4- Kur'an'da ‘Tevhid-i Ef'alî’ Eğitiminin Yöntemleri

04 December 2025 43 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 11

Bu metodda önemli nokta, sorunun, muhatabı tefekküre sevkedecek şekilde ortaya konmuş olmasıdır. Öyle ki sorunun cevabını bulduğu takdirde soruyu soranın amaçladığı gerçek öğretiye yönlenmiş olacaktır. Bu noktanın önemi o kadar büyüktür ki, muhatabın daha hızlı ve daha rahat tefekkür edebilmesi ve eğitimin hedefe ulaşabilmesi için ekseriya cevap, yukarıdaki ayetlerde olduğu gibi sorunun içine yerleştirilmelidir.

Tefekküre sevketme metodu, soru cevaptan başka yöntemlerle de gerçekleşmektedir. Tıpkı Hz. İbrahim'in (a) (elbette ibadette tevhidi öğretmek için) putları kırdıktan sonra bu işi büyük putun yaptığını söylemesi ve putperestlerden bu konuyu ona sormalarını istemesi gibi:

“قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِن كَانُوا يَنطِقُونَ"

"Dedi ki: Hayır. Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin.” (Enbiya 63).

Burada onları tefekküre sevkeder ve onlar da tefekkürden sonra cansız ve etkisiz heykellere tapmaları nedeniyle kendilerine zulmettikleri sonucuna varırlar:

“فَرَجَعُوا إِلَى أَنفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنتُمُ الظَّالِمُونَ"

"Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurup dediler ki: Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz.” (Enbiya 64).

Sonunda da onları ve mabudlarını kınadıktan sonra bir kez daha “أَفَلَا تَعْقِلُونَ” cümlesiyle onları tefekküre ve akletmeye çağırır.

4.5. İstidlal

Tevhid-i ef'alî eğitiminde tefekküre sevketmenin tamamlayıcı metodu istidlal yöntemidir. Bir itikat için tefekkürden hasıl olan derunî sağlamlaştırmanın yanında istidlal de haricî sağlamlaştırmayı sağlar.

Basit istidlaller -Kur'an'da çokça kullanılmıştır- genel muhatabın eğitiminde ikna özelliğine sahip en iyi metodlardan biridir ve Allah'ın peygamberlerinin davetinde aslî yöntemler arasında sayılmaktadır. (Hüseyinzade, 1377, s. 69-74). Mesela Allah Kur'an'daki ayetlerden birinde umuma hitap ederek muhatapları, kendisinin verdiği nimetleri ve rızıkları hatırlamaya çağırır. Râzık ve hâlikın birliğini ispatlayarak hâlikıyette tevhidi basit zımnî istidlalle öğretir:

“يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ"

"Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı?" (Fatır 3).

Her ne kadar Allame Tabatabaî'nin görüşüne göre bu ayetin asıl hedefi rububiyet ve uluhiyette tevhidi öğretmek ise de istidlal yoluyla hâlikıyette tevhidin eğitimini de fer'i hedef olarak ayete nispet etmek mümkündür. Allame'nin belirttiği gibi, “هَلْ مِنْ خَالِقٍ” kısmı, o şeyin ihtiyaç duyduğu kemalat, evsaf ve erzakı vermenin bu ayetteki ikinci kanıtıdır. “Kemali arayan şeye kemalat lütfetmek, itibarî ve sözleşmeye dayalı değil, tekvinî bir durum olduğundan, kemale erdiren o şey ile onun varoluşsal kemali arasında bağ kurarak kemale erdirme ve eğitme birbirine eşittir. Belli bir şey için kemalin yaratılmasının kendisi de bir tür yaratılıştır ve sonuçta herşeyin Rabbi onun yaratıcısıdır.” (Cevadi Âmulî, 1378, c. 2, s. 363). Aynı cihetle Kur'an'da şöyle geçmektedir:

“إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الأَمْرَ مَا مِن شَفِيعٍ إِلاَّ مِن بَعْدِ إِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ "

"Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?” (Yunus 3).

Bu ayet-i şerifede rab, hâlik ile aynı şey olarak tanıtılmıştır. Yani rububiyet ve hâlikıyetin aynı şey olduğu belirtilerek bu yolla rububiyette tevhid öğretilmiş olmaktadır. Allame Tabatabaî, “أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ” cümlesinin sonundaki “tezekkür”ü -ayetin hedefi telakki edilebilir- rabbin aynı zamanda hâlik olduğu hakikatine fikrî intikal olarak tefsir etmiştir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 10, s. 10).

Kur'an'da rububiyeti ispatlamak için Allah'ın hâlikıyetine istidlalin diğer bir türü, bu ikisinin birbirinin icabı olduğuna istidlaldir. Rububiyet ile hâlikıyetin birbirinin icabı olması, bu yaratıcının aynı zamanda rab de olabileceği demektir. “Hiçbir şey yaratmamış, hiçbir çeşit tekvinî hakimiyet ve hakikî mâlikiyete sahip olmayan, böyle olunca da onun derunî cihetlerinden, hedef, fayda ve zararından haberi bulunmayan bir kimse onu nasıl yetiştirip idare edebilir ve kemale erdirebilir? Bu iş, yani yetiştirip idare etme, yalnızca o şeyi yaratan, ona mâlik olan, onun derunî ve haricî tüm cihetlerine vakıf bulunan kimsenin kadir olabileceği bir şeydir. Bu da hâlik ve mâlik Allah'tan başkası değildir.” (Cevadi Âmulî, 1383, s. 426).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar