Aynı şekilde Şuara suresi 109, 127, 145, 164 ve 180. ayetlerde Allah'ın büyük peygamberleri Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb tarafından nakledilmiş “وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ” benzeri başlangıçla rububiyette tevhidi ve onun ardından da uluhiyet ve ibadette tevhidi ispatlamak için “الله” ism-i celali yerine “رَبِّ الْعَالَمِينَ” tabiriyle Allah'a işaret edilmiştir. (Tabatabaî, 1417 kameri,c. 15,s. 296). Bu ispat, farzetme yöntemiyle gerçekleşmiştir.
Kur'an'da mâlikiyette tevhidin bu yöntemle eğitimi için Allah'ın herşeyle, hatta zâhiren insanlara ait mallarla ilgili mutlak mâlikiyeti farzedilmiştir. Şöyle ki, kendi bedelini ödeyip özgürlüğüne kavuşabilmesi için malın zekatının kölelere ödenmesi meselesinde insanın malı Allah'ın malı farzedilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
“وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ”
" Allah’ın size verdiği maldan onlara verin." (Nur 33).
Bu ayette hedef ve muhtevanın Allah'ın mâlikiyetinden bahsetmekle irtibatı yoktur. Fakat zımnen mâlikiyette tevhid eğitimi cihetinde, köleyi özgürlüğüne kavuşturmanın bedelini zekat olarak ona vemek isteyen şahsın malları, net hükümde asaleten Allah'ın malı farzedilmiştir.
Başka birçok ayette de -her birinin aslî muhtevası Allah'ın mâlikiyeti dışında bir mevzudur- göklerin ve yerin mutlak mâlikiyeti Allah için farzedilmiştir. Mesela “قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ (De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisiyim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur.)” (A'raf 158) gibi.
Yine “وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ. صِرَاطِ اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ (Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun. Göklerde ve yerde bulunanların tümü kendisine ait olan Allah'ın yoluna.)” (Şura 52 ve 53) gibi.
Bu ayetlerde Allah'ın mâlikiyetinin farzedilmesi elbette ayetin, kendi aslî muhtevasıyla hiçbir bağı olmadığı ve Allah'ın sıfatları arasından tesadüfen seçildiği manasına gelmez. Bilakis Allah'ın mutlak mâlikiyet sıfatını bu mevkiye yerleştirmek için müfessirler tarafından dikkat çekici bağlar dile getirilmiştir. Mesela Allame Tabatabaî, son ayetin tefsirinde der ki: Bu sıfat peygamberlerin davet yolunun saadete doğru müstakim olduğuna delalet eder. Çünkü herşeyin mutlak mâliki olan Allah, mecranın gayesinin ve yolun sonundaki mutluluğun da mâlikidir. Dolayısıyla nihai saadeti o meydana getirir ve o tayin eder. Peygamberlerden de insanları ona çağırmasını istemiştir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 18, s. 78).
Önceki ayetlerde anlatılan bu metodun kullanılmasından anlaşılan diğer bir eğitim özelliği de farzetmenin zımni ve belirsiz olmasıdır. Yani mâlikiyette tevhid öğretisi, zekat meselelerinin beyanı ve Peygamber-i Ekrem'in (s) bazı özellikleri içinde farzetme yoluyla gerçekleştirilmiştir. Bu özellik, muhatabın, bu öğretiyi farkında olmadan kendi inançlarından bilmesine ve kesin görmesine yolaçar.
4.2. Doğrudan Telkin
Kur'an'da tevhid-i ef'alî eğitiminin ikinci yöntemi, muhtevanın muhataba doğrudan telkin edilmesi metodudur ve tevhid-i ef'alînin üç temel tezahüründ de kullanılmıştır. Önceki metodun ardından gündeme getirilebileek bu yöntemde bir öğretinin farzedilmiş olmasının hakikati, kainatın ve insanın yaratıcısı olarak Allah tarafından doğrudan ona ilka ve tebliğ edilmesidir. Allah'ın mutlak zâtî ve ilmî üstünlüğü bu metodun alabildiğine fazla tesirli olmasının dayanağıdır. Yani Allah tarafından doğrudan insana gösterilip tebliğ edilen hakikat bir insan, hatta bir peygamber tarafından ona gösterildiğinde çok daha fazla etkiye sahiptir.
Bazı ayetlerde rububiyet ve hâlikıyette tevhid işte böyle doğrudan muhataba telkin edilmiştir:
“وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ. ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ "
"Her şeyi yaratmıştır ve O her şeyi hakkıyla bilendir. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin.” (En'am 101 ve 102).
Hâlikıyet ve rububiyette tevhidin öğretiminde bu bariz ve açıklayıcı metodun kullanılmasının sebebi, daha önce müşrikler ve putperestlerin Allah'ın hâlikıyetine temel inancı hakkında anlatılan mesele dikkate alındığında, onların, içinde rububiyette tevhidin de yeraldığı tevhidin bu mertebesinin gereklerine uymaması ve ilah zannedilenlerin rububiyetine itikat etmesidir. Şu halde rububiyette tevhidin onlar tarafından kabul edilmemesi meşrulaştırıldığına göre halikıyette tevhid ilkesini de kabul etmemeleri gerekiyordu. Bu yüzden Allah, rububiyette tevhidin kabul edilmesine zemin hazırlamak için net bir seslenişle onların hâlikıyette tevhid hakkındaki temel inancını bir kez daha onlara hatırlatıp telkin etmektir.