir bölümünü açıklayan bu etkenler bir yana, hangi sebeple olursa olsun bazı kimselerin şüphesi veya sapkınlığı bir itikadın yanlış olduğu anlamına gelmez. Mehdîlik öğretisi, Şia ve Ehl-i Sünnet'in kaynaklarında geçen muteber ve müteaddit Nebevî rivayetlerin ve Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) çok sayıda rivayetlerin tespit ettiği inançtır. Bundan dolayı bahsi geçen tarihsel ihtilaflar bu inancın bâtıl olduğunu göstermez.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar