Bu nakillerden anlaşıldığı gibi, vadedilen kurtarıcıya itikat ilkesi, tatbikinde ihtilafa düşmüş olsalar da onlar arasında müşterektir. Şia'nın ana akımı, İmam-ı Zaman'a (a.s) has hidayetler ve Hazret'in ashabının gayretiyle zaman içinde işin hakikatine aşina oldu ve İmam-ı Zaman'ın kendisini de tanıdı. İmam Askerî (a.s) güvendiği bir grup insana oğlunu gösterdi veya kendisinden sonraki imam olarak tanıttı. Hatta İmam Askerî'nin (a.s) ashabından bazısı İmam-ı Zaman'ın (a.f) doğduğu yıl, ay ve günü biliyordu.
İmam Cevad'ın (a.s) kızı Hakime, İmam-ı Zaman'ın (a.f) doğumu sırasında hazır bulunmuştu ve onun imametine inanıyordu. İmam-ı Zaman'ın (a.f) doğumu hadisesini Muhammed b. Abdullah Tahurî'ye nakletti. Bir rivayette İmam Hasan Askerî'nin (a.s), oğlu Hazret-i Mehdi'yi (a.f) yaklaşık kırk kişi olan Şiileri arasında saydığı ve kendisinden sonraki hüccet olarak tanıttığı geçmektedir.
İmam Askerî (a.s), İmam-ı Zaman'ı (a.f) Ahmed b. İshak'a gösterdi ve şöyle buyurdu: “Bizim yanımızda kıymetli olmasaydın onu sana göstermezdim.” Ahmed, kalbinin yatışması için başka bir bürhan daha talep etti. O sırada İmam-ı Zaman (a.f), henüz üç yaşında bir çocuk olmasına rağmen fasih Arapça'yla kendisini “bakıyyetullah” ve “Allah düşmanlarından intikam alacak olan” şeklinde tanıttı.
Kamil b. İbrahim, Amr Ahvazî, Yakub b. Mankuş, Muhammed Ali b. Bilal ve başkaları İmam Askerî'nin halifesini çok iyi tanıyorlardı. Bunlar, Hazret'in özel naipleri olmaktan başka, defalarca kendisine hizmetle müşerref olmuş isimlerdi.
Hulasa İmam-ı Zaman'ın doğum ve imamet dönemindeki sıkı takiyye gerektiren çetin koşullara bakınca bu dönemin başlangıcında Şii toplumunda yeni bir krizin patlak verdiği anlaşılmaktadır. Elbette belirtildiği gibi, bu durum, Mehdîlik mevzusunun aslındaki belirsizlikten veya onun İmam Askerî'nin oğluna uygulanmasından kaynaklanmaktan çok, Hazret'in beklenmedik doğumuyla alakalıdır. Bu kriz her ne kadar başta büyük görünüyorduysa da giderek Hazret'in huzuruyla müşerref olan kişilerin haberleri ve başka şahitler sayesinde bertaraf oldu. Zaman içinde Hazret-i Hüccet b. el-Hasan'ın (a.f) doğumuna ve imametine itikat, İmamiyye Şia'sının bariz inancına dönüştü ve diğer sapkın akımlar tedricen ortadan kalktı. Şeyh Müfid, hicri kameri 373 yılında, yani İmam Askerî'nin (a.s) şehadetinden yaklaşık 120 sene sonra sözkonusu fırkaların arasından sadece İmam Askerî'nin (a.s) oğlu Hazret-i Mehdi'nin imametine inanan Oniki İmam Şiasının mevcut bulunduğunu ve diğer fırkaları kimsenin tanımadığını, onlardan geriye ancak bazı kitaplarda anılmalarının kaldığını bildirmektedir.
Sonuç
Buraya kadar anlatılardan aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkündür:
Mehdîlik bahsi Allah Rasülü'nün (s.a.a) döneminden itibaren onun konuşmalarında gündeme gelmiş ve İmamların (a.s) döneminde de devam etmiştir. İmamların hazır bulunduğu tüm dönemlerde Mehdi'nin ve vadedilen kurtarıcının varlığına inanç, Şia toplumunda aşikar görülebilmektedir. Dolayısıyla Mehdîlik öğretisinin aslı ve Şiilerin İmamlar hayattayken ona inandığı konusunda tarihsel bakımdan tereddüt yoktur.
İmamların asrında yaşamış bazı Şiilerin Mehdîlik öğretisinin kimi ayrıntılarıyla ilgili tereddüt ve kuşkuları, aslının olup olmadığından kuşku anlamında değildir ve sözkonusu tereddüt de Şia akımının bütününe genelleştirilemez. Bilakis, işaret edildiği gibi, Mehdîlik öğretisi ilke olarak İslam ve Şia toplumunda kesin bir konu olmuştur. Ashaptan bazısı onun detaylarına bile vakıftı.
Bazı Şiiler arasında Mehdîlik öğretisinin bazı detayları -zuhurun zamanı ve vadedilen Mehdi'nin şahsının tanınması ve tatbiki gibi konular- hakkında kuşkular doğduğu ve hayal kırıklıkları yaşandığı inkar edilemez. O dönemin koşulları ve başka etkenler dikkate alındığında bu durum doğal ve açıklanabilir gözükmektedir.