Şii filozoflar ve kelamcılar, tevhid-i ef'alîde, Allah'ın işleri gerçekleştirirken müstakil olduğu ve başkalarının yardımına ihtiyacı bulunmadığı inancındadır. Bu inanç, araç ve vasıtaların bağımsız etkisini reddetme manasındadır, onların tesirini ilkesel olarak reddetme değil. Yani onların varlığı ve etkisini esas itibariyle Allah, irade ve var etmiştir. Bundan dolayı onların tesiri vardır, ama bu etki bağımsız değildir. Aksine Allah'ın iradesiyledir.
Fakat âriflerin görüşüne göre tevhid-i ef'alî, insanın gördüğü ve bulduğu her şey Allah'ın işidir. Her tezahürü Allah varetmektedir. Diğer fâiller araçtan başka bir şey değildir. Yani şu Kur'anî hakikat tecelli etmektedir: “إِنَّ الأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ” (Âl-i İmran 154). (Misbah Yezdî, 1389, s. 277-279).
“Filozoflar da felsefî bahisler yoluyla aşağı yukarı böyle sonuçlara varmıştır. Ama ârifler bu hakikati görür ve bulurlar, sadece bilmezler.” (A.g.e., s. 279).
Allame Tabatabaî'nin Tevhid suresini tefsir ederken açıkladığı (Tabatabai, 1417 kameri, c. 20, s. 387) noktalara dikkat edildiğinde Kur'an'ın tevhid-i ef'alî konusundaki görüşünün şu olduğu anlaşılmaktadır: Kainattaki tüm işlerin mutlak fâili Allah'tır ve onun fâil oluşunda hiçbir ortağı yoktur. Dolayısıyla söylenmesi gereken, tevhid-i ef'alînin kökünün, Hak Teala'nın zâtî tevhidi ve varlığının sınırsızlığında olduğudur. Yani mutlak ve sınırsız varlık, fiilerin fâili de dahil olmak üzere bütün cihetlerde mutlak ve sınırsızdır. Bu cihetlerde sınırsızlık da onda benzersiz ve ortaksız olmasıdır. Nitekim Allah, bu âlemde herşeyin (her fiil ve tezahürün) fâilinin kendisi olduğunu buyurmuştur:
“ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ”
" İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır." (En'am 102).
Bu itibarla sınırsız fâiliyet ve nedensellik, başkasının fâil oluş ve nedenselliğine yer bırakmadığından; öte yandan da vasıta durumundaki mevcudatın varlığı görmezden gelinemeyeceğinden onların varlığı için en iyi ve en net izah, onları Allah'ın mutlak fâiliyetinin tecellilerine rücu ettirmektir. Yani şöyle demeliyiz:
Herşeyde hakiki fâil sadece Allah'tır. İnsan ve dünyadaki etkin doğal sebepler, tamamı Allah'ın fiilinin aynalarıdır. [...] Bu semavî kitabın [Kur'an] bakışaçısıyla sıradan işlerin sureti, zâhiri ve yüzeyi insanla ve vasıtalarla bağlantılıdır. Ama hepsinin siret, bâtın ve hakikati Allah'a aittir. Yani heryerde hakiki fâil Allah'tır:
“فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى”
" (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu)." (Enfal 17). (Cevadi Âmulî, 1378, c. 26, s. 463).
Daha önce hâlikıyette tevhid, mâlikiyette tevhid ve rububiyette tevhidin Allah'ın fiillerde tevhidinin aslî tezahürleri olduğuna değinilmişti.
3.1. Hâlikıyette Tevhid
Kur'an ayetleri itibariyle hâlikiyette tevhid, Allah'ın mutlak yaratıcı olması demektir. Yani Allah Teala'nın varlığındaki sınırsızlık dikkate alındığında bu varlık âlemindeki herşeyin hâlikı Allah'tır. Şeylerin yaratılmasında onun dışındakiler onun yaratıcılığının tecellisi ve aracıdır. Bazı Kur'an ayetlerinden anlaşıldığı gibi, bağımsız olmayan hilkatin Allah'tan başkasına nispet edilmesinin imkanı vardır. (Tabatabai, 1417 kameri, c. 3, s. 199). Allah'ın, kendisini “أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ” şeklinde tanıtması ve Hz. İsa'ya (a) yaratıcılık nispet etmesi gibi.
Kur'an ayetlerinden çıkan sonuç şudur ki, putperest müşrikler, hâlikıyette tevhidi ve onun gereklerini idrak edememişlerse de (A.g.e., c. 16, s. 231) varlık ve kendileri için Allah'ın hâlikıyeti ilkesine inanıyor ve bunu putlara ve diğer kerameti kendinden menkul rablere nispet etmiyorlardı:
“وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ"
"Onlara sorsan: Gökleri ve yeri kim yarattı? 'Allah' diyecekler." (Zümer 38)
“وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ "
"Onlara kendilerini kim yarattığını soracak olsan, elbette 'Allah' diyecekler.” (Zuhruf 87).
Dolayısıyla Allame Tabatabaî, el-Mizan tefsirinde yer yer hatırlattığı ve başkalarının da belirttiği gibi (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 7, s. 291; c. 16, s. 148 ve 231; c. 17, s. 266, 288 ve 345; c. 18, s. 86 ve 127; Subhanî, 1404 kameri, c. 1, s. 320-322; a.g.y., 1373, c. 2, s. 257; Cevadi Âmulî, 1378, c. 8, s. 139 ) çok sayıda ayette geçen hâlikıyette tevhid eğitiminin aslî hedefi onun rububiyette tevhid ve ubudiytte tevhid gibi gereklerinin ispatlanmasıdır. Bu meselenin tespit edilmesi fer'i hedeflerden sayılmaktadır.
3.2. Mâlikiyette Tevhid
Tevhid-i ef'alînin Kur'an'daki tarifine göre mâlikiyette tevhid, Allah'ın mutlak ve sınırsız mâlikiyeti demektir. Yani Allah Teala'nın varlığındaki sınırsızlık gözönünde bulundurulduğunda bu âlemde herşeyin hakiki ve müstakil mâliki Allah'tır. Onun dışındakilerin mâlikiyet sahibi olması ise mecazidir, onun izin ve iradesine bağlıdır.