Şu hatırlatmada bulunmakla başlayalım: Moğolların İslam dünyasına saldırıları ve bu saldırıların nedenleri tarihsel açıdan açıktır. Abbasî halifesi Moğollardan Harzemşahları devirmek için Doğu'ya saldırmasını istediği tarihçilerin gözünden kaçmamıştır. Fakat bu talebin çok da önemi yoktur. Moğol saldırısının kendine has yöntemi ve nedenleri vardır ve bunlar ne Şiîlikle ne de Sünnîlikle, ne Alamut'la ne de Abbasîlerle ilişkilendirilebilir. Bu noktada karar merci ne Nasiruddin Tusî'dir ne de Cüveynî hanedanı. Nüfusu artmakta olan göçebe bir kavim uzak Doğu'dan zengin Batı Asya'ya akın etmiştir. Aynını Selçuklular da yapmıştır; aralarındaki fark Selçukluların Müslüman olmasıdır. Akıncı Moğollar savaş, hatta siyaset usulüne aşinaydı ve yol boyunca her türlü araçtan faydalandı. Şiî, Sünnî veya sufi İranlı birçok seçkin Müslüman Moğol sarayında kabul gördü. Birçoğu da öldürüldü. Moğollar adım adım ilerledi. Bağdat'a saldırdıklarında ilk akının üzerinden kırk yıl geçiyordu. Moğollar yalnızca Bağdat'ı fethetmek niyetinde değildi; ardından Şam'ı ve Mısır'ı da almak istiyordu, ancak başarılı olamadı. Moğol saldırısının her aşaması kendine has yönteme, araca ve bahaneye sahiptir. Bunlardan biri mezhep tartışmalarıydı; elbette bunun sanıldığı gibi bir önemi yoktu. Faydalandığı asıl şey hilafet merkezi ile Harzemşahlar arasındaki tartışmaydı. Asıl can alıcı husus da buydu. Moğol tacirlere yönelik saldırı gibi başka birtakım nedenler de akınların başlangıcında önemli addedilmiştir. Ancak bütün bunlar bahane olmaktan öte bir şey değildir. Kaynaklarda Moğolların Hanefî-Şafiî, Şiî-Sünnî ihtilaflarından faydalandığına dair rivayetler mevcuttur. Bu rivayetlerden ilginç bir tanesiyle Habibü's-Siyer'de karşılaşırız: “Cengiz Han'ın emri üzerine Cebe Noyan ve Sübütay Bahadır'ın Harzemşah'ın peşinden gitmesi ve İran vilayetlerinden bazılarının yağmalanması hakkında… Sübütay Tus'a gidip birçok insan öldürdü… Cebe Noyan Mazenderan'da birçok kabileyi yok etti… Rey'e doğru yola çıktı ve Sübütay ona kavuştu. O dönemde halk arasında mezhep farklılığından kaynaklanan ciddi taassuplar vardı. Bu yüzden Şafiîler Moğolların yaklaştıkları haberini aldıklarında onları karşılamaya çıktılar. Cebe ve Sübütay'ı yarısı Hanefî olan halkı öldürmeye teşvik ettiler. Onlar da önce Hanefîleri kılıçtan geçirdi, sonra da kendi vatandaşlarının kanına kast edenlerden ne gibi bir iyilik beklenir diyerek Hanefîlerin ardından Şafiîleri öldürdüler. Sübütay Rey'den Kazvin'e gitti, Cebe ise Hamedan'a doğru yola çıktı. Kum'a vardığında Sünnî halkın kışkırtmasıyla oranının halkını katletti. Sonra Hamedan'a yaklaştığında vali Mecdüddin Alauddevle Alevî ile barış imzaladı…” (Tarihu Habibü's-Siyer, c. 4, s. 33)
Kitabı Tabakat-i Nasırî Şiîleri suçlama konusunda başvuru kaynakları arasında yer alan Cüzcanî naklettiği bir rivayette Kazvin'in önde gelen âlimlerinin İsmailîleri öldürmesi için Mengü ile görüştüklerinden söz eder. Cüzcanî kitabının “Mülhidlerin -Allah'ın laneti üzerlerine olsun-temizlenmesi” başlıklı bölümünde şöyle yazar: “Şehre ordu çıkarmasının ve mülhidlerin merkezi olan kalelere asker göndermesinin sebebi, Hasan Sabbah -Allah lanet etsin- zamanından beri, başından itibaren oraların mülhidlerin merkezi olmasıydı. [Hasan Sabbah] Kanunu dalalet üzere bina etmiş, Alamut Kalesi'ni kurmuştu… Kaleyi satın alıp hisarı yapmış ve kalenin imareti ve hazinesi için hesapsız mal harcamıştı. Bu hisar Kazvin şehri yakınlarındaki bir dağın üzerindedir. Kazvin şehri sakinleri ise Sünnet ve Cemaat kaidesi üzeredir; mezhepte pak, itikadda saftır. Mülhidlerin dalaletleri yüzünden halk daima çatışma ve savaş halindedir… Kazvinliler ile Alamut Kalesi sakinleri arasında her gün bir savaş vuku bulurdu. Bu, Cengiz Han'ın hurucuna dek böyle devam etti. Moğollar Irak'ı ve Cibal'i istila ettiklerinde, sıddık imam ve tahkik ehli âlim Kadı Şemseddin Kazvinî birkaç kez yolculuğa çıkmış, vatan özlemine tahammül ederek Mengü ile görüşmüş, mümkün olduğu şekilde ondan yardım talep etmiştir. Bir kez daha İslam memleketlerinde mülhidlerin şerri ve fesadı ortaya çıkınca yazıldığına göre Müslümanlık salâbetiyle, dinden aldığı güçle (Mengü Han'a) ağır sözler söyledi; öyle ki padişahlık gazabı ve tekebbürü Mengü Han'a musallat oldu. Kadı Şemseddin, Mengü'nün padişahlık kudretini küçümseyici sözler sarf etmişti. Mengü: ‘Kadı memleketimizde ne gibi bir aciz müşahede etmiştir de böylesi hayret verici sözler söylemektedir?' diye sordu. Şemseddin: ‘Mülhid bir cemaatin kaleler inşa etmesi aciz göstergesi değil midir? Bu cemaatin dini İslam ve Moğol dininin hilafınadır. Sizin devletinizin zayıflamasını beklemektedirler; böyle bir şey olduğunda dağlardan inecek, kalelerinden çıkacak ve Müslümanların geri kalanını yok edecekler, İslam'ın izi kalmayacak.' Bu sözler Mengü'yü kışkırttı; emir verdi kaleleri, mülhidlerin beldelerini ve Alamut dağını…” (Tabakat-ı Nasırî, c. 2, s. 182)
Şiîlerin suçlanması