4- Kur'an'da ‘Tevhid-i Ef'alî’ Eğitiminin Yöntemleri

04 December 2025 43 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 11

Bazı müfessirler, ortaya soru atma ve cevabı telkin etme metodunun, mevzuları derleyip telkin etme ve muhataba açık ve somut istidlaller sunmada estetik ve belagatli yöntemlerden biri olduğunu belirtmiştir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 7, s. 26; Musevi Sebzivari, 1431 kameri, c. 13, s. 92). Taraflar için cevabın bu denli bariz olması nedeniyledir ki bu metodda soruyu soran, karşı tarafın cevabını beklemez ve cevabı beyan eder. Aslında telkin eder. Gerçekte o, bu cevaptan başka bir sonucun doğmasını ister. Bu yüzden başlangıçta zâhirî bir soru cevapla muhatabın cevabı ikrar ve itirafını aleni yaparak aslî istidlali ona dayandırmıştır.

4.4. Tefekküre Sevketme

Kur'an'da tevhid-i ef'lî eğitiminin sonraki metodu, muhatabı tefekküre sevketmedir. Genellikle muhatap için cevabı verilmemiş soru oluşturma ve onu cevabı bulmaya sevketme şeklinde gerçekleşen bir yöntemdir. Sual ve istifham oluşturma, muhatabın tefekkür etmesine ve soruyu soranın istediğine olabildiğince çok dikkat vermesine zemin hazırlayacaktır. İnsan bir şeyi tefekkürle idrak ettiğinde ona derunî sağlamlık bahşetmesi sayesinde kolayca elden kaçırmayacaktır. Bu yöntem, Kur'an-ı Kerim'de anlatılan peygamberlerin (a) davetinin en temel metodlarından biridir. (Hüseyinzade, 1377, s. 56).

Bu metodla ilgili bazı ayetlerde hâlikıyet ve rububiyette tevhid öğretimi için tek hâlikın kimi mahluklarına işaret edildikten sonra müşriklerin mabudlarının yarattıklarıyla ilgili soru ortaya atılmış ve bu yolla onlar tefekküre zorlanmıştır:

“خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ. هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ "

"O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.” (Lokman 10 ve 11)

Bu ayetlerin aslî muhataplarının Allah Teala'nın yaratıcılığında tereddüt bulunmayanlar olduğu dikkate alındığında bu sorunun ortaya atılmasının ana hedefi, bu meselede tefekkür ederek rububiyet ve uluhiyette tevhide yönlendirilen ve mabud sandıkları şeylerin rububiyetine itikattan ve onlara ibadet etmekten vazgeçirilenler olmaktadır. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 16, s. 211-212). Çünkü mahluku olmayan bir varlığın idaresi de yoktur ve ibadet edilmeye de layık değildir.

Fakat her halükarda Kur'an'ın diğer muhataplarına da hâlikıyette tevhid eğitimi için bu ayetlerden yararlanılabileceğine kuşku yoktur. Çünkü rububiyette tevhid, hâlikiyette tevhidle katman katmandır. Öyle ki bu ayette tedbir ve idare, yaratılış alanından Allah'a nispet edilmiştir. (A.g.e., s. 212).

Aynı şekilde bazı ayetler Allah'ın hâlikıyeti hakkında tüm insanları muhatap alarak insanın iradeli fâili olduğu kimi işlerin neticesiyle ilgili soru ortaya atmış ve bu yöntemle onu, o mahlukun hâlikının gerçekten o mu, yoksa Allah mı olduğu düşüncesine daldırmıştır:

“أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ. أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ "

"Şimdi rahimlere dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?” (Vakıa 58 ve 59).

Önceki ayette söylendiği gibi, her ne kadar soru için cevap beyan edilemişse de gayet açıktır ki ayet, meniyi insan suretine dönüştürenin Allah olduğu cevabını telkin etmektedir. Bu cevap o kadar güçlüdür ki beyan edilmeye gerek kalmamıştır. Fakat her halükarda bunun sonucu, hâlikıyette tevhidir.

Vakıa suresinde bu ayetlerin devamında aynı metodun kullanılarak rububiyette tevhid de öğretilmiştir:

“أَفَرَأَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ. أَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ. لَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ. أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاء الَّذِي تَشْرَبُونَ. أَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنزِلُونَ. لَوْ نَشَاء جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ. أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ. أَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنشِؤُونَ. نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِّلْمُقْوِينَ

"Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız. "Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık." Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz? Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.” (Vakıa 63-73).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar