Binaenaleyh Allah Teala, fiillerini insanın irade ve amelleri vesilesiyle gerçekleştirmektedir. Tek bir olayın gerçekleşmesi, birçok şart ve sebebin bir araya gelmesine bağlı olabilir ve bu şart ve sebeplerin toplamı söz konusu olayın yeter sebebi sayılır. İşte bu sebep ve şartlardan biri de insanın eylemleridir. Demek ki örneğin dua, bazı işlerin Allah tarafından gerçekleşmesi için bir şart yahut sebep olarak görülebilir. Felsefeci sadece şöyle der: Her şeyin bir nedeni vardır. Lakin her bir şeyin kendine özgü sebebini incelemek ve aralarındaki ilişkinin türünü belirlemek felsefecinin işi değildir. Felsefede doğal sebep ve nedenler iki türe ayrılır: a) Doğal ve olağan sebepler b) Doğal ve olağanüstü sebepler. Olağanüstü olaylar, duanın kabulü, mucize ve keramet gibi olaylar ikinci türdendir. Bu demektir ki duanın kabulünün sebebi doğal olmakla beraber olağanüstüdür. Yeter sebep, diğer bütün şart ve sebeplerin toplamından ibarettir. Bunlardan biri de dua eden şahsın ruhunun kemal düzeyidir. Bu demektir ki dua eden şahsın ruhu, duanın kabulünde etkin bir rol sahibidir ve örneğin duanın konusunun gerçekleşmesi, yağmur yağması yahut bir belanın define sebep olabilir. Fakat bu etkinin nasıl gerçekleştiği, tıpkı ruhun bedene etkisi, ruh ve zihnin dış dünyaya etkisinin keyfiyeti gibi tam olarak açık ve net değildir.
Dünyaya yüz çevirmek, züht, Allah’ın Evi’ni ziyaret, doğru bir inanca sahip olmak, yüce âlemler üzerine tefekkür edip ünsiyet kurmak, zulüm ve günahlardan sakınmak, sadaka vermek ve benzeri tüm ameller nefsin kemale erişmesinde etkili olup insanın maddi âlem üzerinde tesirde bulunmasına sebep olurlar.
Tüm bunlara ek olarak tecrübe olunmuş ve sayısız kez bizzat yaşanarak karşılığı müşahede olunmuş duaların varlığı da bir diğer kanıt olarak görülebilir.