3- İbnu Sinaya Göre Dua

04 December 2025 21 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 5

İbn-u Sina’nın fikirlerinin hem yorumcu hem de eleştirmeni olan Fahr-i Razi şöyle der: “Bazen, ruhun tasavvur ettiği şeyler, arada hiçbir maddi ve cisimsel sebep olmaksızın da bazı olayların ortaya çıkmasına sebep olur. Örneğin üzüntü, keder ve öfke bedenin hararetinin yükselmesine veya yüksek bir duvar üzerinde yürüyen bir insanın düştüm düşeceğim endişesi gerçekten düşmesine sebep olur. Ayrıca hastalık takıntısı hastalığa, sağlıklı olduğu inancı insanın gerçekten sağlık bulmasına sebep olur. Dolayısıyla güçlü bir ruhun, elde etmiş olduğu güç ve kudret sebebiyle kendi bedeni üzerindeki etkin rolünün yanı sıra diğer bedenler üzerinde de etkili olması, bazı etkileşimler sonucu bir hastanın iyileşmesine sebep olması yahut bir hastanın şifa dileği üzerine şifaya vesile olması, yağmur duası akabinde yağmur yağması, beddua ve laneti neticesinde deprem ve tufanların gerçekleşmesi veya cansız bir nesnenin canlıya, canlının da cansıza dönüşmesi asla garipsenmemelidir. Tüm bunların bir diğer kanıtı da içi garaz dolu birinin bakışlarının, karşısındakinin davranışlarının değişmesine sebep olması; yani nazar değmesidir.” İbn-u Sina da mucize, keramet, sihir, duanın icabet bulması, nazar, uzun ömür gibi olay ve olgular hakkında ruhun rolünü bu çerçevede değerlendirmektedir. Sevinç, hüzün, ıstırap, lezzet, arzu, raks ve benzeri duygu ve davranışların tümü ruhun beden üzerindeki etkisiyle alakalıdır. Aynı şekilde vahiy, gayb ilmi ve kerametler de bu doğrultuda değerlendirilmektedir. Zira zihin ve nesnel dünya arasında bir bağ vardır ve karşılıklı etkileşim içerisindedirler; zihin dış dünyayı, dış dünya da zihni etkiler.

Peygamberlerin ruhları, kemal mertebesine eriştiğinden dolayı onlar maddi evren üzerinde etkide bulunabilir, örneğin bir maddeyi mevcut formundan arındırıp başka bir forma büründürebilirler. Nitekim mucizeler bu şekilde gerçekleşirler. Bu mertebede bir insan, saf ve berrak bir gökyüzünü bir anda yoğun bulutlarla doldurabilir ve tek bir işaret ve emirle yağmur yağdırabilir. Allah’ın hidayet nuru, bir peygamberin zatının özüne doğduğunda ve bu vesileyle onunla bağını sımsıkı koruyabilenlere yansıdığında bu şahıslar da kâinat üzerinde tesirde bulunabilirler. Binaenaleyh duanın kabulü için tevessül, yani peygamberler ve feyiz vasıtalarıyla irtibat kaçınılmazdır. Sözün özü, yer ve gökteki bütün cisimler, bu mertebedeki bir insan karşısında itaatkar ve boyun eğer bir konumunda bulunup mülk ve melekut âlemlerindeki bütün kuvveler onun fermanına amadedirler. Bu demektir ki bu makamdaki bir zat, hastalara şifa verebilir ve aç yahut susuz bir insanı doyurabilirler. Allah’ın halifesi olan insanoğlu kemal derecesine eriştiğinde duası icabet olunur ve o her bakımdan ilahi bereketlere mazhar olur. Dolayısıyla bu mertebedeki bir insanla irtibatta olan her insan da bu bereketlerden nasiplenir.

Buraya kadar anlattıklarımızdan çıkan sonuç: İbn-u Sina’ya göre dua, sadaka, mucize, keramet, ziyaret, lanet, beddua ve benzeri tüm etkenlerin kaynak ve sebebi tek bir şeydir. Ayrıca zulüm, sihir, tılsım ve benzeri vesilelerle insanlara zarar veren yahut yoldan çıkmalarına sebep olan bir insanın ruhu da madde âlemini olumsuz bir şekilde etkiler kötülük ve çirkinlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Tüm bunların anlamı şudur: Hayırsever ve iyi bir ruh dua, sadaka ve benzeri yollarla; şirret ve alçak bir ruh ise zulüm, sihir ve günahları vesilesiyle madde âlemi üzerinde bir etkiye sahiptir.

Eğer insan ruhu sevinç ve mutluluk duyduğu anlarda bedenin güçlü bir şekilde hararet bulmasına sebep oluyor ve birçok acı ve sıkıntının izale olmasına sebep olabiliyorsa; eğer güçlü bir soğuma anında üzüntü ve korku sebebi veya hastalık ve ölüm nedeni olabiliyorsa yahut bir başka insanın bir başka insanın mutluluk ve sağlık ya da hastalık ve ölümüne neden olabiliyorsa bittabi Peygamberlerin ruhları da aynı etki gücüne sahip olabilir ve diğer insanların büyük değişimler yaşamalarına yahut deprem, yıldırım, tufan ve benzeri tabiat olaylarının vukuu ya da önlenmesine sebep olabilirler.

Dua ve sadaka yahut zulüm ve günah gibi insani iş ve eylemler, Allah Teâlâ’nın filleri üzerinde hiçbir etkiye sahip olamazlar. Tüm bunlar, Allah’ın kaza ve kaderi gereği gerçekleşen olaylar olup sadece maddi âlem üzerinde etkili olabilirler.

Muhakkik İci ve Mir Seyyid Şerif Curcani, İbn-u Sina’nın bu görüşünün açıklamasında şöyle derler: “İnsan ruhu soyut bir varlık olduğundan, madde âlemiyle ilişkisini azaltıp zahitçe yaşayarak dünyaya yüz çevirme eğilimi taşıdığında soyut varlıklar ve semavi ruhlarla irtibat kurabilir ve onlara benzeyebilir. Semavi ruhlar, içinde yaşadığımız madde âlemindeki olaylar üzerinde etkin bir konumda bulunduklarına göre feleklerin ruhlarıyla irtibat kurabilen bir insan da aynı etki gücüne sahip olabilir.” Gaybi ilimler, mucize ve kerametler de bu doğrultuda değerlendirilmektedir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar