Mâlikiyette tevhid eğitiminde doğrudan telkin metodu gerçekte hakiki mâlikiyetin Allah'tan başkasından men edilmesinin ifadesidir. Bu doğrudan telkin bazen Allah'ın mükte ortağı olmamasıyla ilişkilendirilir:
“وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا"
"Ve de ki: Övgü, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da ihtiyacı bulunmayan Allah'adır. Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.” (İsra 111).
Bu ayetin hedefi -mâlikiyette tevhid mevzusunda kapsamlı ayetlerden biridir (Cevadi Âmuli, 1383, s. 462)- Allah'a hamd ve onu tekbir etmektir. Bu hedefin tahakkuku için onun benzersiz zâtına yaraşır bir muhteva ve metod seçilmelidir. Bu sebeple o, selbî sıfatlardan (muhteva) üç sıfatla ve doğrudan telkin metoduyla (yöntme) tavsif edilmiştir.
Bazen de bu yöntem mâlikiyet türlerinin Allah'tan nefyedilmesiyle gerçekleşir:
“قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ "
"De ki: Allah'ın dışında öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile hiçbir şeye güçleri yetmez, onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur.” (Sebe 22).
Allame Tabatabaî'nin bu ayeti tefsiri itibariyle, üç tür mâlikiyetin Allah'tan başkasından nefyedilmesi yoluyla, Allah Teala yerine tercih edilmiş sahte tanrıların uluhiyetinin bâtıl olduğu telkin edilmiştir. (Tabatabaî, 1417 kameri, c. 16, s. 370).
Bu konuda, bu çalışmada inceleyecek fırsatımız olmayan çok sayıda ayet vardır. Fakat bir ayette özetle Allah'tan başkasında hiçbir şeyle ilgili mâlikiyetin bulunmadığı telkin edilmiştir: “قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ اللّهِ” (Maide 17). Öyle ki, hatta Allah'ın büyük peygamberi, yani Hz. İbrahim (a) bile amcası için bu durumu itiraf eder: “وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن شَيْءٍ” (Mümtehine 4). Bu mâlikiyet varolmamak bir yana, var olamaz dahi:
“وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ شَيْئًا وَلاَ يَسْتَطِيعُونَ"
Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiç bir rızka, hiç bir şeye mâlik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?” (Nahl 73).
Rububiyette tevhidin eğitiminde de, Allah'ın rezzak oluşu gibi rububiyetin çeşitli tecellilerinde Allah'ın mutlak rububiyetinin bariz beyanı yoluyla doğrudan telkin metodu kullanılmıştır. Rezzak veya râzık olma, Allah'ın rububiyetinin aslî tezahürlerinden biridir. Allah'ın râzıkıyeti, mahlukatına ve kullarına rızık lütfetmesi demektir.
Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde râzıkıyette tevhid, sarih ve doğrudan beyan metoduyla muhataba telkin edilip öğretilmiştir:
“إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ "
"Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.” (Zariyat 58).
Bazı müfessirlerin ifadesiyle, Allah'ın rezzak oluşundaki inhisarı duyuran önceki ayetten daha belirgin ve bariz olan ayet şudur (Cevadi Âmulî, 1383, s. 432):
“هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ"
"Allah’tan başka, sizi gökten ve yerden rızıklandıran, rızıklandırabilecek bir başka yaratıcı var mıdır?” (Fatır 3).
Bu ayet -bu konudan ayrıntılı bahis daha önce geçmişti- hâlikıyet ve râzıkıyette tevhidi aynı anda beyan etmektedir.
Bazı ayetlerde Peygamber'e (s), bu Rabbin insanlara rızkı genişlettiği veya daralttığının açık biçimde duyurması emredilmiştir:
“قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ”
"De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe 36).
Görüldüğü gibi, bu metodla ilgili dikkat çekici sayıda ayette Allah, “قُلْ” emrini kullanarak Peygamber'i (s) bu hakikatleri insanlara açıklamakla görevlendirmiştir. Buradan, tevhidî maarifin Allah tarafından seslendirilmesi ve bu öğretilerin ona nispet edilmesindeki öznelliğin eğitimin inceliği olduğu ve eğitim öğretim konumunda olan herkesin bu hakikatleri muhataplara ve öğrencilere bizzat kendisinin seslendirmesinin gerektiği anlaşılmaktadır. Öğretmen öğrenci, eğitimci eğitim alan, baba ve anne çocukları için vs. Allah'ın tevhid-i ef'alî ve tezahürlerini basit bir dille kendi muhataplarına seslendirmeli ve anlatımda gayet net biçimde, bu hakikatleri kainatın Rabbinin vazettiğini ve aynı ölçüde kalp ve ruhlarında itikat meydana getirmesi için başkalarına aktarılmasını emrettiğini söylemelidir.
4.3. Tevhid-i Ef'alînin Fıtrî Olduğuna Dikkat Çekme
Tevhid-i ef'alî öğretiminin metodlarından bir diğeri, bu tevhidin fıtrî olduğuna muhatabın dikkatini çekmektir. Bu yöntemle eğitim, hakkaniyeti önceki iki metodla ispatlanan itikadı derunî hale getirecek ve kökleştirecektir.