Bu tür nakillerden anlaşılmaktadır ki İmam Cevad zamanında da kâim Muntazır'ın (a.s) özellikleri hâlâ bazı Şiiler için, hatta Abdulazim Hasanî gibi büyük şahsiyetler için bile açıklık kazanmış değildi. Tabii ki bu dönemin İmam Bâkır'ın (a.s) devresiyle veya İmam Sâdık'ın (a.s) dönemiyle mukayese edilmesinin imkansızlığı doğaldır. Çünkü bu döneme kadar İmamlar bu konuda birçok bilgiyi beyan etmişti. Bu bakımdan sözkonusu belirsizlikler ya o dönemin zorlu siyasi şartlarıyla irtibatlıdır, ya sorular detay konularla ilgilidir, ya da o zamanda toplumda gündeme gelen kuşkulardan kaynaklanmış belirsizliklerdir.
İmam Hadi ve İmam Askerî'nin İmameti Döneminde Mehdîlik
İmam Hadi ve İmam Askerî'nin (a.s) imameti döneminde bu mevzuda ihtilafın alameti olacak bir söze rastlanmamaktadır. Ama çok sayıda rivayette bu iki büyük imam, Hazret-i Hüccet b. el-Hasan'ın (a.s) gaybetinden ve özelliklerinden bahsetmiştir. Buna ilaveten Şiilerin İmam Hadi ve Askerî (a.s) ile irtibatının iyice güçleşmesiyle birlikte Şia pratikte gaybet asrına hazırlanmış oluyordu.
Bu dönemde imamet ve Mehdîlik mevzusunda ortaya çıkan sapmalar arasında, İmam Hadi'nin (a.s) Şiilerinden bir grubun onun şehadetinden sonra oğlu Muhammed'in imametine inanması da vardır. Muhammed, babasının zamanında Samerra'da vefat etmişti. Böyle olunca bu kişiler Muhammed'in ölmediğini ve babasının onu işaret ettiğini ve dolayısıyla onun beklenen Mehdi (a.f) olduğunu savunmak durumunda kaldı. Bu ihtilaf bir yana bırakılırsa Mehdîlik hakkında bu dönemden ciddi tartışmalar bildirilmiş değildir. Buna mukabil hemen hemen tüm Şiiler arasında, hatta Abbasi hükümetinde İmam-ı Zaman'ın (a.f) onikinci imam ve İmam Hasan Askerî'nin (a.s) oğlu olduğu sözü yayılmıştı. Hükümettekilerin İmam Askerî'ye (a.s) karşı sert politikaları, onun özel olarak takibat altında tutulması ve Hazret'in (a.s) vefatından sonraki girişimler bu bilgi nedeniyle idi.
Hz. Mehdi'nin İmamet Döneminin Başlangıcında Mehdîlik
Hüccet b. el-Hasan Mehdi'nin (a.f) imametinin başladığı dönemin siyasi olayları, geçmiş dönemlerden daha çetindi. İmam Askerî'nin (a.s) şehadetiyle birlikte Şiiler -bir kesim hariç- şaşkınlık ve kaybolmuşluk içine girdi. Bunun nedeni de İmam Askerî'nin oğlunun insanların çoğu ve Şiiler için tanınmıyor olmasıydı. Müstebit Abbasi hükümeti, İmam Askerî'den (a.s) sonraki imamı tanıma ve onu şehit etmenin peşine düşmüştü. İmam Askerî'nin (a.s) evi sıkı biçimde kontrol altındaydı. Hatta Abbasi hükümeti, Hazret'in (a.s) evinde bir çocuk doğması halinde hükümete bildirmesi için kadınlar tayin etmişti. Bu bakımdan İmam-ı Zaman'ın doğumu, son haddinde takiyye ve Hazret-i Musa'nın (a.s) doğumunun benzeri bir mucizevilikle gerçekleşti ve Hazret, İmam Askerî (a.s) hayattayken beş yıl boyunca gizli tutularak korundu. Tabii ki Şiilerden bir grup İmam Askerî (a.s) zamanında ve vefatından sonra onu görmekle müşerref oldular. Şiiler arasındaki bu şaşkınlığın daha çok İmam-ı Zaman'ın (a.f) tamamen gizlenmiş doğumundan ve çoğu insanın doğduğundan haberi olmamasından kaynaklandığına dikkat çekmeliyiz. Bu yüzden onlarda böyle bir şaşkınlık başgösterdi. Vadedilen Mehdi'yi bekliyorlardı, ama onlara ulaşan bilgiler İmam Askerî'nin (a.s) evladı olmadığını haber veriyordu.
Bu gelişmelere bakarak İmam Hasan Askerî'nin (a.s) şhadetinden sonra bazı kimseler onun diri olduğu iddiasını ortaya attı. Bu kimseler İmam Askerî'nin (a.s) ölmediğine ve ölmeyeceğine inanıyordu. Çünkü yeryüzü hüccetsiz kalmazdı. Bu nedenle onu Hüccet-i Kâim (a.s) olarak tanıttılar. Başkaları ise İmam Askerî'nin (a.s) rıhletini kabul etti, ama tekrar dirileceğini ve onun İmam Kâim olduğunu savundu.
Diğer bir fırka, Cafer'in ve İmam Askerî'nin (a.s) imametini reddetti ve İmam Hadi'den (a.s) sonra onun oğlu Muhammed'in imametine inandı. Çünkü Cafer'in ahlakının tasvip edilmez ve onun da fasık olduğuna, İmam Askerî'nin de (a.s) evlatsız vefat ettiğine inanıyordu. Öte yandan da vasi ve evlatsız imamın bulunmadığını biliyorlardı. Öyleyse bu iki imam değildi. Ama Muhammed (İmam Hadi'nin oğlu) takva ve fazilet ehliydi ve evladı vardı. Şu halde o, imam ve vadedilen Mehdi olmalıydı.
Bazıları da imametin bu dönemde İmam Askerî (a.s) ile sona erdiğini düşünüyordu. Ta ki Allah dilediği başka bir zaman Âl-i Muhammed'in kâimini gönderene dek. Bu dönem, imametin fetret dönemi olacaktır.
Daha önce anlatılan fırkalar İmam Askerî'yi (a.s) çocuksuz kabul ediyordu. Onlara mukabil, İmam Askerî'nin (a.s) ashap ve Şiilerinden zaman içinde Şii toplumunun ekseriyetini oluşturan diğer bir grup, onun, kendisinden sonra vasi ve imam olan Muhammed adında bir oğlu olduğuna inanıyordu. O, beklenen Mehdi'ydi (a.f). İçlerinden bazıları İmam Zaman'ı (a.s) İmam Askerî (a.s) hayattayken veya onun şehadetinden sonra görmüşlerdi. Yahut gizli konuları bildirmek gibi şahitler yoluyla Hazret'in varlığından haberdardılar.