4- Kur'an'da ‘Tevhid-i Ef'alî’ Eğitiminin Yöntemleri

04 December 2025 43 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 11

Bu metod, tevhid-i ef'alînin tezahürleriyle bağlantılı bazı kendine has özellikler taşımaktadır. Mesela Kur'an'da, hâlikıyette tevhid eğitimi verilirken bu tevhid mertebesinin fıtrî olduğuna dikkat çekme, Allah Rasülü (s) ve putperest müşrikler arasında bazı farazi soru cevaplar ortaya atarak gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem beş ayette tekrarlanmıştır. Dört ayette göklerin ve yerin yaratıcısı (مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ) ve bir ayette de onları kimin yarattığı (مَّنْ خَلَقَهُمْ) hakkında farazi soru sorulmuştur. Beş ayetin her birinde Allah, Peygamber'e (s), onların bu farazi soruya cevap verirken yaratıcının ‘Allah’ olduğunu söyleceklerini nakleder.

Allame Tabatabaî, Lokman suresi 25. ayeti izah ederken bu farazi muvahhidçe itirafın onların tevhidî fıtratlarından kaynaklandığını belirtir. Öyle ki gerçekten de böyle bir soru ortaya atılsa sorunun menşeine bakmaksızın bu cevabı vereceklerdir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 16, s. 231).

Putperestlere hitaben bu metodun kullanılmasının sebebi, gereklerini, yani tevhidin diğer mertebelerine, özellikle de rububiyette tevhide itikadı kabul ettirmek için hâlikıyette tevhide fıtraten itikad ettiklerine dikkat çekmektir. Buna göre ve Allame Tabatabaî'nin belirttiği nokta hesaba katılarak, hâlikıyette tevhidi itiraf etmenin fıtrî olduğu, hatta müşrikler ve putprestlerin bile bu gerçeği itiraf ettikleri meselesi, bu metodun, bütünüyle genelleştirilebilecek ve her insan için şablon oluşturabilecek özelliğidir. Yani bu soru ortaya atılıp muhataptan böyle bir cevap alınmakla, dolaylı biçimde, birincisi, onun hâlikıyette tevhidle ilgili aşikar olmayan fıtrî itikadı ona öğretilmiş olmakta ve açığa çıkarılmakta; ikincisi, tevhidin diğer mertebelerinin öğretimine zemin hazırlanmaktadır.

Bu tür soru cevapların ortaya atılması, küçük bir farkla mâlikiyette tevhidin eğitiminde de kullanılmıştır. Bazı Kur'an ayetlerinde Allah, Peygamber'e, yerin ve onun üzerindeki insanların ve genel olarak mevcudatın gerçek mâliki hakkında müşriklere gerçek bir soru sormasını emreder. Sonra da kendisi cevap verme konumuna geçerek, bu soru cevaptan hasıl olacak neticeye göre meadın münkirlerini, insanların yeniden dirilmesi ve meadın imkanı hakkında hesaba çekmesi için Peygamber'e (s) cevabı önceden haber verir. Şu ayetlere bakalım:

“قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ. قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ. قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ"

"De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" (Müminun 84-89).

Önceki ayetlerde geçen üçlü soru cevapların her biri mâlikiyette tevhid hakkındadır. Hatta zâhiren göklerin ve ilahî arşın Rabbi hakkında olan ikinci soru da “Allah” cevabının öngörülmesiyle Allah tarafından Allah'ın rububiyetine değil, onun mâlikiyetine sevkedilmiştir. Çünkü hedef, müşriklerin Allah'ın mâlikiyetiyle ilgili fıtrî itirafı beyan etmektir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 15, s. 59).

Her ne kadar müşriklerin hesaba çekildiği bu soru cevaplarda gözönünde bulundurulan netice, siyak karinesiyle, meadın imkanı ve insanları tekrar diriltmenin Allah'ın hakkı olduğu (a.g.e., s. 56) ise de bu metodun ilkesi, muhatabın Allah'ın mutlak mâlikiyetine fıtrî itikadını beyan etme amacıyla mâlikiyette tevhid eğitiminin yöntemi sayılmaktadır.

Bunun izahı şudur ki, Allame Tabatabaî'nin bu ayetlerin tefsirinde beyan ettiğine binaen (a.g.e.) Allah'ın öngörüde bulunması ve onların zikredilen konulardaki mâlikiyetle ilgili cevabını telkin etmesinin sebebi, Allah'ın mâlikiyetini itiraftan başka çareleri olmamasıdır. Çünkü ortaya atılan soru, yerin ve onun üzerindeki mevcudatın hakikî mâlikiyeti hakkındadır, insan toplumları arasında yaygın mâlikiyete benzer itibarî mâlikiyet değil. Böyle bir mâlikiyet, sonucuyla ilgili mucit sebepten başkası için mevcut değildir ve yeryüzü ile onun üzerindeki mevcudatın mucit sebebi, yahut onların yaratıcısı -hatta müşrikler ve putperestlerin bile itirafıyla- Allah Teala olduğundan, onlar, karmaşık özel bir istidlale ihtiyaç duymaksızın bu durumu dile getirmekte ve ona inanmaktadır. Öyle ki, onların nezdinde aşikar ve aksiyomatik olduğu söylenebilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar