Bir rivayette geçtiğine göre Zeyd b. Ali, onun bu ümmetin kâimi olduğuna inanıyordu. Bu nakilde İmam Sâdık'ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yalan söylemiş. Bu makamda değil. Kıyam ederse öldürülür.” Bu nakil başka bir rivayetle bağdaşmaktadır. O rivayette Zeyd b. Ali'nin dört imamın varlığına inandığı geçmektedir. Üçünün dönemi geçmiştir ve dördüncüsü onların kâimidir. Elbette ki her iki hadisin senedi de zayıftır. Birinci hadisin ravilerinden biri Zeydî meşreptir. Bu rivayetlerin Zeydiyye fırkasının itikatlarını meşrulaştırmak için uydurulmuş olması uzak ihtimal değildir. Zeydiyye, Müminlerin Emiri, İmam Hasan ve İmam Hüseyin'den (a.s) sonra Zeyd b. Ali'nin imametine inanmaktadır.
Emevi hükümetinin zayıflaması ve sonra da yıkılması ve hükümetin Ehl-i Beyt'e (a.s) iade edileceği iddiasıyla başlayan ayaklanmaların yayılması bazı Şiilerin de bu akımlardan etkilenmesine ve vadedilen Muntazır'ın kıyamının beklenmesine sebep olmuştur. Abdurrahman b. Kesir, İmam Sâdık'a (a.s) kıyamın zamanını sorduğunda şöyle cevap verdi: “Zamanı uzadı ve artık onlar için sabır zorlaştı.” İmam ona sabretmesi talimatını verdi. İmam Sâdık'ın (a.s) Şiilerinden bir ihtiyar, kendisine dedi ki: “Her ay ve yıl kâiminizin kıyamını beklediğimin üzerinden yüz yıl geçti.” Hazret ona İmamların sayısını ve isimlerini beyan etti ve “İmamların hepsi masum ve mutahhardır” buyurdu.
Bir rivayette İmam Sâdık'ın Şiilerinden Kiram isimli birinin İmam'a (a.s) şöyle dediği geçmektedir: “Şiilerinizden biri (kastettiği kendisiydi) Âl-i Muhammed'in (s.a.a) kâimi zuhur edene dek günlerce oruç tutmaya ahdetti.” İmam Sâdık (a.s) ona şöyle buyurdu: “Madem öyle ey Kiram, oruç tut.” İmam (a.s) rivayetin devamında oruç tutmanın caiz olmadığı günleri Kiram'a açıkladı ve bir konuyu izaha koyuldu: “Allah, İmam Hüseyin'in kanının intikamını onikinci imam olan Hazret-i Mehdi (a.f) eliyle alacaktır.” Bu rivayet, soru soranın zuhuru ne kadar çok beklediğini göstermesinin yanısıra, İmamların da (a.s) insanlarda fereci bekleme psikolojisini diri tutma gayreti içinde olduğunu teyit etmektedir. Bu nedenle bu rivayette Hazret, soru sorana kıyamın zamanının uzak olduğundan bahsetmemekte, bilakis ona ahdini nasıl yerine getireceğini öğretmektedir.
Bazı Şiilerin bu öğretinin ayrıntılarını bilmemesi, İmam Sâdık'ın (a.s) vadedilen Mehdi olduğu beklentisine girmesine yol açmıştır. Bir nakilde geçtiğine göre Ebu Basir, İmam Sâdık'ın (a.s) göğsüne ve omuzuna dokunup inceledi. Çünkü İmam Bâkır'dan (a.s), Kâim'in (a.f) göğsünün ferah ve iki omuzunun arasının geniş olacağını işitmişti. İmam Sâdık (a.s) ona şöyle buyurdu: “Ey Muhammed, babam Allah Rasülü'nün (s.a.a) zırhını giydi. Ama ona uzun geldi. Yerde sürünüyordu. Ben de onu giydim. Bana da uzun geldi. Bu giysi Kâim'e aittir. Allah Rasülü'ne (s.a.a) ait olduğu, onunla sefere çıktığı ve boyu giysiden uzun olduğu gibi.” Bu nakilden anlaşıldığı kadarıyla Ebu Basir, İmam Sâdık'ın (a.s) vadedilen Mehdi olup olmadığını bilmiyordu. Bu nakil, önceki sayfalarda geçen nakle aykırıdır. O rivayette Ebu Basir'in İmamların sayısını ve beklenen kurtarıcının kaçıncı kişi olduğunu gayet iyi bildiği geçmekteydi. Ebu Basir'in ilmî makamı da böyle bir vukufiyeti gerektirmektedir.
İmam Sâdık'ın (a.s) Şiilerinden bir diğeri, kendisine şöyle sordu: “Bizim sahibimiz siz misiniz?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Sizin sahibiniz genç olacak. Ben yaşlandım.” Abdullah b. Atâ, İmam Sâdık'a (a.s) Kâim (a.f) hakkında sordu. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdu: “Allah'a yemin olsun ki kâim değilim. Sizin sandığınız kişi de kâim değil. Bilakis kâim, doğumu gözlerden saklı olacak olandır...” Kastedilen de, Abdullah'ın kâim olmasını beklediği kişi, yani Mansur Abbasî döneminde kıyam eden, Mehdilik iddiasındaki Muhammed b. Abdullah b. Hasan olmalıdır. İmam Bâkır'la (a.s) yaptığı bu konuşmanın benzerini yukarıda nakletmiştik. Anlaşıldığı kadarıyla bu iki rivayet, ya aynı rivayettir ya da bu konuşma, bir kere İmam Bâkır (a.s) ve bir kere de İmam Sâdık (a.s) zamanında olmak üzere iki kere yapılmıştır.
Bazı Şiilerin Ehl-i Beyt'in (a.s) kâimi hakkındaki soruları da onlar açısından Mehdîlik mevzusunun ayrıntılarındaki belirsizliği ifade etmektedir. Bir nakilde Şiilerden birinin İmam Sâdık'a (a.s) “Sahibu'l-emr kimdir?” şeklinde sorduğu geçmektedir. İmam geleceği öngörerek Vâkıfe cereyanını haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: Onlar, benim ölümümden sonra fitneye sürüklenecek ve diyecekler ki: “O [İmam Kazım] kâimdir. Oysa kâim benden yıllar sonra gelecektir.”
Ebu Hadice (Salim b. Mükerrem), İmam Sâdık'a (a.s) Peygamber (s.a.a) hanedanının kâimi hakkında sordu. İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: “Hepimiz birbirimizin ardından ilahî emre kıyam edenleriz. Ta ki tarzı farklı olacak kılıç sahibi gelinceye dek.” Zikredilen rivayetler, ilkesel olarak Mehdîlik meselesi bir yana, onun çoğu detayının İmam Sâdık'ın (a.s) ashabı için belirsiz bir şey olduğunu göstermektedir.