4- Kur'an'ın bâtını ve tevili

04 December 2025 52 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 12

“Bir Kur'an tefsiri yazma düşüncesindeydim. Fakat bir üstad arıyordum. Üstadın Peygamber'in sülalesinden olması gerektiğini anlayınca uzun süre araştırdım.

حتی اثرت علی سید جلیل من ذریة رسول الله. / Öyleki Allah Resulü’nün soyundan üstün bir şahsiyetle karşılaştım.

Dolayısıyla tefsiri yazmaya başladım. Tabii ki Kur'an'daki zorlukların bu yolla halledileceği inancıyla.”

Hâsılı, sadr-ı İslam'da gündemde olan bu mesele, İmamların büyük rolü hakkında bilgi vermektedir. Öyleyse hiçbirimiz bu konuyu gözardı edemeyiz.

Fakat benim arzetmek istediğim mevzu, bir ayeti anlamak için net biçimde burada hangi rivayetin yeraldığına bakmamız gerektiğidir. Haklarında hiçbir rivayetin olmadığı pek çok ayet vardır. Bu durumda, Kur'an etrafında ve Kur'an'da geçen temel konulara ulaşmak üzere tahkik yapmakla vazifeliyiz. Hiç tereddütsüz İmamlar (a.s) anlama yolunu bize öğretmişlerdir.

Fehmi b. Yesar, İmam Bâkır'a (a.s) sorar: “Peygamber-i Ekrem'in ان للقرآن ظهرا و بطنا buyurmasındaki maksat nedir?” Yani bâtından kastedilenin ne olduğuna ilişkin meşguliyet onlar için de sözkonusuydu. Hazret şöyle buyurdu: “ظهره تنزیله و بطنه تأویله” Sonra izah etti: “Kastedilen, kimi zaman Kur'an'a yüzeysel bakmanız, yani nüzul sebeplerine dikkat etmenizdir. Kimi zaman da derinlemesine bakmanızdır. Bu da bâtındır.”

Bendeniz şimdi bir noktayı arzedeceğim. O da şudur ki, Kur'an'ın zâhir ve bâtın itibariyle çifte delalete sahip olmasında başlangıç noktası, tedvin edilmiş bir kitap olarak gökten inmemiş olduğudur. Bilakis yirmi yıl müddetince (kimileri Kur'an'ın yirmiüç yılda nazil olduğunu düşünür ama yanlıştır. Çünkü Kur'an'ın nüzulü bisetten üç yıl sonra başladı) “نزول نجوما و بالمناسبات” vardı. Yani ne zaman bir gelişme gerçekleşse, bir olay vuku bulsa ve o günün İslam toplumunda sorunlar ortaya çıksa, her ne sorun olursa olsun, ister siyasi, ister ilmî, ister öğretiler bakımından vs. Hz. Resulullah ve Müslümanlar, bu müşkülatın Kur'an vahyiyle halledilmesini bekliyordu. Netice itibariyle bu sorunların çözümlenmesi için ayetler geliyor veya bir münasebet ortaya çıkıyor ve onun için bir ayet nazil oluyordu. Hulasa, Kur'an muhtelif zamanlarda ve münasebetlerle nazil olduğundan ve her bir ayet belli bir cihete dönük indiğinden bu da Kur'an'ı belli bir yönle irtibatlı hale getirmiştir.

Bu sözün manası, Kur'an'ın “tarih” olduğudur. Oysa Kur'an tüm beşeriyet için ebediyete kadar umumi bir hidayettir. Bu mesele, Peygamber'i, filan ayetin belli bir münasebetle nazil olduğu ve o münasebetle ilişkili geldiği ama derinlemesine bakmamız gerektiğini bize ikaz etmek zorunda bıraktı. Çünkü bu ayet kendi içinde genel ve ebedî risaleti taşımaktadır. Belli bir konuda nazil olan bu ayetin belli bir sorunu çözdüğünü söyleyemezsiniz. Eğer böyle olursa İmam Bâkır'ın (a.s) “اذا لمات القرآن بموتهم” buyurduğu gibi Kur'an şimdiye dek ölmüş olurdu. Tıpkı bir doktorun bir hastalık için yazdığı reçete gibi. Bugün bir reçete yazar, yarın başka bir reçete... Daha sonra bu reçeteler hiçbir derde deva olmaz. Kur'an, o gün ortaya çıkmış mesele ve müşkülata ilaçtır. Ama o günün meselelerine ilaç olmasının yanısıra her bir sorunun içinde bir mesaj gizlidir. Hz. Peygamber, filan ayetin hangi konuda nazil olduğunu, kimi hedef aldığını, falan kişiyi, mesela Ebu Cehil'i vs. hedefe koyduğunu bilebilmek için nüzul sebeplerine başvurmamız gerektiğini, bunun tenzil itibariyle olduğunu söylemekle birlikte, bununla yetinmememiz lazım geldiğini ikaz etmektedir. Çünkü o zaman tarih kitabı olur. Aksine derinlemesine bakılmalıdır. O ayetin içinde hangi mesajın yeraldığı ve bu mukaddes kitabın ölümsüzlüğünü güvence altına alan risaletin ne olduğu idrak edilmelidir. Eğer Kur'an yüzeysel olsaydı geçmişle ilgili olurdu. Burada bir misal vermek gerekir. Bu misali çok yerde anlattım, ama zihni konuya yaklaştırmak için tekrarlamamda yarar var.

Kur'an ayetlerinin çoğunda şahsa hitap vardır. Bu hitabın muhatapları da belli şahıslardır. Bu zeminde birçok misal de geçmektedir. Mesela

“وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ”

“Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.”

Bu ayetin muhatabı müşriklerdir ve ayetin nüzul sebebi, beşerden peygamber mi olacağına itiraz eden müşriklerin nübüvvet meselesinden kuşku duymasıdır. Allah bu şüpheye hem çözüm getiren, hem de iddiayı reddeden bir cevap vermiştir. Çözüm getiren cevabı başka bir ayetle vermiştir:

“وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ”

“Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.)”

“وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ”.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar