2- İmamların Asrındaki Şiiler ve Mehdîlik Konusu

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 13

Elbette ki İmam Bâkır ve İmam Sâdık (a.s) gibi geçmişteki İmamların beyanatına dikkat edildiğinde bu mevzuda çoğu Şiinin kesin olarak böyle belirsizliklere düçar olmadığı görülecektir. Hatırlatmak gerekir ki, bu tür kuşkular ve yanlış kıyaslamalar daha ziyade o dönemde tansiyonun yüksek olduğu siyasi ortamlardan kaynaklanmaktaydı. Bekleyiş ve onun rolünün Şiî toplumunun gelişmesindeki önemi gözönünde bulundurulduğunda İmamlar da (a.s), Şiiler vadedilen kurtarıcının zuhur asrına uzak olma sebebiyle umutsuzluğa kapılıp donuklaşmasın diye bazen üstü kapalı biçimde konuşabiliyordu.

Hasan b. Hasan şöyle der: Eba'l-Hasan Musa'ya [İmam Kazım] şöyle arzettim: “Eba Abdillah [İmam Sâdık] (a.s) sizi bu işin kâimi olarak tanıttı.” Buyurdu ki: “Ben bu işe kıyam eden değil miyim?” Sonra şöyle buyurdu: “Ey Hasan, ümmetin arasında kıyam eden her imam onun kâimidir. Onların dönemi geçtiğinde insanlara gizli kalan kâim ve hüccet olacak kişi gelecek.”

Belirtildiği gibi, bir taraftan her bir İmam'ın (a.s) kâim olduğunu teyit eden, diğer taraftan vadedilen kâimi başka biri olarak tanıtan bu tür cevaplar Mehdîlik düşüncesini diri tutmak için bir metottur.

Bir rivayette İmam Sâdık'tan (a.s), İmam Kazım'ı (a.s) Yezid Sâiğ'a Âl-i Muhammed'in (s.a.a) kâimi olarak tanıttığı nakledilmiştir. Yezid Sâiğ meşhur yalancılardan biri olarak bilinir. Bu nakil sahih olsa bile kastedilenin, daha önceki rivayetlerde değinildiği gibi imamet emrine kıyam olduğu anlaşılmaktadır.

İmam Sâdık'tan (a.s) kâimin kıyamının yakın olduğuna ilişkin ve kimileri de İmam Kazım'ı (a.s) Mehdi gösteren bazı rivayetler nakledilmiş veya uydurulmuştur. Böyle rivayetlerin varlığı, Mehdîlik mevzusunda o dönemdeki kültürel karmaşayı anlatmaktadır.

Bir rivayette Davud Rakkî şöyle der: İmam Rıza'ya (a.s) arzettim: “Zerih'ten, İmam Bâkır'dan (a.s) nakledilmiş kafamı kurcalayan bir hadis işittim.” “Hangi hadis?” buyurdu. Dedim ki: Zerih, İmam Bâkır'ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletti: “سابعنا قائماً ان شاءالله”. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Doğru söyledin. Zerih de doğru söyledi. Ebu Cafer de doğru söyledi.” Davud “Kuşkum daha da arttı.” der. İmam (a.s) buyurdu ki: “Eğer Ebu Cafer inşaallah demeseydi söylediği gibiydi.” Davud der ki: “Hazret'in sözünü kabul ettim.” Bu rivayetin muhtevası, yedinci İmam'ın, beklenen kâim olduğudur. Ama Allah'ın iradesi değişmiş ve bu iş yedinci İmam'dan sonraya ertelenmiştir. Rivayetin bu şekilde anlaşılması, İmamların sayısını oniki ve onikinci imamı da Kâim (a.s) olarak tanıtan gibi birçok rivayete aykırıdır ve kabul edilemez. Belki de İmam Bâkır'ın (a.s) maksadı, kendisinden sonra yedinci imamın beklenen Kâim olduğudur. Ama bu yorum, rivayetin devamında geçen İmam Rıza'dan (a.s) menkul sözle bağdaşmamaktadır. Orada şöyle buyurmaktadır: “Eğer inşaallah demeseydi aynen öyle olurdu.” Dolayısıyla bu rivayet için bir izah bulunamazsa kabul edilmesi imkansızdır. Ayrıca Vâkıfiyye'nin kendi itikadını meşrulaştırmak için uydurmuş olması da uzak ihtimal değildir. Genel olarak Şiilerin Mehdîlik mevzusu veya başka konulardaki inançlarında görülen kapalılığın nedenlerinden birinin de bazı sapkın akımların uydurduğu rivayetler olduğunun altını çizmemiz gerekir.

İmam Rıza'nın İmameti Döneminde Mehdîlik

Âl-i Muhammed'in (s.a.a) kâiminin zuhurunu bekleyiş, Ali b. Musa el-Rıza'nın (a.s) imameti döneminde de sürdü. Bu devrede bazı Şiilerin dünya menfaatine düşkünlüğü nedeniyle Şia tarihinde büyük sapmalar birbiri ardınca ortaya çıktı. İmam Kazım'ın (a.s) ashabı ve Şiilerinden bir grup onun şehadetini inkar etti ve İmam Kazım'ın (a.s) diri olduğunu savunarak bu ümmetin gaybette yaşayan kâimi olduğunu öne sürdü. Bu gruptan bir kısmı ise onun vefat veya şehadetine inandı ama “İmam (a.s) tekrar diriltilecek ve kıyam edecek” dedi. Bu düşünceler Vâkıfe (Vâkıfiyye) fırkasının ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Bu fırkanın kimi takipçileri de İmam Rıza'nın (a.s) ve sonraki İmamların imam olmadıklarına inandı. Fakat İmam Kazım'ın (a.s) zuhuru gelinceye dek onun halifeleri olacaktı.

İmam Kazım'ın (a.s) ashabından diğer bir grubun da kendisinden sonra şaşkın halde onun vefat mı ettiği, yoksa hayatta mı olduğunda tereddüde düştükleri ve bu meselede suskun kaldıkları nakledilmiştir. Bu kişilerden çoğu, Hazret'in kerametlerini gördükten sonra onun imametine iman etti.

İmam Kazım (a.s) döneminin gulatından olan Muhammed b. Beşir, İmam Kazım'ın (a.s), gaybette yaşayan kâim Mehdi olduğunu iddia etti. Kendisini de İmam'ın (a.s) vekili ve ilim sahibi olarak tanıtıyor, imametin kendi neslinden yürüdüğünü savunuyordu. O, kendisinden sonra imamete oğlu Semi' b. Muhammed b. Beşir'i vasiyet etti. Bu dönemin muhtelif nakillerinden anlaşılmaktadır ki vadedilen Mehdi'nin gaybeti mevzusu da konunun aslı gibi Şiî toplumu arasında tamamen açıktı.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar