4- İlhâd Ve Modern İlhad Akımları

04 December 2025 55 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 13

Étienne Gilson’a göre özü itibariyle Nietzsche’nin gerçekleştirmek istediği reform, hıristiyan alçak gönüllülük ve uysallık idealini ortadan kaldırmak ve onun yerine insana verilen bütün güçleri hürriyet içinde ve en etkili bir şekilde değiştirmektir. Şu halde gerçekten ölmüş olan şey geleneksel hıristiyan ahlâkının tanrısıdır. Yoksa Nietzsche’nin inkârı ne alenen, belki ne de zımnen dünyanın ve insanın yaratıcısını hedef almaktadır (a.g.e., s. 14-15).

Jean Paul Sartre’ın ateizminin Nietzsche’ninkinden çok ayrı bir noktada olduğu söylenemez. Şu kadar ki Sartre felsefesi daha tutarlı bir hümanizm sergileme çabası taşımakta, konunun ontoloji ve ahlâk boyutları daha sistematik bir belirginlik arzetmektedir. Sartre için de önemli olan, bağımsız ferdin tam anlamıyla kendini gerçekleştirebilmesi ve mutlak özgürlüğe ulaşabilmesidir. Buna göre insan var oluşu, tanrısal bir zihinde daha önceden tasavvur edilmişlik anlamında herhangi bir genel özün tezahürü olmamalıdır; tam aksine o kendi kendini gerçekleştirmeli, inşa etmeli, özü itibariyle yine kendi kendini meydana getirebilmelidir. Bir başka deyişle bu felsefede öz var oluştan sonra gelmeli, insan özgür projeleri çerçevesinde kendini nasıl yapıyor ise öyle olmalıdır. Bunun için de Tanrı olmamalıdır. Şu halde Sartre için ateizm bir sonuç değil postulattır.

Sartre, inkârını âdeta bir iman kararlılığı içinde felsefesine temel yapmıştır. Varlığın genel yapısı açısından bakıldığında onun temelinde mutlak varlık olan Tanrı’yı görmemek, hem varlığı sebepsiz ve saçma ilân etmek hem de mutlak sayılabilecek değerlerin bulunmadığını söylemek demektir. Bu da insanı temelsiz bir özgürlüğün içine terkeder. Yaratılmamış olan, hiçbir sebebe dayandırılamayan, gereksiz olan bir varlık alanıyla karşılaşma insanda Sartre’ın “bunaltı” adını verdiği bir irkilme ve tiksinme vücuda getirir. Tanrı’nın olmadığı kanaati sadece büyük bir temelsizlik yaratmamakta, fakat insan davranışlarında bir başı boşluk da oluşturmaktadır. Değerin kendisine bağlı olarak ele alındığı özgürlük haklı kılınmış olmaktan uzaktır. Bu ise Sartre felsefesini bir “sıkıntı felsefesi” haline getirecektir. Sartre’ın Tanrı’sız insanı, tam bir boşluk ve terkedilmişlik içerisinde mutlak bir özgürlükle zincirlendiğini görecektir; buna göre de gerek yaşamakta olduğu dünyaya, gerekse kendine ait her şeyin sorumluluğunun sadece kendi omuzlarında olduğunu hissedecek; suç, günah, pişmanlık, tövbe, af ve rızânın söz konusu olamayacağı Tanrı’sız bir özgürlük içinde mutlak yalnızlık ve huzursuzluğa duçar olacaktır.

Sonuç olarak ateistlerin yaptığı şey, genellikle Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamak değil Tanrı’nın varlığı hakkında ileri sürülen delillerin yetersiz olduğunu göstermeye çalışmaktır. Halbuki genellikle insanların Tanrı’ya inanmaları her türlü ispattan önce gelir. İnanç ispatın sonucu değil sebebidir (a.g.e., s. 56). Üstelik bugün de pek çok inançlı fizikçi, biyolog vb. bilim adamının bulunması, en azından ilmî zihniyetin Tanrı fikriyle pekâlâ uyuşabildiğini göstermektedir.

BİBLİYOGRAFYA

J. P. Sartre, L’être et le néant, Paris 1943.

a.mlf., L’existentialisme est un humanisme, Paris 1970.

Friedrich W. Nietzsche, Le gai savoir, Paris 1950.

a.mlf., Ainsi parlait Zarathoustra (trc. Marthe Robert), Paris 1958.

R. Verneaux, Histoire de la philosophie contemporaine, Paris 1960.

I. Lepp, Psychanalyse de l’athéisme moderne, Paris 1966.

P. Foulquié, Dictionnaire de la langue philosophique, Paris 1969.

H. Arvon, L’athéisme, Paris 1979.

Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi, İzmir 1987, s. 162-183.

Kenan Gürsoy, Jean Paul Sartre Ateizmi’nin Doğurduğu Problemler, Ankara 1987.

Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı (trc. Veysel Uysal), İstanbul 1992.

“Athéisme”, Encyclopédie philosophique universelle, Paris 1990, I, 178-181.

DEİZM

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar