Bunun da iki nedeni vardı: Birincisi, İbn Alkamî Moğolların sayısal üstünlüğünü ve savaşçı yapılarını göz önünde tutarak onlarla savaşmaya karşı çıkıyor ve barış istiyordu. İkincisi, İbn Alkamî İmamî idi ve Kerh'teki Şiî mahallesine saldırıp katliam yapan Abbasî kumandanı Devatdar'ın elinden daha yeni kurtulmuştu. Bu iki nedenden ötürü daha sonraları İbn Alkamî'nin Hülagu ile mektuplaştığı ileri sürülmüştür.
Nasıruddin Tusî ve İbn Alkamî'nin dışında Irak'ın önemli Şiî âlimlerinden İbn Tavus da bu dönemde yaşamıştı ve Abbasî halifeleri Mustansır ve Mustasım ile iyi ilişkiler kurmuştur. Ancak iyi ilişkilerine rağmen Alevîlerin nakipliği gibi herhangi bir resmî görevi -tüm ısrarlara rağmen- kabul etmemiş, ancak Bağdat'ın fethinden sonra ilgi görmüş ve Alevîlerin nakipliği görevini zorla da olsa kabul etmişti. İbn Tavus, Moğolların gelişinden sonra, kendisinin de ifade ettiği üzere, kendisinin, ailesinin ve dostlarının canını korumak amacıyla Moğollarla irtibat kurdu. İbn Tavus bu irtibatı sayesinde yalnızca Hılle halkı için değil çok sayıda Bağdatlı yakını için de amanname almaya muvaffak olmuştur.
İbn Tavus iki yerde bu konuda açıklama yapar:
el-İkbal'inde (s. 587) Moğolların Bağdat'a girdiği esnada kendisinin Muktediyye'de bulunduğunu, sultanın, yani Hülagu Han'ın izniyle bin kişiyle birlikte Hılle'ye gittiğini ve bundan dolayı Allah'a şükrettiğini yazar. O günün (18 Muharrem 656, Cumartesi), İmam Ali'nin halk arasında bilinen hadisinde tasvir ettiği gibi, Abbasî Devleti'nin zeval günü olduğunu söyler.
Aynı eserde (s. 588) aynı yılın Safer ayının onunda Arzın Meliki Hülagu'nun karşısında hazır bulunduğundan söz eder. Bu inayet sayesinde kendisi, ailesi, birçok yakını ve kardeşleri için aman alabilmiştir. İbn Tavus bu günün kendisi için bayram olduğunu ve şükrünü eda etmenin üzerine farz olduğunu ifade eder. İbn Tavus, bu ifadeleriyle torunlarının bu günün önemini bilmesini ister gibidir.
İbn Tavus-Hülagu ilişkisiyle ilgili olarak bir olaydan daha bahsedilir. İbn Tiktika şöyle yazar: “656 yılında Sultan Hülagu Bağdat'ı fethettiğinde ulemadan âdil kâfir sultanın mı, yoksa Müslüman zalim sultanın mı daha faziletli olduğunun sorulmasını ister. Daha sonra sorunun cevabını almak için ulemayı Mustansariye'de bir araya toplar. Fetvaların açıklanması zamanı geldiğinde âlimler çekimser kalırlar. Saygın ve öncelikli bir zat olan Razıyuddin Ali b. Tavus da meclistedir. Âlimlerin çekimser kaldığını görünce kâğıt kalem alır ve âdil kâfir sultanın zalim Müslüman sultandan daha faziletli olduğunu yazar. Ardından diğer ulema kendi görüşlerini bildirirler.” (el-Fahri fi edebi's-sultaniyye, s. 17)
İbn Tavus el-İkbal'inin bir başka yerinde (s. 599)Batainî'nin kitabında İmam Sadık'tan (a.s) Abbasîlerin düşüşünden sonra Ehlibeyt'ten âdil bir şahsın ümmet-i Muhammed'e (s.a.a) hükümet edeceğine, ardından Kaim'in zuhur edeceğine dair bir rivayet gördüğünü yazar. (Nasırüddin Tusî-Moğollar ilişkisine dair bkz: Etan Kohlberg, Kitabhane-i İbn Tavus, s. 29-33.)
Mezhep çatışmaları ve Moğolların fetihlerinde mezhep çatışmalarından faydalanmaları