Allame Tabâtabâî’nin Sosyal Adalet Teorisi ve Bunun Altyapıları

04 December 2025 49 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 12

Uygulamalı Tanım

Uygulamalı tanımın ölçüsü, bir kavramın bir mısdaka tatbikinde zihnin eylem yöntemidir. Burada uygulamalı tanımdan maksat, hipotetik eyleme nazır olup onu insanın fiili olması yönüyle tanımlar. Bu tür tanımlamada gerçekte “itibarî eylem” ile “varsaymak” kastedilir ki insanın fiili olup tamamen “nefsanî ve zihinsel bir eylem” (Şirvani, 1384, c.2: 145) tanımlanır, “itibarî bir kavram” değil. Yani tanımlama metninde mülahaza edilen, itibarî eylemin zihin veya dildeki faaliyetidir.

Allame, itibarî eylemlerden neyi kastettiğini daha iyi anlatabilmek için önce teşbih ve istiare kalıbında gerçekleşen edebi itibarı tanımlıyor. Daha sonra itibarî eylemlerin tanımına geçiyor ve itibarî kavram için birkaç özellik beyan ediyor.

Temsil, teşbih ve istiare gibi bazı edebiyat sanatlarında itibarî bir şeyin bulunması esastır. Bu meyanda istiarenin özü olan itibar, Allame’nin maksadı olan itibara daha yakın görünmektedir. Teşbihte teşbih edatından faydalanarak “müşebbehle müşebbehun bih (benzeyenle kendisine benzetilen)” arasında bir tür denge ve eşitlik sağlamış oluyoruz. Böylece ameli bir ihtiyaca – ki bir şekilde hissiyatı harekete geçirmektir – cevap vererek maksadımıza ulaşıyoruz. (Tabâtabâî, Bita: 282)

Örnek olarak şöyle diyoruz: “Ali şecaatte aslan gibidir.” Burada Ali, aslana teşbih edilerek Ali ile aslan arasında bir denge ve eşitlik itibarı oluşturulmuştur. Müşebbeh ve teşbih edatının zikriyle oldukça sade ve açık bir itibar sağlanmıştır. Bu benzetmeyle dolaylı şekilde Ali’nin şecaatine dair hissiyatımız az da olsa tahrik edilmiştir. Fakat istiarede teşbih edatı ve müşebbeh zikredilmediğinden; direkt müşebbehun bih (kendisine benzetilen) müşebbehin (benzetilenin) yerine oturtulduğu için denkleştirme ve eşleştirmenin neticesi olarak maksadımızı direkt ve daha güçlü şekilde muhataba aktarmış oluruz. (A.g.e: 283)

Bir görüşe göre istiarede – insan zihninin amel tarzıyla kurguladığı düşünce de bunu destekliyor – (Tabâtabâî, Bita, Şehit Mutahhari’ye ait dipnot: 286) lafızlar yer değiştirmemektedir. Bilakis istiare bir mana meselesidir. Yani “Ali” lafzının yerine “aslan” lafzı konulmamıştır ki böylece lafız gerçek manasında kullanılmamış olsun ve mecazi anlatımla Ali’nin şecaat sıfatında aslana benzediğini açıklamış olsun. Aksine istiarede insan zihni şöyle farz (itibar) ediyor ki müşebbeh/benzetilen (Ali), müşebbehun bihin/kendisine benzetilenin (aslanın) mısdaklarından biridir. (A.g.e: Dad, 29:1383) Burada kişi, aslan lafzının manasını genişletiyor ve onun, sadece belirli bir yırtıcı hayvan için değil şecaatli tüm varlıklar için vazedildiğine inanıyor. Sonra da şecaat sıfatına sahip olan Ali’yi bu lafzın bir mısdakı olarak itibar ettiğinden onun üzerine yapılan aslan tanımlamasını da doğru görüyor.

Allame bu edebi bahisten kendi maksadını açıklamada faydalanıyor. Şöyle ki insan istiarede nasıl gerçekte bir kavrama ait olmayan mısdakı, edebi hedeflerine ulaşmak için onun mısdakı olarak farz ediyorsa yaşantısında da birtakım işleri farz (itibar) ederek onların yoluyla ameli ihtiyaçlarını sağlamaktadır. Ona göre insan tabiatının kendine özgü birtakım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar kişinin derununda bazı duygu ve eğilimleri harekete geçirmektedir. Bu eğilimler insanın bir dizi algılar ve düşünceler kurmasına, bunların iradeye ve daha sonra da bu ihtiyaçları bertaraf edecek amelle sonuçlanmasına sebep olmaktadır. Bu düşünceler ve algılar, özel anlamda itibarî algılar olup istiare hakkında söylenenler dikkate alınarak şu şekilde tanımlanabilir: İnsanın, ameli ihtiyaçlarını gidermek için vehim gücüyle bir şeyin haddini başka bir şeye verdiği bir düşünce aktivitesidir. (Tabâtabâî, Bita: 292-293)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar