3.2. Şarabın haram kılınması, insanın aklının da idrak edebildiği bir şeydir. Bu nedenle “müstakilât-ı akliyye”den sayılmıştır. Bu konudaki ayetler de ikaz ve kötülükleri beyan üslubuyla gelmiştir, şer'î taabbüd olarak değil. (Melekî Miyancî, 1400: 29). Cahiliye döneminde içki içmekten sakındıran kimselerin sözleri de aklî delillerin parçasını oluşturmaktadır. Onlar, şaraptan sakındırmanın sebeplerini açıklarken diyorlardı ki: “Aklımı ortadan kaldıran ve beni göreni bana güldüren şeyi içmem.” (Bkz: Belazurî, 1959: 10/254; İbn Abdilber, 1412: 2/819; İbn Esir, 1409: 3/65 ve 495).
3.3. İçki içmenin çirkinliği o derece aşikardır ki, bazı Araplar cahiliye döneminde de ondan kaçınırdı. Hatta Abdurrahman b. Haldun şöyle yazmaktadır: “Cahiliye Araplarında eşrafın içkiden kaçınmasından, şarabın onların çoğunun nezdinde kınanmış bir şey olduğu anlaşılmaktadır.” (1408: 1/24). Tarih, cahiliyede içki içmeyi kendine yasaklamış bazı kimselerin isimlerini kaydetmiştir. Osman b. Maz'ûn (İbn Sa'd, 1410: 3/301), Abbas b. Merdas Sülemî (İbn Habib, tarihsiz: 237), Kays b. Âsım Minkarî (İbn Esir, 1409: 4/133) ve Âmir b. Zarb (Belazurî, 1959: 13/266) bu kişilerdendir.
3.4. Anlatıldığına göre A'şâ Benî Kays Müslüman olma niyetiyle Allah Rasülü'nü (s.a.a) ziyaret etmek üzere yola çıktı. Onu methetmek için bir kaside okudu. Kasidenin matlaı şöyleydi:
ألمتغتمض عيناک ليلی أرمـدا
وبتّ كمابات السليم مسّهدا
Ama Mekke'ye veya yakın bir yere ulaştığında Kureyşli müşriklerden biri yolunu kesip ne amaçla geldiğini sordu. A'şâ, Müslüman olmak için Nebiyy-i Ekrem'e (s.a.a) gittiğini söyledi. Müşrik, A'şâ'ya dedi ki: “Ey Ebu Basir, o zinayı haram kıldı.” A'şâ şöyle dedi: “Benim buna ihtiyacım yok.” Dedi ki: “Ey Ebu Basir, o içkiyi de haram kıldı.” A'şâ dedi ki: “Ama bu benim asli uğraşılarımdan biri. İyisi mi geri döneyim ve bu yıl şarap içeyim, sonra ona gelir ve Müslüman olurum.” Geri döndü ve o sene vefat etti. (İbn Hişam, tarihsz: 1/386-388).
3.5. “وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُم بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُم مِّن شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ”
" İnkâr edenler, iman edenlere dedi ki: "Bizim yolumuzu izleyin, günahlarınız biz boynumuza." Oysa kendileri, onların günahlarından hiçbir şeyi yüklenecek değildir. Onlar kesinlikle yalancıdırlar. "(Ankebut 12)
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle anlatılmıştır: Ebu Cehil ve Kureyş'in diğer büyükleri, Müslüman olma niyetiyle Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) yanına giden kimseleri izler ve onlara şöyle derlerdi: “O içki ve zinayı yasakladı. Geri dönün. Biz günahlarınızı yükleniriz.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (İbn Ebi Şeybe, 1409: 8/443; Suyutî, 1404: 5/142). Hatırlatmak gerekir ki, cumhurun görüşüne göre Ankebut suresi Mekkî'dir. (Bkz: İbn Âşûr, 1420: 20/126).
3.6. İbn Hibban, bisetin ilk yıllarındaki olayları sıralarken Ebu Hâtim'den şöyle nakletmiştir: Nebiyy-i Ekrem (s.a.a) insanları bir tek ve ortaksız Allah'a davet ediyordu. Ebu Cehil ise insanlara diyordu ki: O yalancının biri. İçki ve zinayı yasakladı.” (İbn Hibban, 1393: 1/69).,
Ortaya konan şahitlerden anlaşıldığı kadarıyla içkinin haram olduğunun duyurulması Medine dönemine dönemine ait bir hüküm olmaması bir yana, bilakis Mekke döneminde müşrikler tarafından bu dinin temel öğelerinden biri olarak tanındığı meşhurdur. Hatta Allame Tabâtabâî şöyle der:
“İçki, bisetin başlangıcında haram kılınmıştır.” (1417: 16/163).
Bu konuda bir noktaya dikkat çekmemizin zarureti vardır: Şârinin bir şer'î hükmü duyurmak için tek yolu Kur'an metni değildir. Allah Rasülü'nün (s.a.a) beyanı da diğer şer'î kaynaklardandır. Bu duyurma da, içki içmenin çirkinliğine dayanan aklın hükmünün yanında irşad içindir yalnızca. Çünkü Araplar İslam'dan önce de içki içmenin çirkinliğine vakıftı.
4. İçkiyi Haram Kılmada Hoşgörü
Bazı rivayetler içki meselesinde belli bir hoşgörü olduğunu ifade etmektedir. İmam Sâdık'tan (a.s) nakledilen rivayette şöyle geçmektedir:
Allah, içkiyi haram kılarak dinini mükemmelleştirmediği hiçbir peygamber göndermemiştir. İçki hep haramdı. Onlar yalnızca bir hasletten başka bir haslete intikal ediyorlardı. Eğer bu onlara bir kerede yüklenseydi dinden koparlardı.
İmam Sâdık (a.s) sözünün devamında şöyle buyurmaktadır:
Ebu Cafer (a.s) buyurmuştur ki: Hiç kimse Allah'tan daha hoşgörülü değildir. İlahi hoşgörüden biri de, onları bir hasletten başka bir haslete geçirmektir. Eğer onlara bir kerede yüklenseydi helak olurlardı. (Kuleynî, 1407: 6/395).
Bu rivayetin zâhiri tedrici hatırlatmaktadır. Bu yüzden bu alandaki hoşgörünün manasının anlaşılması önem taşımaktadır. Allame Tabâtabâî şöyle der: