Kelamcılar, mezhebî ve itikadî tartışmalarda Kur’an’a ve kavramlarına fazlasıyla muhtaçtılar. Kendi iddialarını ispatlar ve muhaliflerinin inançlarını reddederken Kur’an ayetlerinden en önemli polemik aracı olarak yararlanıyorlardı. Mesela Eş’ariler ile Mutezile arasındaki kelam tartışmasında ilk sözü Kur’an tefsiri söylüyor ve taraflar, başarılı olmak için tefsirin yürürlükteki tüm metod ve tekniklerinden yararlanıyorlardı. İslam’da yasaklanmış olmasına rağmen reyle tefsirin yaygınlaşmasının sebeplerinden biri, muhtelif kelam mezhepleri arasındaki polemik konularının şiddetli ihtiyacı olmuştur. Hiç kuşku yok, Kur’an, tefsir olmaksızın bu ihtiyacı karşılamak için yeterli değildi. Bu nedenle kelam mezheplerinin sahipleri ayetlere istinat ederek akıllarındaki manayı ona yüklüyor ve kelam tartışmalarında bunu kullanıyorlardı. Fakat tartışmanın tarafları Kur’an ayetlerini önceden oluşmuş zihniyetlere göre akıllarına estiği gibi tefsir ettiğinden kelam tartışmasında Kur’an’a başvurulması fayda sağlamıyordu. Bu noktayı İmam Ali (a.s), hükümet meselelerinde siyasi ihtilaf ve tartışma çıktığı sırada ve İbn Abbas’ı diyalog için gönderdiği Haricilerin isyanı esnasında hatırlatmıştı: Hariciler gibi bir cemaate karşı Kur’an ayetleriyle mücadele hiçbir olumlu sonuç vermeyecek ve her iki taraf da Kur’an aracılığıyla kendi düşüncesini ortaya koyup birbirinin sözünü reddedebilecektir.
“و لا تخاصمهم بالقرآن فانه حمال ذو وجوه تقول و یقولون” Bu söz, arada husumet olduğu sürece farklı tefsirler yoluyla uzlaşmaya varmaya imkan bulunmadığı anlamına gelmektedir. İmam Ali (a.s) Kur’an’ı tavsif ederken şöyle buyurur:
“انما هو مستور بین الدفتین لا ینطق بلسان و لابد له من ترجمان”
İmam Ali’nin (a.s) bu cümlede kastettiği, Kur’an’ın kendi lisanı bulunmadığı ve ancak onu anlayan insanın fikir ve lisanıyla tecelli ettiğidir. Fakat İmam’ın (a.s) bu sözü, herkesin her düşünce ve önyargıyla Kur’an’ın tercümanı ve dili olabileceği anlamına gelmez. Aksine herkesin kendi düşüncesini Kur’an’la şekillendirmesi ve dilinden Kur’an’ın dökülmesi gerektiği manasını ifade eder. Gözü ve hatta kulağı Kur’an ile mana bulmalı ve Kur’an bütün idrak araçlarında tecelli etmelidir. Bu nedenle İmam (a.s) şöyle buyurur:
“کتاب الله تبصرون به و تنقطون به و تسمعون به و ینطقون بعضه ببعض”
İmam Ali’nin (a.s) meşhur “ذلک القرآن فاسطنتقوه و لن ینطق لکن اخبرکم عنه” cümlesindeki ifadenin örneklerinden biri, Kur’an’la konuşan herkesin kendine göre cevabını bulacağı kelam polemikleridir. Bu sebeple net ve düzgün bir kriter olmaksızın hak ve bâtıl Kur’an’dan çıkartılamaz. Bunu söyleyen, Kur’an’ın hakikatini bildiren ve Kur’an lisanıyla konuşan İmam’dır.
Kur’an İlimlerinde Kelam İlmindeki Metodlardan İstifade Tarzı
Kur’an ilimleri sahasının üstatlarından birçoğu, kelam ilmini de müfessirin ilmî öncelikleri listesine eklemiş ve kelamın bahis ve mevzularından haberdar olmayı müfessir için zaruri görmüştür. Bu görüşe göre kelam ilmindeki Allah’ın sıfatları, adalet ve diğer meseleleri tam bilmeden Kur’an tefsirine kalkışmak, ilkeyi sağlamlaştırmadan detaya girmek gibidir. Onlara göre bu ihtiyaç, bu ilmin Kur’an’daki itikadî ayetleri -Kur’an’ın dikkat çekici bölümünü oluşturur- izahta etkili rol oynaması nedeniyledir.
Kur’an’ın itikadî ayetlerinin incelenmesi ve daha fazla izah edilmesinin önemi, bazı müfessirlerin, kendi tefsirlerinde bu ayetleri açıklayıp tefsir etmesine ilaveten ayrıca bu grup ayetler etrafında bağımsız eserler yazmasına ve Müteşâbihâtu’l-Kur’an veya el-Esma ve’s-Sıfât vs. başlıkları altında kitaplar kaleme almasına sebep olmuştur. Aşağıda Kur’an ilimlerinde kelam metodlarının kullanıldığı durumlardan önemlilerine değinilmektedir.