Yazdığı Kur’an’ı Kur’an’la tefsirin mukaddimesi olarak telif edilmiş el-Kur’anu’l-Mecid kitabının müellifi Muhammed İzzet Derveze, Kur’an tarihiyle ilgili meselelerin özellikle son yüzyılda belirsizliğe gömülmesi ve yolunu kaybetmesini oryantalistlerin görüş ve araştırmalarının yaygınlaşmasına bağlar. Onun inancına göre bu oryantalistler, rivayetleri ilmî tenkide tabi tutmaksızın sened ve metin bakımından kullanıma konu etmişlerdir. Bunun yanısıra o, Kur’an serüveninin sahih tarihini edinmede en iyi çözüm yolunun bizzat Kur’an’a başvurmak olduğunu düşünmektedir. Çünkü Kur’an’da İslam Peygamberi’ne (s.a.a), Kur’an’a, vahye ve onun nüzulüne yönelik envai çeşit suçlama ve eleştiri incelenmiştir. Bu nedenle Kur’an tarihinde ele alınmış meseleleri araştırmanın en iyi yolu Kur’an’ın metnine müracaat etmektir.
Özetle denebilir ki, Muhammed İzzet Derveze’ye göre Kur’an tarihini incelemek için iki metod vardır:
1. Kur’an tarihiyle ilgili hadislerin sened ve metin bakımından ilmî tenkidi
2. Kur’an tarihi ve vahyin nüzulüyle ilgili meselelerde Kur’an metnine başvurulması
4. Kur’an İlimlerinde Kelam İlmindeki Metodların Kullanımı
Kelam, dinî öğretilerin rasyonel savunmasını üstlenen bir ilimdir. Bu bakımdan bu ilmi tanımlarken şöyle denmiştir: Kesin deliller üzerinden dinî inançlara ilişkin ilimdir.
Bu tanıma göre kelamın, âmme ve hâsse nübüvvet ve bununla ilgili meselelerle uğraştığı ortadadır. Bunun yanısıra peygamberlere geler vahyin niteliğinin açıklanması, Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) vahyin nasıl nazil olduğu, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) risaletini ispatlayan mucizenin, yani Kur’an ve onun mucize boyutlarının beyanı, Kur’an’ın meydan okuyuşu ve karşıtlarını rekabet sahasında acze düşürmesi, Kur’an’ın tahrif edilemezliği de, Kur’an ilimleriyle de ortak yönü bulunan kelam bahisleri arasındadır. Çünkü vahyin niteliğinin ve Kur’an’ın mucize boyutlarının açıklanması Kur’an ilimlerinin aslî görevlerindendir. Öte yandan Kur’an ilimlerinin kapsamlı ve tartışmalı bahislerinden biri olan muhkem ve müteşabih konusunda da kelam ilmi bariz biçimde sahnededir. Zira Kur’an’ın müteşabihleri ve muhkemlerini incelenirken Eş‘arilik, Mutezile, İmamiye, Maturidiye, Keramiye vs. gibi çeşitli kelam fırkaları ve onların bu grup ayetler karşısında nasıl davrandıkları ele alınmaktadır. Buna ilaveten, kelam ilmi açısından Kur’an Allah’ın sözü ve vahyin sesidir. Bu nedenle kelam tartışmalarının başladığı ilk günlerden itibaren Allah’ın kelamı olarak iki açıdan tartışma ve polemiğin konusu yapılmıştır: İlahî kelamın kadim mi, yoksa hâdis mi olduğu ve Kur’an’ın icazı.
Birinci tartışmanın mevzusu, Kur’an’ın, yani Allah’ın kelamının ezelden beri var mı olduğu, yoksa sonradan mı ortaya çıktığı meselesidir. Sonuç itibariyle, Kur’an acaba Allah’ın sıfatları kategorisine mi aittir, yoksa fiilleri kategorisine mi? Bu tartışma her ne kadar kelam ilminin tarihinde maceralı bir polemiği ifade ediyorsa da tefsir açısından inkar edilemez bir etkiyi harekete geçirmektedir. Allah’ın kelamının ezeli mi olduğu, yoksa sonradan mı yaratıldığı etrafında beyan edilen muhtelif görüşler, tefsir metodunda farklılıklar meydana getirmiştir.
İkinci tartışma, yani Kur’an’ın icazı meselesi, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) peygamberlik ve risaletinin doğruluğuna ilişkin delil olarak ve Kur’an-ı Kerim’in meydan okuyuşu itibariyle sürekli gündemde olmuştur. Bu görüşe göre Kur’an, İslam’ın en önemli itikadî ilkesini, yani İslam Peygamberi’nin (s.a.a) nübüvvetini ispatlamak için inceleme konusu yapılmıştır. Kur’an’ın mucize oluşunun çeşitli boyutlarının ispatlanmasıyla da kelamın maksadı hasıl olmuştur.
Bu kelamcı bakışta Kur’an’ın tefsir boyutu akılcı ve kelamcı istidlal temeline oturtulmuş, Kur’an’ın icazına ilişkin muhtelif ayetlerin ifade ettikleriyle kanıtlanmış ve bundan kelama ait sonuç çıkarmaya girişilmiştir. Gerçekte kelam sahasında çalışan bir araştırmacı bu doğrultuda bir müfessir gibi hareket ederek maksadına ulaşmada belli bir stratejiden faydalanmış olmaktadır. Lakin Müslüman mütefekkirler ve âlimler, Kur’an’ın mucize olduğu sonucuna varma ve İslam Peygamberi’nin (s.a.a) risaletinin doğruluğunu ispatlamayı Kur’an yoluyla yapmakta görüş birliği içinde olduklarından, kelamcıların tefsir usülü ve prensiplerine ilişkin polemiği uygun bulmamış ve neticenin sıhhati bakımından onların tefsir metodunu incelemeye girmemişlerdir.